Mehmet Erdemli
Başlıyor ama…
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48
Mehmet Erdemli'nin “Başlıyor ama...” başlıklı yazısı 22 Ocak 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Sonucu ne olur bilemeyiz ama İngiltere nihayet bir adım atabildi. Irak işgali sırasında kimi İngiliz askerlerinin Iraklı mahkumlara işkence yaptıkları, uluslararası hukuku ihlal ettikleri gerekçesiyle İngiltere dünya kamuoyunun baskısıyla karşı karşıyaydı uzun süredir. İşkenceci askerler 2003-2008 yılları arasında “sistemli şekilde görevi kötüye kullanma politikası uygulamakla” suçlanıyor.
Önümüzdeki hafta 29 Ocak’ta İngiltere Yüksek Mahkemesi bu konuya ilişkin açılan davayı görüşecek. İddialar öyle yabana atılacak gibi değil. Irak’ın kötü şöhretli cezaevi Ebu Garib’de işkence gördüklerini ya da yakınlarını işkence sonucu kaybettiklerini söyleyen tam 180 kişi mahkemede haklarını arayacak. Güçlü delilleri de var avukatlarının ellerinde. Bu deliller, insan hakları konusundaki çalışmalarıyla bilinen hukukçu Phil Shiner’in işkence kurbanı olan ya da yakınını kaybeden Iraklılarla yaptığı birebir görüşmelerden oluşturuldu.
Mahkemenin yanıtını aradığı soru, işkencenin yapılıp yapılmadığı değil. Bu net çünkü. Bu işkenceleri askerler komutanlarından habersiz mi yaptılar, yoksa emirle mi gerçekleştirdiler, yanıtlanması gereken bu. Bunu anlamak tabii ki önemli eğer emir unsuru varsa suçun içinde İngiltere ordusu ile savunma bakanlığı da suçun bir parçası olarak yargılanabilecekler. Bu tabii milyonlarca sterlin tazminatın da ödenmesi anlamına geliyor. Bireysel suç kararı verildiğinde de bir tazminat sözkonusu ama bu uzun hukuki süreçler gerektirebilir. Tabii hükümet, bu insanlık suçunu askerlerin keyiflerince yapıldığını, kendilerinin bunda bir dahilleri olmadığını ileri sürüyor.
Ne kadar inandırıcıdır bilinmez ama askerlerin onca denetleme mekanizmasını aşarak tutuklulara hem de saatlerce işkence yapabileceklerine inanan pek yok. Irak’ın işgal edildiği sıralarda da sonrasında da İngiliz askerlerinin Iraklı mahkumlara işkence yaptıklarını gösteren fotoğraflar basına yansımıştı. İlk anda aralarından birinin bu insanlık suçunu belgeleyip yetkilileri haberdar etmek için gizlice çektiğinin sanıldığı (öyleleri de var tabii) fotoğrafları, kendileri çeken, üstelik poz veren ruh hastaları bu askerler. Dolayısıyla ruhsal açıdan da hastalıklı bu askerleri istihdam ettiği için de Savunma Bakanlığı eleştirilerin, suçlamaların hedefinde.
İngiliz askerlerinin ilk karıştığı suç değil bu. Şu ya da bu nedenle (barış zamanında da) görevli oldukları yabancı ülkelerde bu tür suçlamalarla karşılaşmış çok sayıda asker var. Yani kendi askerlerini “disipline edememe” sorunu yaşıyor İngiltere. Bu çözmesi gereken bir sorun tabii ki. Ancak, uluslararası görev gücü olarak boy gösterdiği ülkelerde yediği haltlar basit bir disiplin sorunu gibi görülemez. Ordunun, savunma bakanlığının doğrudan doğruya sorumluluğu almalarını gerektirecek bir durum var ortada. Çünkü bireysel suç kapsamında değerlendirildiğinde bu tür suçların failleri ordudan atılmakla ya da ceza almakla kalıyor ancak ordu bu konuda önlemler alma konusunda işi pek de sıkı tutmuyor.
Şimdi 26 Ocak’taki mahkemede askerlerin “keyfi” davrandığı sonucuna varılırsa, pek değişen bir şey olmayacak. Ama emir komuta zinciri bağı bulunursa, zaten insan hakları konusunda sicili pek de iyi olmayan İngiltere’nin başı belada demektir.
Olsun tabii.