İnsan Hakları Kurulu'nun yeni üyesi

12/08/2015 Çarşamba
İnsan Hakları Kurulu'nun yeni üyesi

"Suriye’de rejim, kadın bedenini ve namusunu muhaliflerin en hassas noktası olarak görüyor ve direnci kırmak için kadınlara kızlara tecavüz edip görüntüleri silah olarak kullanıyor."

Yukarıdaki sözler 8 Ağustos günü Resmi Gazetede yayımlanan bir Bakanlar Kurulu’nca İnsan Hakları Kurulu üyeliğine seçilen, İHH İnsani Yardım Vakfı yönetim kurulu üyesi Gülden Sönmez’e ait. Star Gazetesi’nin 17.11.2014 günlü nüshasında yayımlanan söyleşisinden aldım. Suriye’de insanın üstü örtüldü diyor; “Çocuklara anne babalarının, anne babalara çocuklarının, eşlerinin gözleri önünde yapılan işkence ve tecavüzler. Yaşlı kadınlara torunlarının önünde yapılanlar. Camide seyrettirerek yapılan tecavüzler.” Söylediğine göre Esed’in askerleri beş binin üzerinde kadına tecavüz etmiş. Suriye’deki gerçek hikâye açığa çıksaymış tüm dünyadan yüzlerce kişi gider bedenlerini siper edermiş.

Gazeteci soruyor; “Muhalifler içinde de bu tür insanlık suçları işleyenler yok mu?” Yanıt hazır; “Elbette bu kadar büyük bir grup içinde bu tür vakalar olabilir. Ama rejim tarafında bu suçlar sistematik olarak işleniyor. Muhalifler tarafında ise kadınlarına çocuklarına yapılanlara karşı öfkeye kapılanlar da var… ama şuna dikkat etmek gerekir, askerler eğitimli, diğer taraf ise halk” 

Konu IŞİD’e de geliyor. Şunları söylüyor; “Esed’in yaptığı işkenceler IŞİD’in yaptığı eylemlerin yanında sayısal ve niteliksel olarak kesinlikle dehşet verecek düzeyde, hele de kadınlara yapılanlar.” Davutoğlu’nun terör listesine aldık dediği IŞİD’i neredeyse aklayacak. 

Suriye konuşulur da 55 bin işkence fotoğrafı gündeme gelmez mi? Bu konudaki görüşleri şöyle; “İşkence belgelendi, fotoğraflar dışarıya çıkarıldı, hukuki gerçeklik haline getirildi de ne oldu? Hepsi reel politikaya alet edildi, Birleşmiş Milletler değerlendirmedi.” 

Fotoğraflar konusunu kısaca anımsamakta yarar var. 2014 yılında Esad rejimini işkencelerini belgelediği öne sürülerek basına 55 bin fotoğraf servis edildi. Daha sonra gerçekliği konusunda kuşkular duyuldu ve üzerine gidilmedi. Çünkü fotoğrafları, Katar kaynaklı ama İngiltere’de kurulu bir hukuk bürosu kaynaklıydı ve İsviçre’de düzenlenen Cenevre 2 Barış konferansının yapılacağı hafta yayımlanmıştı. Haluk Koç, 23 Ocak 2014 tarihindeki bir açıklamasında; Yasin El Kadı ve El Kardavi gibi El Kaide bağlantılı diğer isimlerin bu büronun müşterisi olduğunu söyleyip, Tayyip Erdoğan’a, "sizin bu büroyla bir bağlantınız var mı" diye bir soru yöneltmişti. Yanıt alıp alamadığını bilmiyorum. 

Söyleşide söz dönüp dolaşıp Arap coğrafyasındaki Osmanlı ve Erdoğan sevgisine geliyor. Etiyopya kırsalında biri Tayyip Erdoğan’ın resmini duvarına asmış, Cubuti’de bir başkası Gülden Sönmez’in İstanbul’dan geldiğini duyunca; Osmanlı zamanında bu topraklarda kardeşlik vardı, adalet vardı, ne zaman ki Osmanlı burayı terk etti, kardeş kardeşi vurdu, deyip ağlamaya başlamış. 

Gazeteci; “Radikal dinci misiniz?” diye bir soru yöneltmiş: “Değiliz, normal Müslümanlarız” diye yanıtlıyor ama bütün resimleri kara çarşaflı.

Normal Müslümanlıktan ne anladığını, 13 Nisan 2015’de İLKHA adlı bir haber ajansındaki sözlerinden öğreniyoruz; “Eğitim ortamının, çalışma ortamının kısaca tüm ortamların İslam’ın koyduğu kurallar çerçevesinde dizayn edilmesi gerektiğine inanıyoruz. İslam hukukunun her yerde hâkim olmasını isterim. Bütün kurumların da İslam hukukuna göre dizayn edilmesi gerektiğine inanıyorum.” 8 Ocak 2015 günü TRT Türk Televizyonunda ise; "Bölge halkının kimliğinin ayrılmaz bir parçasının İslam olduğunu herkes biliyor" sözleri ayrıca dikkat çekiyor. 

Bütün söyleşilerinde Müslüman olsun, olmasın herkese aynı uzaklıkta olduğunu söylüyor ama gerçek pek öyle değil gibi. Haziran direnişi sırasında Mazlum Der; “Bir zamanlar mazlum olmak zalim olmamızı ya da zalimleri desteklememizi gerektirmez” diyerek devlet terörünü kınayan bir bildiri yayımlamıştı.” Derhal dernek üyeliğinden istifa etti. 

İnsan Hakları Kurulu’nun 30.10.2014 tarihinde yayımladığı bir gezi raporu var. Bu Raporun birçok yerinde AKP İktidarı eleştiriliyor. Birkaçını sıralayayım: “Kamuya açık alanların toplanma özgürlüğüne de açık olması gerekir”, “bir gösterinin yasa dışı olması göstericilerin toplanma özgürlüğünün kısıtlanması için tek başına yeterli bir gerekçe oluşturmaz… şiddete yönelmediği sürece toplantı ve gösterinin barışçıl olmadığı gerekçesiyle müdahalede bulunulmamalıdır”, “Toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yer, toplanma hakkının en önemli unsurlarından biridir”, “Toplanma özgürlüğünün kamusal bir mekanın işgali şeklinde kullanılması durumunda dahi kamu makamlarının özenle hareket etmesi gerekir” 

Bir daha böyle bir gezi raporu yazılmaması için Sayın Gülden Hanım elinden geleni esirgemeyecektir. 

İnsan Hakları Kurumu, İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine ve ihlallerin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmak; işkence ve kötü muamele ile mücadele etmek; şikâyet ve başvuruları incelemek ve bunların sonuçlarını takip etmek gibi bir dizi görev verilerek 21.6.2012 tarihinde 6332 sayılı Yasa ile kuruldu. İnsan hakları ve işkenceye ilişkin raporlar hazırlıyor, şikâyetleri değerlendirip karara bağlıyor. Kararları tavsiye niteliğinde de olsa kamuoyunda bir etkisi var. 

Kurulun yeni çalışmalarını izleyelim, bakalım ne tür raporlar yayımlanacak.