Bütünlük

02/12/2016 Cuma
Bütünlük

Devleti ve milleti ile bütün olan Türkiye Cumhuriyeti değil konu.

Konu devrimci mücadelenin bütünlüğü.

İlham kaynağı ise sonsuzluğa uğurladığımız Kübalı devrimci Fidel ve onun yoldaşı Che.

Che bir doktor. Ve 100 gençle yüklenmiş 15 kişilik yat Granma’nın planlanan tarihten 3 gün sonra planlanan yere değil balçıklı bir sazlığa ulaştığı günlerde bu genç doktor, zor (!) bir karar veriyor. Popüler bir hikaye, biliyorsunuzdur. Yorgun, bitkin, şaşkın değil ama karmakarışık bir halde makinalı tüfek ateşinin ortasında kendini bulmuş genç gerillalar sağa sola kaçışırken Doktor Che’ye bir karar vermek düşüyor: İlaç ve tıbbi malzeme dolu bir sandığı mı alacak yanına, yoksa silah dolu bir sandığı mı? Silahları seçiyor.

Bu seçimi farklı şekillerde yorumlamak mümkün. Yakın zamanda okuduğum bir yorum “Doktor Che’nin hayatına bir doktor olarak değil bir savaşçı olarak devam etmeye o noktada karar verdiği” yönündeydi.

Yanlış ve mantık hatası barındırıyor.

Yanlış, çünkü Doktor Che Küba devrimi ile başlayan yeni hayatında her işi yapıyor. Devrimci Küba’da yeni bir ekonomiyi kurma işinin başına geçiyor. Sosyalist iktisatla ilgili yazdıkları hiç yabana atılır şeyler değil ve değer veriliyor. Che’nin Küba’nın bir askeri ayaklanma olmaktan çıkıp bir yeni toplum haline gelmeye başladığı noktada “sıkılıp” savaşmaya gittiği yorumu köylü kafasına çok hitap ediyor ama o da bir saçmalık: Kübalı devrimciler hiçbir zaman “iş seçmiyor.” İnsanoğlu çeşit çeşit. Ketum olanı var, çok konuşanı var. Kavgacı olanı var, tatlı dilli olanı var.

Fakat Kübanın efsane devrimcileri (ama hepsi!) için hayat, görev, misyon, mücadele böyle kompartımanlardan oluşmuyor.

Küba devrimi pek güzel ifade edildiği üzere “yüksek insani değerler üzerinde yükseliyor.”

Bu yüzden, onlarca yoldaşlarının ölümüne neden olduğunu anladıkları bir çiftlik ağasını duraksamadan infaz eden 26 Temmuzcular, “en zor günlerinde” baskın yaptıkları karakolda ele geçirdikleri silahları yanlarına alıp ayrılmadan önce yaraladıkları askerleri tedavi ediyorlar.

Çünkü böylesi sembollerle “yüksek değerlerin” sarsılmaz yolu döşeniyor.

Ve bütünlük dediğimiz şey sembolik kalmıyor.

Gerçekten, inanarak, isteyerek ve sonuç bekleyerek her şeyi aynı anda yapmayı başarıyorlar.

Sürgünlüğe alışma, “bir çivi çakma duvara” diyen yoldaşları Brecht’e inat, yarın gitmenin planlarını yaptıkları Meksika’da ayak üstü bir hayat kurmayı, çalışma odalarını, kütüphanelerini düzenlemeyi biliyorlar. Yarın gideceklerini bile bile ceketlerini iskemleye savurmuyolar. Özenle çakıyorlar çiviyi duvara. (Bir çivi çakma duvara/iskemleye savur ceketini/üç günün telaşı niye/yarın gidersin buradan – Sürgünün şarkısı)

Zorlu, kanlı bir yolculuğun kendilerini savurduğu köylerde, köylülerle noel kutlaması yapmayı da, okuma yazması olmayan çocuklara iki harf öğretmeyi de ihmal etmiyorlar. O çocuklar böyle böyle alfabeyi sökerler diye düşündükleri için değil, harf öğretmeden devrimci olamayacaklarını bildikleri için.

Che, makineli tüfek ateşi altında kaçıştıkları sırada tıbbi malzeme sandığını değil, silah sandığını yanına aldı. Böyle hikayeler üzerine şatafatlı kelamlar savurmak hoştur tabii ama üzülerek söylemek zorundayım: Aksini yapması için gerçekten delirmiş olması gerekirdi. Gerillaların, hayatta kalmak ve savaşmak için ihtiyaç duydukları şey gazlı bez değildi ki! Onları düşman ateşinin içinden çıkaracak olan mühimmattı.

Ve Che doktorluğu hiç bırakmadı. En azından hekimliğe tercih ettiği şey askerlik olmadı. Sanayi Bakanı oldu, inşaat ustalığı yaptı, “taş taşıdı”...

Doktorluk kısmı bir yerden sonra konunun ağırlık noktası değil elbette.

Her büyük devrimcinin yapması gerekeni, yapmadığında zaten büyük devrimci olarak tarihte yerini alamadığı şeyi yaptı, yaptılar: Her şeyi!

Che, Fidel, Raul, Camilo...

Küba’da suni dengeyi bozdular diyorsanız, en azından şunu eklemek durumundasınız: Sadece namlularıyla değil, bir orman köşesine kuruverdikleri kara tahtalarıyla, ilaç sandıklarıyla, radyo alıcıları, satranç tahtaları ve el çakısıyla oyulmuş tahta oyuncaklarıyla bozdular. İnançsızlığı yıktılar, insana inanmakla, inanmayıp çürük bir ot gibi yaşamak arasında salınan yoksulların itildikleri çaresizliği bozdular.

Yüksek insani değerler, Küba devriminin merkezine böyle yerleşti.

Ve insanın bütünlüğü, hani şu balık tutup, felsefe yapan insanınki, bu yüksek insani değerlerin en yüksek olanıydı.

Bu bütünlüğü anlamakta zorlanan esnaf kafasının birbirinden ayırmak için onyıllardır debelenip durduğu Che ve Fidel’in ve başkalarının bütünlüğü aynı zamanda...