Devlet bitirilirken

22/01/2020 Çarşamba
Devlet bitirilirken

Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adı verilen garip yöntemde, devletin örgüt yapısı ile kurumların görev ve yetkileri, eğer yasalarla belirlenmemişse, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle (CBK) düzenleniyor.

Anayasa’da öngörülen; “yasalarla belirlenmemiş olmak” koşuluna uyulabilmesi için 9 Temmuz 2018 günü çıkarılan 703 sayılı KHK ile örgüt yasalarındaki Cumhurbaşkanını sınırlayıcı özellik taşıyacağı düşünülen düzenlemeler kaldırıldı. Devlet bir günlüğüne ortadan kaldırıldı ve ertesi günü çıkarılan CBK’lar ile yeniden kuruldu.

Kuruldu ama süreç bitmedi, yeni CBK’lar ile yapı sürekli değiştiriliyor.

Yok Kanun - Yap Kanun döneminde mi yaşıyoruz?

Hayır! Bu sözler durumu açıklamakta yetersiz kalır. Orta yerde kanun yok. Daha da beter dönemlerden geçiyoruz: Yasa çıkarılmasının iyi kötü bir yolu, yöntemi var. Tasarı/teklif olarak düzenleniyor; gerekçeleriyle birlikte Meclise sunuluyor; kurullarda görüşülüyor, tartışılıyor. Bu arada toplum bilgileniyor. CBK’larda ise böyle bir süreç öngörülmüyor, nelerin değişmiş olduğunu sabah öğreniyoruz.

Üstelik o denli çok değişiklik yapılıyor ki, izlenemiyor bile.

Bugüne değin 56 CBK çıkarıldı. Kabaca 13-14’üyle devlet örgüt yapısı biçimlendirildi. Daha sonrakilerle önceki düzenlemeler değiştirildi. En çok değişiklik de devletin temel kurumları ve temel ilkelerin düzenlendiği 1-4 sayılı CBK’larda yapıldı.

Bunlara kısaca göz atalım, olayın boyutunu görürüz:

  • 1 sayılı CBK ile Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı düzenleniyor (Başkanlıklar, Bakanlıklar vb); 539 maddeden oluşuyor; daha sonra çıkarılan 18 CBK ile 261 maddesi değiştirildi.
  • 2 sayılı CBK ile Devletin kadroları ve kullanım kuralları düzenleniyor; 12 maddeden oluşuyor; 5 CBK ile 8 maddesi değiştirildi.
  • 3 sayılı CBK ile üst düzey kamu yöneticilerinin atanma yöntemleri düzenleniyor; 15 maddeden oluşuyor; 8 CBK ile 19 değişiklik yapıldı.
  • 4 sayılı CBK ile KİT’ler ve ilgili-ilişkili kurumlar düzenleniyor; 802 maddeden oluşuyor; 10 CBK ile 118 maddesi değiştirildi.

İlgili mevzuatta piyasada faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlara bırakılmadığı takdirde…

Keşke sorun çok sayıda değiştirilmekten ibaret olsaydı; devlet bitiriliyor.

1 sayılı CBK’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının düzenlendiği 166’ncı maddesinde şunlar yazılı: “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının görev ve yetkileri (ilgili mevzuatta piyasada faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlara bırakılmadığı takdirde) şunlardır.”

Yeterince açık ama yine de vurgulayalım: görev ve yetkiler devredilmişse devlet aradan çıkar deniliyor. Nelerin ve ne tür kurallara uyularak devredilebileceğine ilişkin hiçbir ilke öngörülmemiş; “İlgili mevzuatla başka kuruluşlara bırakılmadığı takdirde…” sözleriyle yetinilmiş.

Yeni düzende, mevzuat denilen şey, altında tek imzanın olduğu bir metin anlamına geliyor. Devletin bütün görev ve yetkileri bir anda özel işletmelere bırakılabilir. Eğer gerçekçi çözümler üretemezsek, direniş odakları oluşturamazsak, kitleleri örgütleyemezsek, muhalefet partileri kazansın da yitirdiklerimizi geri alalım diye uğraşır dururuz.

Maddenin devamında ne tür yetkilerin devredileceği sıralanıyor. Özetleyelim, yapılmak istenenlerin, Kamu-Özel Ortaklığı; Yap-İşlet-Devret gibi artık gelenekselleşmiş yöntemlerin çok ötesine geçtiğini görürüz:

  • Ülkenin enerji ve tabii kaynaklarını dikkate alarak kısa ve uzun erimli gereksinmesini belirlemek;
  • Enerji verimliliğinin artırılabilmesine yönelik politikalar hazırlamak ve uygulamak;
  • Üretimin, teknik gereklilik ve ekonomik gelişmelere uygun olarak sürdürülmesi, işletilmesi, kontrolü ve korunması için politika esasları belirlemek, planlar projeler hazırlamak, hazırlanmasına katkıda bulunmak, uygulamak, denetlemek;
  • Arama, işletme ve yararlanma izinleri vermek; devir, iptal ve benzeri işlemleri yapmak;
  • Enerjinin satış fiyatlarını belirlemek

Bunların ve benzerinin yerli-yabancı tekellere devredilemeyeceğini kimse düşünmesin. Fiilen uygulanıyor zaten. Daha rahat davranabilmek için hukuksal altyapısını oluşturuyorlar yalnızca.

Yukarıda yazılanların özü şu: Ülkeyi yöneten siyasal kadrolar pazarlama güçlerini henüz yitirmediler, bu sayede iktidarlarını sürdürüyorlar. Hele bir ayakları sürçsün, hizmeti aksatsınlar da görelim. Sermayenin anlı şanlı örgütleri bir anda, ülkede demokrasi olmadığını; hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ilkelerinin iç edildiğini anımsayıverirler. Laiklik ilkesinden dem vuranına bile rastlanır belki.