Seçim sürecinde emek politikaları tartışılmadı

18/11/2015 Çarşamba
Seçim sürecinde emek politikaları tartışılmadı

11.10.2015 günlü Resmi Gazetede, Orta Vadeli Program (2016-2018) yayımlandı.
Orta Vadeli Programlar, hükümetlerin gelecekteki üç yıllık beklentilerini, hedeflerini ve uygulayacakları politikaları açıkladıkları metinlerdir.

Geçtiğimiz seçim ortamında, AKP’nin verdiği sözlerle, orta vadeli programa yazdıklarını karşılaştırıp, çelişkilerinin sergilenmesi çok keyifli olabilirdi. Ne yazık ki dönem, katliamlarla, olağanüstü hallerle, sokağa çıkma yasaklarıyla geçti. Bu nedenle de “çözüm süreci”, “demokratik özerklik” gibi motifler öne çıktı. 

Emek politikalarını neredeyse hiç tartışamadık.

İş cinayetlerinde yüzlerce işçinin ölmesi unutuldu; işçilerin güvencesiz, kuralsız ve köle koşullarında çalıştırılması gündeme giremedi. Oysa bütün bunlar AKP’nin zayıf karnını oluşturuyordu.
Kargaşa ortamından AKP yararlanıyor. Ancak, bu vesileyle muhalefet partilerinin, çalışma yaşamı konusunda AKP’den pek de ayrı düşünmediği de görüldü: Hiçbiri asgari ücreti yükseltme ve taşeron işçilerinin kadroya alınması dışında öneri getiremedi.

Muhalefet partileri, 1.000 lira olan asgari ücreti 1.500-1.600 liraya yükseltme sözü vermişlerdi. Şimdi iktidar olamayışlarının keyfini sürüyorlar. Asgari ücreti 1.300 liraya çıkaracağı sözü veren AKP ise zor durumda, geri de dönemiyor. İşverenler, bu asgari ücretle para kazanamayız deyip işçi çıkartmakla ya da kayıt dışı çalıştırmakla tehdit ediyorlar. AKP ise; “şimdilik biraz az kazanın, sorununuzu çözeceğim” gibi sözlerle zaman kazanmaya çalışırken, artışın mali yükünü, teşvik ve benzeri yöntemlerle bütçeye yıkmanın ya da işsizlik sigortasından patronlara para aktarmanın yollarını arıyor.

Taşeronlar aracılığıyla kamuda çalıştırılanları çıkarırsanız, özelde kayıt dışılığın, neredeyse 2/3 düzeyinde olduğunu görürsünüz. Böyle bir durumu 2012 yılındaki bir yazımda şu sözlerle yorumlamıştım: “kapitalizmde topluma iki seçenek sunuluyor: Ya köleliğe boyun eğeceksin, ya da işsiz kalacaksın.”

Yanlış anlaşılmasın; patronların “aşırı kâr hırslarından”  filan söz etmiyorum. İçlerinde “batsın bu kapitalist düzen” diyenler bile çıkabiliyor. Kapitalist düzen, ne yazık ki, sömürü üzerine kurulmuş. Artı ürüne el koyma gücü olmayanlar ya da yitirenler, yaşayamıyor.

Taşeron işçilerin kadroya alınacaklarına ilişkin verilen sözlere gelince: 

AKP’nin hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu; plan, program, yasa, yönetmelik, strateji metni gibi belgelerin hepsi güvencesizliğin yaygınlaştırılmasının önündeki engelleri temizlemek amacıyla döşenen tuzaklarla dolu. Bu tuzaklara, esnek çalışma, sözleşmeli personel, performansa dayalı ücret gibi adlar veriliyor. Kamu kuruluşlarının şirketleştirilmesiyle kurumsal ortamı da hazırlanıyor. Çok uzak olmayan bir süre sonunda, yapısal ve yasal düzenlemeler bitirilecek ve kadrolu olmanın çağrıştırdığı güvence kavramı, kamu personeli için de kaldırılmış olacak. Böylelikle kamuda çalışanların taşeron işçisinden farkı kalmayacak.

AKP’nin emek politikasına ilişkin en son görüşleri 11 Ekim 2015 tarihinde yayımladığı Orta Vadeli Planda açıklanıyor. Aslında Programda yazılanlar yeni değil. AKP’nin hazırladığı bütün metinlerde aynen yer alıyor.
37 sayılı paragrafta; “istihdam piyasasının daha esnek hale getirilmesi” temel amaçlar arasında sayılıyor.

219 sayılı paragrafta; “aktif işgücü politikaları bölge ve sektör bazında yapılan etki analizlerine dayalı olarak uygulanacaktır” deniliyor. Bu sözleri Türkçeleştirdiğinizde, asgari ücretin doğu bölgelerinde ve sözgelişi inşaat gibi sektörlerde daha düşük belirlenmesi için yasal düzenleme yapılacağını anlıyorsunuz.

221 sayılı paragrafta; “mevcut istihdam teşvik sistemi gözden geçirilerek daha sade ve anlaşılır hale getirilecek” deniliyor. Bu sözler, istihdamın artırılabilmesi için patronlara daha çok teşvik verileceği anlamı taşıyor. 
222 sayılı paragrafta; “özel istihdam bürolarının faaliyet alanları yaygınlaştırılacak ve geçici iş ilişkisini de kapsayacak şekilde genişletilecektir” deniliyor. Bu sözler çok önemli. Çünkü çalışanlar artık bir işyerinin değil, özel istihdam bürosu adı verilen bir simsarın işçisi olacak. Patronlar, simsara başvurup ihtiyaçlarını simsar aracılığıyla sağlayacak ve işi bittiğinde geri gönderecek.

228 paragrafta ise.  “yurt dışından nitelikli işgücü için Türkiye’nin cazibesinin artırılması sağlanacaktır” deniliyor. Bu sözlerle, yurt içindeki ücretlerin yurtdışından getirilecek işçilerle baskılanması için yasal düzenlemelere girişileceğini anlıyorsunuz.

Seçimlerde tartışılmadığını söylediğim emek politikaları kaba çizgilerle bunlar.

Parlamento içi muhalefetin, emek politikalarını net olarak bilemiyoruz. AKP ile aynı mı düşünüyor? Farklılıkları neler ve mücadele vermek için 4 yıl sonraki seçimlerde iktidar olmayı mı hedefliyor.