İzzettin Önder
Leviathan: Canavar devlet
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:49 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:49
İzzettin Önder'in “Leviathan: Canavar Devlet” başlıklı yazısı 04 Şubat 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Kapitalizm, her aşamasında, ihtiyaçlarına göre devlet aygıtını şekillendirmeyi bilmiş ve bunu gerçekleştirmiştir. Korunma gereksinimi döneminde ulus-devlet inşa ettirmiş ve dış rekabete karşı kendisini korumuştur. 1929 Kriz döneminde devleti ekonomiye çekerek, rahat nefes alıp yaşam süresini uzatabilmek amacıyla harcama artışı sağlayıp piyasaları genişletebilmiştir. Olgunluk aşamasına gelip tüm yerküreyi denetimi altına alma gücüne ulaştığında bizzat devlet üzerinde hakimiyet kurmaya yönelen sermaye, mitolojik su canavarına benzettiği devletin elini kolunu bağlamaya yeltenmiştir.
Leviathan, İncil’de adı geçen mitolojik su canavarıdır. Genellikle liberal iktisatçılar devleti söz konusu canavara benzeterek, bireysel özgürlükleri sınırladığı ve yönetsel ve ekonomik işleyişinde etkisizlik yaratarak ekonomik refahı kısıtladığını ileri sürer. Devletin sermayeye desteğini görmezden gelen ve ekonomiden elini çekmesini savunan Leviathan yanlı liberaller, demokrasi kuralını siyaset ve yönetsel alandaki işleyişle sınırlandırmış ve kuvvetler ayrımı ilkesi çerçevesinde tanımlamaya çalışmıştır. Bu görüşe göre, yasama, yürütme ve yargı erkleri, her biri kendi alanlarında etkin çalışarak, demokrasiyi yerleştirirler. Onlara göre devlet örgütü, elindeki yasama, yürütme ve yargı erkleri ile bireysel özgürlükleri sınırlama gücüne sahiptir ve çoğunlukla da bu gücünü kullanmaktan geri durmaz. Siyasilerin hırsının salt yönetsel alanla sınırlı olmadığı, özel çıkar alanına da sarktığı ileri sürülür. Nitekim, Buchanan gibi ünlü düşünürler, siyasetçileri birer peygamber gibi düşünmemek gerektiğini, onların da birer insan olarak ele geçirdikleri olanakları kendileri ve çevreleri lehine çekinmeden kullanabileceklerini ifade etmiştir.
Salt hukuk ve politika alanında sürdürülen tartışmalarda Leviathan yandaşlarının savlarında çok ciddi mantıksal boşluklar olduğunu saptarız. Genelde liberaller, özelde de Leviathan yanlıları kapitalist sisteme, üretim ilişkisi alt-yapısından soyutlayarak salt siyasal yapı olarak bakmakla, üst-yapı kurumlarının nasıl şekillendiği ve neye hizmet ettiği gerçeğini gözardı etmişlerdir. Böyle bir yaklaşım, kapitalizmin ekonomik yönünü perdeleyerek, sistemin geniş kitlelerce ideolojik kabulünü sağlamaya yöneliktir. Leviathan’ın denetlenmesi ve böylece siyasal yapının demokratikleştirilmesi üzerinde kafa yoran liberallerce demokrasi tartışmaları güçler ayrımı görüşü etrafında şekillenir. Politik sistemdeki yasama, yürütme ve yargı ayrımı böyle bir yaklaşımın ürünüdür.
Kapitalizmin şekilsel demokrasi anlayışına rağmen, kuvvetler ayrımı kavramı kendi içinde ilginçtir sistem yönetsel güçleri birbirinden ayırmakta ve karşılıklı konumlandırmaktadır. Politika alanında güçler ayrımı kavramı, ilginç şekilde, salt karar ünitelerinin ayrı yapıda veya özellikte olduğunu nitelememekte, bundan daha da önemli olarak, söz konusu erklerin birbirine karşıt olduklarını vurgulamaktadır. Siyaset ve yönetsel alanda kuvvetler birbirine karşıttır ve birbirini denetleme işlevi ile görevlendirilmişlerdir. Söz konusu karşıtlık, varolan hukukun lafzına ve ruhuna aykırı işlemlerin denetlenmesi anlamındadır. Anayasa Mahkemesi yasama organının kararlarını denetler, Danıştay ise idari kararları denetler. Açıktır ki, siyasiler Anayasa Mahkemesi ve Danıştay karşısında hareket serbestilerinin kısıtlandığını hisseder. Bunun anlamı şudur ki, düzenin hukuk yapısını şeklen ve ruhu ile yasama organı dahi kolay kolay bozamaz. Diğer bir deyişle, sistem, yasama organına karşı dahi korunmaktadır. Bu durumda, “seçilmişler” ve “atanmışlar” tartışması kadar, “azınlık hakkı ilkesi” de, hem kapitalist şekli demokrasi, hem de gerçek demokrasi bağlamlarında tartışmaya açıktır.
Kapitalist sistemde kuvvetler ayrımı ilkesini salt yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki dengede aramak da fazla doğru değildir. Zira, hukuk sistemine göre çalışan kurumların ipleri, bir bakıma, yasa yapma yolu ile yasama organının elindedir. Bu durumda kuvvetler çatışma ilkesinin gerçekleşme yeri olarak parlamentoyu görmek ve ilkenin parlamento ortamında oluşturulmasını sağlamak gerekmektedir. Seçim sistemi sonucunda muhalefetin zayıflatıldığı ve iktidar parti lideri diktası altında etkisiz ve kısıtlı temsil kabiliyetini haiz bir parlamentoda yasa yaparak şekilsel olarak hukuk oluşturma ve siyaset yapma durumunda kuvvetler çatışması ilkesi zaten rafa kaldırılmış olduğundan, kuvvetler ayrımı ilkesi de “de facto” işlemiyor demektir. Türkiye’deki görüntüde yansıyan bu durum karşısında, gerisini ne tartışmaya ne de savunmaya gerek vardır!
Hal böyle ise, yukarıda dikkatlerinize sunduğum sorular çerçevesinde, kuvvetler ayrımı ilkesine kapitalizm niçin bu denli sarılıyor, konusunu ileride tartışmak üzere.