Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İzzettin Önder

İleri demokrasi görüntülü diktatörlük

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:58 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:58

Hiçbir olay, Gezi Parkı olayı da, içinden yorumlanamaz. Ancak, gerek yaşanan toplumsal tepkinin, gerek siyasilerin, özellikle de Başbakan’ın davranış kodlarının, hataya düşmüş olmaktan çekinmeden, bir şekilde tartışılması ve yorumlanması gerekmektedir.

Diyelim ki, toplumsal kurallara saygılı olmayan bir kişi, numaratör bulunmayan bir bankaya girdi. Sizce bu kişi sıraya girip on kişinin işinin bitmesini mi bekler, yoksa bir şekilde sırayı bozup, yeni dizilişte olabildiğince önlerde bir yer tutmaya mı çalışır? Bu uygulamayı iktidarı ele geçirmiş bir siyasal erkin toplum mühendisliği projesine uyguladığımızda, iktidarın ilk aşamasında yerleşik bazı kuralların yıkılması demokratikleşme olarak algılanabilir ancak sonraki inşa aşamasında işin esası anlaşılır. İşte, 11 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin, özellikle de Taksim Gezi Parkı Direnişi ile açığa çıkan görüntüsünün sahte politikalar üzerinde sörf yapıyor olmasıdır.

AKP iktidarı, toplum mühendisliğini uygulamaya çalışırken, kabul edelim ki, fevkalade ustaca, önce toplumsal düzeni tahribe yönelmiştir. Özellikle eğitim ve adalet gibi çok temel kurumlardaki dönüştürmeler, maalesef ufak bir kesim dışında, hemen tüm kesimler tarafından benimsenmiştir. Muhafazakar dindar kesim eğitim sisteminin değiştirilmesini dindar nesil yetiştirme açısından, adalet sisteminin çökertilmesini ise dindar gördüğü iktidarın eylemlerinin engellenmemesi açısından olduğu kadar, bundan da öte, çağdaş hukuk sisteminin tedricen muhafazakar sistemle ikamesi şeklinde algılayarak benimsemiştir. Kendilerine entellektüel yaftasını uygun gören kesim ise kimsenin göremediği parıltıyı görmüş olma hırsıyla öne atılırken, aslında özümsenmeyip sahteleştirilmiş entellektüel yapısı altındaki ruh yalnızlığına kimlik arayışı içinde olduğunun farkına dahi varamadı. Toplumun geriletilmesi değil, ilerletilmesi politikalarını desteklemesi gereken entellektüeller, sahte politikalarda sörf yaparak emperyalistlerin emeline uygun hedefe ulaşmayı amaçlayan siyasete destek verme zavallılıkları ile gerici kesimin de arkasına düşmüş oldular. Bu kesimin bugünkü çırpınışları böyle bir algılamanın yarattığı psikolojik çöküntü ve dehşetin sonucu olsa gerek.

Hiçbir olay, Gezi Parkı olayı da, içinden yorumlanamaz. Ancak, gerek yaşanan toplumsal tepkinin, gerek siyasilerin, özellikle de Başbakan’ın davranış kodlarının, hataya düşmüş olmaktan çekinmeden, bir şekilde tartışılması ve yorumlanması gerekmektedir. Elimizde yeterli bilgi olmadığından “komplo” yaklaşımı yapılmasında bir sakınca görmüyorum. Samimi akıllı bireylerin komplo yaklaşımını, salt bu nitelikleriyle reddetme kolaycılığına yanaşmadan, olası karşıt mülahazalarla yanlışlama yoluna gideceklerini düşünüyor ve bekliyorum.

Oluşumu saptırma hesabı içinde Gezi Parkı Direnişi bir “gençlik hareketi” olarak algılandı. O kadar ki, eylemcilerin yaş ortalaması hesaplandı, bunların “y-kuşağı”, annelerinin “helikopter” olduğu, bu kuşağın otoriter ve pederşahi davranışlardan hoşlanmadığı bazı “koç”lar(!) tarafından bilimsel yoldan açıklandı. Ne demeli ki! Peki bunlar doğru da, 28 Nisan 1960 hareketini başlatan insanlar sakallı dedeler mi idi? Fransa’da 1968 hareketini başlatanlar orta yaşlı ve ihtiyarlar mı idi? Dünyada hangi kalkış, orta yaş grubu ve ihtiyarlar tarafından gerçekleştirildi ki? Toplumsal direnişlerde önce yaş ve sınıf olarak toplumun yumuşak karnı harekete geçer, ortam uygun olduğunda, olay ikinci aşamada diğer gruplara yaygınlaşıp derinleşebilir. Ne hazindir ki, hükümet politikaları fazla irdelenmeden, olayların oluşum nedeninin y-nesil gençlerin davranışsal niteliğinden kaynaklandığı görüşünün öne çıkarıldığı, üç profesör, bir yönetici ve bir konuşmacı gazetecinin katıldığı oturumda bir tane bile genç yoktu ve hiçbirinin de aklına böyle bir oturuma niçin bir gencin çağırılmamış olduğunu sormak gelmedi. İleri demokrasi dönemine özgü bir ileri demokratik oturumu!

Nereden tutsak buram buram ileri demokrasi kokan toplumda gençlerin algılama ve davranış kodlarını başka bir yazıya bırakarak, bu yazıda gençleri harekete geçiren siyasi iktidarın gelişmelere neden olan ve olayları baskılayıcı davranışının nedenlerini kısaca ele almaya çalışacağım.

Yazı boyutunda kalarak, AKP’nin hemen tüm alanlarda gerçeği görüntü ile kapatmaya çalıştığını ileri sürüyorum. Bu davranışın uzun erimli nedeni, Türkiye’nin sorunlarının bir veya birkaç iktidar döneminde emperyalizmin güdülediği piyasa kuralı politikalarla değil, uzun vadeli ciddi planlama ile çözülebilir olduğudur. AKP’nin amaçlarına da uygun olan kısa vadeli neden ise, emperyalistlerin Türkiye üzerinde ve Türkiye kanalından Ortadoğu ve Arap dünyası üzerindeki emellerine taşeron araması ve iktidarın da, kişisel ya da ailesel veya yandaşsal emellerinin bu kanaldan yararlanma hırsının öne çıkmasıdır. Bu durumda dış kaynakla ekonomide parıltılar oluşturarak halkı borç batağına sürüklemek, dincilikle toplumu uyutarak gericiliği kışkırtmak, “komşularla sıfır sorun” söylemi altında, dış siyaseti emperyalistlerin emel ve yönlendirmeleri doğrultusunda ulusal politikalardan saptırmak, adalet, medya, eğitim-araştırma kurumları ve muhalefet gibi gelişmeleri fark edecek ve/veya gelişmelere fren koyabilecek kurumları da paralize ederek gidişatın yolunu yağlamak gerekti.

Tüm bu operasyonu “ileri demokrasi” kandırmacası ve yüksek ton ayarlı merkezi otorite etrafında kenetlenmiş “bağlı topluluk”(!) resminin oluşturduğu demokrasi görüntülü fiili liderlik sistemi ile yapmak gerekiyordu. Gençler şimdilik tablonun son darbelerini algıladı, toplumun uyanması ile tüm tablonun yapıcılarının üzerine yıkılacağı demokrasi günü yakın gibi!

İzzettin Önder 'ın Son Yazıları