İstanbul tekin değildir!

07/06/2013 Cuma
İstanbul tekin değildir!

Kadir Sev'in “İstanbul tekin değildir!” başlıklı yazısı 07 Haziran 2013 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Cumhuriyeti kuran kadrolar iki imparatorluğa bin 600 yıl boyunca başkent olmuş, dünyanın en önemli kentleri arasında sayılan İstanbul’u bırakıp, Anadolu’nun gösterişsiz bir kasabasını başkent yapmışlar, üstelik bunu değiştirilemez madde olarak anayasalarına işlemişlerdir.

Başkent, bir devletin ideolojisidir, gelecek öngörüsüdür. Ankara’nın seçilmesi, son 150 yılını sömürge olarak yaşamış bir imparatorluğa ve onu sarmalamış mali sermayenin egemenliğine bir başkaldırıdır.

Kapitalist ülkelere yeni bir ulus devleti ve onun başkentini kabul ettirmek kolay olmamıştır. Sık sık Ankara’ya gelmek ve uzun sürelerle kalmak zorunda olan elçilerin, ulaşım ve barınma sorunlarıyla boğuşmasına, üstelik 30-40 dönüm büyüklükte bedava arsalar verilmesine karşın elçiliklerini Ankara’ya taşımamışlar, birçok ülkenin direnci ancak Lozan’la hesaplaşma umutlarının tükenmesiyle kırılabilmiştir.

Devlet olma kararlılığının “yedi düvele” anlatılabilmesi için Ankara’nın “modern bir anlayışla” imarına girişilmiştir. Ankara, Türkiye’nin planlanmış ilk kentidir. Dönemin ünlü mimarları Kemalettin, Vedat ve Arif Hikmet, Osmanlı mimari öğelerinden izler taşıyan saray benzeri projeler ürettikleri için derhal uzaklaştırılmış, yerlerini Anadolu’nun kadim uygarlıklarından esinlenen mimarlar almıştır. Yeni kurulan devletin, Osmanlı’ya ve sömürge olmayı çağrıştıran öznelere hiçbir biçimde tahammülü olmamıştır.

AKP döneminde İstanbul sevdasının depreştiği görülüyor. Bu sevda, İstanbul şairlerinin hülyasına benzemediği gibi, vurgunculara yeni rant alanları oluşturmak için hazırlanan imar düzenlemeleriyle açıklanması da yetersiz kalıyor. Yapılanlar bunun çok ötesinde. AKP, Cumhuriyet’le, ulus devletle, bağımsızlık öngörüsüyle ve laiklikle hesaplaşıyor.

İstanbul’un bir süredir başkentmiş gibi kullanılması, bunun en açık kanıtı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan, resmi kabullerinin ve görüşmelerinin çoğunu İstanbul’da gerçekleştiriyor. Başbakan’ın Dolmabahçe Sarayı’na yerleştiği gibi, 2011 yılında çıkarılan KHK’larla bütün bakanlıkların İstanbul’da ofis açmalarının yasal çerçevesi de oluşturuldu.

Toplum, medya aracılığıyla değişime moral ve kültürel olarak hazırlanıyor. Osmanlı sevdasıyla yanıp tutuşmamız, “ecdadımıza” saygılı yaklaşmamız, tarih kitaplarındaki haritalara bakıp geçmişe özlem duymamız isteniyor.

Bu arada, öngörülen yeni devletin ideolojik yapısı da netleşmeye başladı. Tarihi canlandırmak adına, 31 Mart gerici ayaklanmasına yataklık etmiş Taksim’deki Topçu Kışlası’nın bir kopyası dikilmeye çalışılıyor, doğayı katletme pahasına Boğaz’a üçüncü bir köprü yapılması gibi projeler devreye sokuluyor ve vurgunculara yeni rant alanları açılıyor. Üstelik üçüncü köprüye ilk Osmanlı halifesi ve Alevi düşmanı unvanlarını da üzerinde taşıyan Yavuz Sultan Selim adı verilerek, yeni devletin Sünni Müslümanlık öngörüsü vurgulanıyor.

Şunları unutmayalım: Osmanlı bir imparatorluktur ama savaşları Galata bankerlerinden aldığı borçlarla finanse etmekte isyanları, yerel güç odaklarına paşa unvanları verip halkın emeğini onlarla paylaşarak bastırabilmektedir. Haritalardaki sınırlar, egemenlik alanını değil, demiryolu, petrol ve madenler için gelen yabancı tekellerin güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu bölgeleri göstermektedir. Dinler karşısında hoşgörülü olduğu da gerçek dışıdır. Hoşgörüsü, ülkeyi yönetebilmek için her dinin liderine, kendi cemaatleri üzerinde yetki ve sorumluluklar vermek zorunda oluşundan kaynaklanmaktadır. Nitekim Hıristiyanlığa gösterdiği hoşgörüyü, hanedana rakip gördüğü Alevi inancına göstermemiştir.

İstanbul, sevmesini bilmeyenler için tekin bir yer değildir. Bizans entrikalarıyla anılır. Kardeş ve çocuk katili sultanlarıyla anılır. Anadolu’nun bütün zenginliklerine el koyan bir imparatorluğun başkentidir. İki imparatorluğu tarihe gömmesiyle ünlüdür ama saraya rağmen Anadolu mücadelesine verdiği katkı da unutulmaz. Şimdilerde yeni hazırlıklar içinde olduğu anlaşılıyor. Bakalım bu kez kimi ya da neyi tarihe gömecek?