Mehmet Erdemli
Hukuk
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:51 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:51
Mehmet Erdemli'nin “Hukuk” başlıklı yazısı 19 Şubat 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Teresa May’den önceki içişleri bakanları da hep aynı yakınmayı dile getirdiler. Muhafazakar İçişleri Bakanı May, bu konuda yalnız değil. Yargıçların göçmenlerle ilgili verdiği kararlarda “göçmen yasası”na uygun davranmadıklarını hatta söz konusu yasayı hiç tanımadıklarını ileri sürmesi, bu nedenle yeni bir kelam değil.
Hani şu meşhur “Berlin’de yargıçlar var” cümlesi ile ifade edilen “hukuk” gerçeği, İngiltere’de de fazlasıyla mevcut, kimi ciddi yanlışlarına rağmen. Göçmenler konusunda, İngiliz adalet sisteminin, İçişleri Bakanlığı’nın kimi kararlarına hatta alışılmadık bir biçimde sözlü uyarılarına kulak asmadığının onlarca örneği bulunuyor. Hukuk, meseleye siyasiler gibi bakmıyor. İnsan hakları açısından ele aldığı konularda, bu haklar çerçevesinde kararlar veriyor.
Bu, çok çarpıcı bazı kararlardan ötürü kamuoyunun tepkisini çekiyor olsa da hukuk bildiğini okumaktan şaşmıyor. Bu yanıyla, gerçekten de hukuk, İngiltere gibi ülkelerde siyasi mekanizmaya karşı bir güvence kabul ediliyor. Hükümete kalsa, en ufak suçundan ötürü bir göçmenin hemen sınır dışı edilmesi gerekiyor. Hukuk buna tabii ki izin vermiyor. İçişleri Bakanı Teresa May’in İngiliz yargısına eleştirisinin nedeni bu.
Hukukun insan hakları ölçütünün özellikle adi suç işlemiş göçmenler tarafından istismar edildiği bir gerçek. Ancak böyle bir istismar var diye, hukuk dışı bir yaklaşım savunulamaz. Bir İngilizin, işlediği suç yüzünden ülke dışına çıkarılması nasıl akla gelmiyorsa, İngiltere vatandaşı bir göçmenin aldığı hapis cezasını çektikten sonra sınır dışı edilmesi de savunulamaz. Bir suç için iki kere cezalandırma anlamına gelir bu. Hukuk buna izin vermiyor. O nedenle, büyük suçlarına rağmen neden göçmenlerin memleketlerine gönderilmediği konusunda kamuda kızgınlık dile getiriliyor çoğu kez.
İçişleri Bakanı Teresa May işte bu kamu “hassasiyetini” kullanarak hukuka çeki düzen verilmesi niyetinde. Bunun için de, çok da sık olmayan, ama halkı bu konuda kışkırtacak kadar “çarpıcı” örnekleri zaman zaman hatırlatıyor. Muhammed İbrahim adlı Iraklı bir Kürdün, 12 yaşındaki bir kıza arabasıyla çarparak kaçmasından sonra dört ay hapse mahkum edilmesi, sonra da ailesiyle birlikte olması gerekçesiyle serbest bırakılması bunlardan biri. Bir okul müdürünü öldürmekten mahkum edilen İtalyan vatandaşı Learco Chindamo da, ülkede yasadışı olarak kaldığı için sınır dışı edilme kararı olduğu halde AB yasaları gereği hala İngiltere’de. Jamaika’lı bir uyuşturucu satıcısı da cezasını çektikten sonra ailevi nedenlerden ötürü İngiltere’de kalmaya devam ediyor. Bunlar da diğer örnekler.
Gerçekten de toplum zararlısı figürler var, cezalarını çektikten sonra da ülkede kalmaya devam eden. Ama, bunları istisna olarak kabul eden hukuk, daha fazla mağduriyet yaratacağı düşüncesiyle sınır dışı beklentisine kulak asmıyor kamunun.
“Kamu hissiyatı” denen şu son derece tehlikeli kavramın siyasilerce kullanılmasından hoşlanmayan bir hukuk var İngiltere’de. Kendisini siyasi saldırılara karşı savunabilecek gücü de var. Bir de tabii, “ben hukukçuyum, siyasiler beni yönlendiremez” diyen hukuk insanları.
Hani şu bizim gibi ülkelerde çok da rastlanamayan türden.