İzzettin Önder
Ne büyük bir rastlantı, hayret!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53
İzzettin Önder'in “Ne büyük bir rastlantı, hayret!” başlıklı yazısı 25 Mart 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Olayların dış görünüşüyle kandırılan insanların sürü davranışına itildiği bir dönemde farklı şeyler söylemek yel değirmenleri ile çatışma anlamına gelir. Ne var ki, ileri demokrasilerin fazileti farklı fikirleri özgürce söylemenin topluma sağladığı yarara dayandırılır. İçinden geçtiğimiz Kürt meselesi, tam da böylesi çetrefil ve çelişkili bir görüntü içinde yürütülmektedir. Otuz yıla yakın bir savaştan sonra, barış kesinlikle yadsınamaz, ancak tam da bu esnada üst üste gelen ilginç siyasi olaylar biraz mide bulandırıyor
Ortadoğu, gerek enerji kaynakları gerekse ABD-Rusya ve Çin hegemonya çatışması açısından önemli bir bölge ise, bölgede güçlenmek ve hakimiyetini sürdürmek isteyen devlet açısından hedefe giden yolda kısa dönemli her türlü değişiklik gerekli ve meşrudur. Bu tür planlar, nihai hedefi gözden kaybetmeden, kısa dönemli gerekli manevralara açık, esnek yürüyen planlardır. Bu şu demek ki, hedefteki BOP projesi kısa süreli olarak rafa kaldırılıp, yeni açılımlar devreye sokulmuş olabilir.
Derin bir küresel kriz yaşanırken ve nerede ise Üçüncü Paylaşım Savaşı’na gidilirken Ortadoğu kaynıyor Irak’ın işgali, Mısır Ayaklanması, Arap Baharı, Lübnan, Suriye vs gelişmelerin yanında, tezgahta zor lokma olan İran var. Diğer yandan özellikle Suriye olayında Rusya’nın nefesi güçlü olarak hissedildi. Gülen okulları Türkçe’yi yayarken, şunun da farkında olalım ki, aynı zamanda İran’ın Azeri dilinin dışlanmasını sağlıyor. Emperyalistlerin istihbaratı Kürtçe ile Azeri dili arasında bir bağ saptamış ise, BOP projesinde, şimdilik kaydıyla, değişiklik göze alınabilir, hatta alınması gerekir. Suriye, İran ve onlar üzerinden Rusya’nın Ortadoğu’daki nefesinin kısılması için Türkiye ve İsrail’in sağlam ve birbiriyle işbirliği içinde olması kadar, şimdiye kadarki hizmetleri de göz önünde bulundurulduğunda, AKP’nin de içeride güçlendirilerek işbaşında tutulması kesinlikle ABD’nin menfaatinedir. Ve, Obama’nın İsrail ziyareti, Türkiye ile İsrail arasında telefon muhabbeti(!) ile oluş(turul)an zoraki yumuşama jestleri yanında, Türkiye’de petrole ilişkin yasa hazırlıkları da oyunun parçalarıdır. Bu altüst oluşta, yüksek cari açığı nedeniyle sıcak paraya yaşamsal ihtiyaç duyan Türkiye’de, ne pahasına olursa olsun başkanlığı arzulayan bir siyasetçi de tabloya yerleştirilebilir.
Bu muhakeme bizi diğer konu üzerinde düşünmeye sevk eder. Irak petrollerine ulaşma ya da Irak petrolünü Türkiye üzerinden taşıma konusu Türkiye’ye önemli bir avantaj sağlayacakken, anlaşılmadık şekilde tasarlanan yeni petrol yasası fevkalade düşündürücüdür. Bu lokmayı yedirmeyeceklerini gösteren yeni petrol tasarısının yasalaştırılması ve TPAO ve petrol rezervlerinin ulusal açıdan gözden çıkarılması çalışmaları dostları mutlu etmiş olacak ki, BOP projesinde kısa süreli değişikliğe gidilmesinin yolu açılmış gibi gözüküyor. Kısaca, tüm bu olaylar hiç de rastlantısal görülemez. Sorun şu ki, olaylardan hangileri halkın gözünde büyütülerek AKP’nin tabanını genişletip emperyalistlerin emellerine hizmet ederken, geri planda tutulan hangileri uzun dönemde halklarımızın aleyhine sonuçlar oluşturacaktır?
Yeni dönemin gerçek anlamda barış dönemi olabilmesi ve tüm halkların mutluluğuna hizmet edebilmesi için önemli koşulun siyasi değil, ekonomik olduğu bilincine varmalıyız. Zira, dil ve kültür vb gibi alt kimlikler üzerindeki baskı kalktığında, yani insanlar kendi dillerini konuştuklarında ya da kimliklerini özgürce ifade edip kullanabildiklerinde özgürlüğe kavuşacaklarını düşünmek kısmen doğru, fakat tümüyle geçerli bir sav değildir. Eğer Kürt halkının özgürlüğü için çalıştıklarını ileri süren kuruluşlar halka böyle söylüyorsa, Kürt halkını kandırıyorlar demektir. Yaşamına yön verme ya da siyasete katılma vs anlamında gerçek özgürlük için mücadele alanı, alt kimlikler değil, ekonomi ve sınıf alanıdır.
Küreselleşme ortamında bireysel görüşler çerçevesinde şimdiye dek alt kimliklerin öne çıkarılması, kitlelerin sınıf tabanında birleşmelerin önüne geçerek, ezilen sınıfların sermaye sınıfına yöneltmeleri gereken mücadele enerjilerini birbirlerine yöneltmelerine yol açmıştır. Oysa, farklı din, dil ve etnisiteye dahil halkların, sermayeye karşı en temel tek birleşme katsayısı, TEKEL direnişinde açıkça görüldüğü gibi, ezilen ve sömürülen sınıfta olmaları gerçeğidir. Bu itibarla, alt kimliklerde ayrışma üzerine inşaa edilmiş kavganın sonlandırılması, farklı alt kimliklere mensup tüm ezilenlerin sınıf bilincinde birleşerek enerjilerini sermayeye yöneltmelerine yol açabilir. Böyle bir gelişme ancak Kürt ve Türk halkının gerçek kurtuluşuna hizmet eder. Kuşkusuz, sermaye kesiminin ve AKP’nin “göstermelik barış çabaları” böyle bir sonucu hedeflememektedir. Umalım ki bu yolda, Kürt yoldaşlar, derin bir gaflete düşmeyip, tasarlanan anayasada başkanlık sistemine göz kırpmasın ve hepimizi faşizan eğilimli siyasetçilerin zulmüne sokmasın ki, kimliklerimizi bir yana bırakarak, sınıf bilincinde birlikte hareket etmemizin yolu açılsın. Umalım ki, şimdiye dek emperyalizmin güdüsündeki kirli savaş sonlandırılırken, sermayeye ve emperyalizme karşı gerçek özgürlük için sırt sırta asıl mücadele başlar.