Devletin kuralsızlaştırılması ve Sayıştay raporları

23/10/2019 Çarşamba
Devletin kuralsızlaştırılması ve Sayıştay raporları

Sayıştay raporları kamuoyuna, “yolsuzluk” vurgusuyla yansıtılıyor. Keşke sorun bu kadar basit olsaydı!

Kapitalist düzende yolsuzluk bütünüyle zaten yok edilemez, genlerinde var. Belli ölçülerde dizginlenip tahammül sınırları içinde tutulabilir. Birçok ülkede bu kadarı başarılabiliyor.

Durumu yolsuzluk sözcüğüyle açıklayamayız, çok daha vahim: Devlet kuralsızlaştırılmıştır.

Düzenin bir kurumu olan Sayıştay da -birleşik kaplar yasası gereği- bu olgunun dışında değildir.

Yönetenlerin işlemlerinden kaynaklanan kamu zararlarının tazmini için yargı raporu yazılmamakta, yolsuzluk kokan eylemlerinin cezalandırılması için savcılıklara suç duyurusu yapılmamaktadır. Bunlar denetimin etkisizliğine yol açan içsel nedenlerdir. Sayıştay’ın denetim yetkisi yasalarla da kısıtlanmıştır. “İdarenin takdir hakkını kullanmasını kısıtlayıcı rapor yazılamaz” biçiminde formüle edilen bir yasak getirilmiştir. Rapor bulgularının ne işe yarayacağı, gereği için neler yapılacağı gibi konular belirsiz bırakılmıştır.

Bakkalda üç liraya satılan bir malın, ihale yoluyla 300 liraya alınmasına Meclise sunulan raporlarda yer verilmekte ama orada durulmaktadır. Bu yüzden de sorumlusuna ne kamu zararı ödettirilebilmekte ne de cezalandırılması sağlanabilmektedir. Kamuoyunda birkaç gün tartışıldıktan sonra unutulup gitmektedir.

Milyarlarca lira tutarında bahçe düzenlemesi işleri afet durumları için öngörülmüş pazarlık yöntemleri kullanılarak yandaşlara yaptırılmakta, Sayıştay denetçilerinin sorguları, “idarenin takdir yetkisine karışamazsın…” biçiminde yanıtlanmaktadır.

Raporlarda yalnızca yolsuzluk vurguları yoktur. Kıdem tazminatı fonunun çıkarılmayışı, “İdareler geleceklerini göremiyor” gibi bir gerekçeyle yıllarca eleştirilmiştir. Maliye Bakanlığı kamunun elindeki taşınmazların rayiç bedellerinin belirlenmesi işlemini bitirememiş, bu konu raporlara, “Devlet, mallarının hesabını bilmiyor” eleştirileriyle alınmıştır. Rayiçleri belirlenen o taşınmazlar şimdi yeşil alan, park, bahçe, SİT alanı demeksizin birer birer satılmaktadır.

Meclisin bütçe hakkını kullanabilmesinin olanağı ortadan kaldırılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye adlandırılan yöntemde “yürütme organı” Meclise karşı sorumlu tutulamamaktadır. Bütçe ve Kesin Hesap Yasasının kabul edilip edilmemesi de önemsizdir. Reddedilse de önceki yıl bütçesinin enflasyona endekslenip yıllarca harcama yapılması, yeni düzenin yasalarına aykırı değildir.

Raporlarda yazılanlar, buzdağının üzerinde kalan kısımdır. Denetçilerin yazdığı raporlar, söz haklarının olmadığı üç ayrı kurulda elenmekte, kalması uygun görülenler Meclise sunulmaktadır.

Raporlarda bırakılan denetim bulgularıyla illüzyon etkisi yaratılmakta, denetim yapılıyor algısının sürmesi sağlanmaktadır. Böylelikle herkes, devleti ayakta tutan kuralların iyi kötü işlediğini düşünmektedir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Adli ve İdari mahkemelerin kimi kararları için “Ankara’da hakimler var… yargı talana izin vermedi… mahkeme idareye hukuk dersi verdi…” gibi haberler okuruz ya Sayıştay için de benzer bir hava oluşturulmaktadır.

İşin en ilginç yanı yazılan raporlara Sayıştay Başkanı’nın bile sahip çıkmayışıdır. Geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamayla basını şu sözlerle tehdit etmiştir: “Biz kamu idarelerine olumlu denetim görüşü verdik, basına yansıtılanlar idareye yol gösterebilmek için yazdıklarımızdır, çarpıtılarak yolsuzluk yapılmış gibi sunuluyor… Bütün bunların hesabını mahkemede soracağız…”

İşin kötü yanı sözlerinin görünürde doğru olmasıdır. Çünkü basına yansıyan bulgulara, raporların “denetim görüşünü etkilemeyen hususlar” başlığı altındaki bölümlerinde yer verilmektedir. “İdareye yol göstermek amacıyla yazıldığı için” herhangi bir işlem yapılmamaktadır. Denetim bulguları bölümünde ise uyduruk bir iki işlem yanlışına değinilmektedir. Raporların sonuç bölümlerinde kalıp olarak şu sözlerle karşılaşılmaktadır: “Mali tabloların doğru, denk ve güvenilir olduğu görülmüştür.”

İşin özü şudur: Bu raporlarla devleti yönetenler aklanmaktadır, ötesi kuru gürültüdür.

Kuralsızlıklar, yolsuzluklar arttıkça çıkarılan gürültü de artmaktadır. Buzdağının üzerindekilere çıkarılan seslerden bile rahatsız olmaya başlamışlardır. Seslerin biraz olsun kısılabilmesi için Kamu İşletmeleri (KİT ve benzerleri) raporlarının 2015 yılından bu yana yayımlanmasından vazgeçilmiş, önceki yıllarda yayımlanmış olanlar internet sitesinden kaldırılmıştır. Sayıştay, kamu işletmesi raporlarının TBMM’de sonuçlandığını, nihai rapor sayılmadığı için yayımlamadıklarını iddia etmektedir. 

Sayıştay, vazgeçmekle topu Meclise atmış, toplumu buzdağının üzerinde kalanları görmekten bile yoksun bırakmıştır. TKİ’de neler olduğu, maden arama ve işletme ruhsatlarının kimlere verildiği, nasıl işletildiği; AOÇ topraklarının kimlere peşkeş çekildiği gibi can yakıcı sorunların yüzeysel de olsa tartışılabileceği ortam, ortadan kaldırılmıştır.

Çürümüşlük devletin bütün kurumlarını kaplamıştır. Bu kez de bakanlık, başkanlık, genel müdürlük biçiminde yapılandırılan kamu kurum ve kuruluşlarında olanlar basında geniş yer tutmaya başlamıştır.

Sayıştay başkanının telaşı, bu soruna çözüm arandığı izlenimi uyandırmaktadır. Raporların “Denetim görüşünü etkilemeyen hususlar” bölümlerinin kamuoyuna açıklanmasından vazgeçilmesi bulunabilecek en etkili yöntemdir. Gerekçesini üretmek de çok kolaydır; “denetim görüşümüzü etkilemediği için yayımlamaya gerek duymadık...”

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen şey güçlendikçe devlette kuralsızlık artmaktadır.

Muhalefete duyurulur. Bizden söylemesi…