Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İzzettin Önder

Yuvaya dönüş

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Bir aylık aradan sonra yuvaya dönüşün hoşluğu yanında sıkıntısını da yaşıyorum. Yuvaya dönüşte ne yazmam gerektiğini düşünmeye başladığım anda konular üzerime üşüştü. Ancak, konular hiç de iç açıcı değil! Siyasi dava sonuçlanma aşamasında siyasilerin beyanatları tam anlamı ile akıllara durgunluk verici düzeyde yazılı ve sözlü medya haberleri cinayet ve eş ya da doktorlara saldırılarla dolu ve tabii Ortadoğu’nun bitmek tükenmek bilmez kaderinin günümüzdeki yansımaları gibi sıkıcı ve sıcak konular. Bu arada Prof. Alpaslan Işıklı Hoca’nın vefatı ve Merdan Yanardağ dostumuza biçilen ceza da ıstırabımı anlaşılmaz boyutlara yükseltti. Alpaslan Hoca’nın ailesine ve dostlara başsağlığı dilerim. Tüm bu ve benzer konulara bir yazıda değinmenin olanaksızlığı karşısında, doğal olarak, seçici davranmak durumundayım.

İktidar partisi ve akademi içi/akademi dışı tüm avenesi her fırsatta sandık konusunu öne çıkarıyor ve bunu demokrasinin adeta tek simgesi, hatta namusu olarak ileri sürüyor. Bu konuda hem partiye hem de avenelere şunu çok kesin olarak hatırlatmam gerekir ki, evet demokrasinin ilk şartı kuşkusuz sandıktır ancak bu şartın geçerlilik kazanabilmesi de sandığın iğfal edilmemesi koşuluna bağlıdır. Sandığın namusunu ise salt sandık başı operasyonları belirlemez. Seçime gidilirken iktidar olmanın verdiği avantajdan yararlanarak girişilen çeşitli seçmen avlama hileleri ve seçim hediyelerinin(!) de sandık namusunun ihlal edilmesi hanesine yazılması gerekmektedir. Böylesi bindirilmiş seçmen kıtalarından oluşturulan seçim sonuçlarının da demokrasi ile bir ilgisi söz konusu olamaz.

Bu bağlamda, diğer bir konu da şudur: Seçime kadar siyasi partiler partidir ancak iktidara gelindiğinde, hatta muhalefette kalındığında dahi, siyasi partiler artık tüm topluma hizmetle yükümlü kamusal örgütler formatına dönüşür. Özellikle iktidar partisinin iktidarda da temel hak ve özgürlükler konusunda bir siyasi parti anlayışı ile faaliyet göstermesi, iğfal edilmemiş sandıktan çıkmış olsa dahi meşruiyetini yitirmesine neden olur.

Bu anlamda, günümüzün iktidar partisi henüz büyüyememiş bir doku görüntüsündedir. O nedenle derin korkular yaşamakta ve bu korkularını, tüm çevreyi hakimiyet ve baskı altına alma gayretleri ile dışa vurmaktadır. İktidarın felsefesinde, odaların, üniversitelerin, sendikaların, devlet işletmelerinin, hatta spor klüplerinin vs. tümü ele geçirilmelidir. Bir zamanlar, Mursi’nin AKP politikalarını izlediğini düşünürken, iktidar partisinin Mursi’nin devrilmesinden rahatsız olmasından anlıyoruz ki, AKP de on yıl boyunca tam bir Mursi-türü politika izlemiş. Hatta, Mursi’den de farklı olarak, politikalar aile ve akraba boyutlarına da yansıtılmış. Bu durumda, Mursi’nin gelişi ile gidişi aynı yöntemle olduğu halde, salt götürülüşüne bu denli sert karşı çıkış çok net anlaşılabilmektedir. Bir TV kanalı da kullanılarak, tüm yurda ve yurtdışına yansıtılan, Büyükşehir Belediyesi çevresinde gece yarısını aşan süre boyunca sürdürülen, tekbir sesleri arasında ve alenen dini siyasete alet edercesine tertiplenen seri toplantılar, ileride önü alınamayacak şeriat yanlısı kalkışlara yol açma tehlikesi taşımaktadır. İktidar partisi mantığınca, bu tür mitinglerin bir amacı da inandığı konuda tüm Batı’yı dahi karşısına alabilecek yüreklilikte olduğunu yansıtarak gelecek seçimlere yatırım yapmaktır. Oysa, bu oyunu oynayanlar da çok iyi biliyorlar ki, uluslararası sorunlara yönelik müdahalelerdeki samimiyet iç politikaya yönelik mitinglerle değil, Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimlerle kanıtlanabilir. Mısır’daki trajediye hiçbir yarar sağlamayacak ve Batı toplumlarca komik olarak yorumlanacak dinsel içerikli gece mitingleri, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri bozabileceği gibi, iç politikada da çok tehlikeli gelişmelere gebedir. Mursi’nin askeri müdahale ile iktidardan indirilmesini, tüm kadrolaşma ve toplumun diğer kesimlerini dışlama politikasını yadsıyarak ve sanki tüm halk sadece Müslüman Kardeşler grubundan oluşuyormuş tavrı ile reddederek, iç politika malzemesi haline getirmek, iktidar partisinin zihniyetini, derin korkusunu ve bu bağlamda topluma vermeye çalıştığı mesajı anlamada çok önemli ipuçları sağlamaktadır.

Yukarıda ifade etmiş olduğum gibi, bu iktidar henüz olgunlaşmamıştır. Sandık namusu(!) ile işbaşına gelmiş ve halen bir bakanlık koltuğunda oturan bir kişinin Müslüman halkımızın yenilik yapamayacağını söylemiş olmasına inanamıyorum. Burası sözün bittiği yerdir! Böyle bir ifade, politikacının niteliği yanında, anlayış ve zihniyetine, ülkenin kaderine, böyle politikacılara oy veren ve söylemlerini alkışla karşılayan halk yığınlarının, bizzat kendi geleceği ve demokrasi konularındaki algılamasına yönelik sözün bittiği yerdir, nokta! Demokrasiyi sandık zihniyeti ile açıklamada ısrar eden siyasi parti yandaşlarının, bundan böyle artık demokrasilerde sandığın rolü ve önemini değil, söz konusu rol ve önemin hangi koşullarda geçerli olabileceğini tartışmaları gerektiğini düşünüyorum. Zira, sandığın namusu iğfal edilirken, sandığın demokrasinin namusu olduğunu ileri sürmek, politik manevra ya da kurnazlık değilse, kör cehalettir.

İzzettin Önder 'ın Son Yazıları