Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İzzettin Önder

Hizmet devletinden köleleştirilen devlet yapısına

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46

İzzettin Önder'in “Hizmet devletinden köleleştirilen devlet yapısına” başlıklı köşe yazısı 17 Aralık 2012 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

YÖK tasarısı nedeniyle üniversiteler ayakta. Ne acıdır ki neoliberal politikaların bariz işaretleri olarak hukuk alenen çiğnenirken, esnek istihdam sistemiyle emekçiler köleleştirilirken, nesil üretme çiftliğinin birinci basamak uygulaması olan 4+4+4 yaşama geçirilirken, yürütme ve yargı erkleri yanında medya dahi tek adam yönetimi altına alınırken, kısacası ülke açık hapishaneye çevrilirken uyuyan üniversite, şimdi sıra kendisine geldiğinde, kısmen de olsa, uyanmaya başladı. Üniversite mensubu bir YÖK başkanı düşünelim ki, bizzat kendisinin ifade ettiği Anayasa’ya aykırı bir tasarı eline tutuşturularak, köleleştirme sistemine hizmet ettirilircesine çeşitli çevrelerle göstermelik temaslar yaptırılabilmektedir. Bugün uyanan üniversiteler ise, maalesef, meseleyi hâlâ salt bir üniversite ya da bir hukuk sorunu olarak algılamakta, ama bir sistem, bir emperyalizmin yayılma ve halkların giderek koyu bir şekilde köleleştirilme süreci olarak görmemektedir. Oysa bu süreç, ne salt hukuk meselesidir, ne de salt üniversite sorunudur. Bu süreç köleleştirme yürüyüşünün ülke siyasileri eli ile, ülke halkları üzerinde oluşturulan baskı mekanizmasıdır. İşte “ampul aydınları”nın ülkeye ve insanlığa ihanetinin sonucu! Bu yürüyüş bir gün kendilerini de ezdiğinde işi anlayacaklar, ancak eğer intikam duygularını ulusal politika meselesine karıştırmaları sonucunda varlıklarından hâlâ bir eser kalmışsa!

İnsanoğlu yeryüzünden fezaya doğru çıktıkça, akıl yolu ile keşfettiği dünyanın yuvarlaklığını, duyu organı yoluyla görmeye başladı. Bu kez kozmik seyahatimizi yatay yaparak, yani uzun zaman süresine yayılı olarak yaşanan gerçekleşmeleri kısa süreye sıkıştırarak, tüm toplumsal dokularda, özellikle de devlet yapısında ilginç aşamaların hangi gücün etkisinde ve nasıl yapılan(dırıl)dığını görmeye çalışalım.

İlk toplumsal oluşumlar güvenlik gerekçesine dayandığından devlet oluşumunun esası da güvenliktir. Bu dönemde henüz sermaye oluşmamış, bireysel basit ekonomik faaliyetler genel koruma altında sürdürülmektedir. İlkel toplumlarda genel güvenlikten sorumlu devlet yapılanmasında toplumsal açıdan en şerefli görevler askeri liderliktir. Günümüzde devlet başkanı ya da cumhurbaşkanının aynı zamanda başkumandan sıfatını taşıyor olması, ilkel devlet geleneğinin günümüze sarkan kalıntısı olarak görülmelidir.

Zaman içinde sermaye büyüyüp kilise ve feodal yapıları alt edip, devletin kendi işlerine (ekonomiye) karışmasını istemediği aşamaya gelindiğinde devlet Hobbes tarafından “canavar” (Leviathan) olarak nitelenerek, minimal boyutlara çekilmiş, ekonomi alanından uzaklaştırılmış ve salt jandarma devlet görevi ile yükümlü kılınmıştır. Neoklasik ve klasik liberalizm döneminin devlet anlayışı tarafsız ve küçük devlet yapısı böylesi bir politika ve felsefe ürünüdür.

Adam Smith’in ünlü Milletlerin Serveti adlı eserinde belirttiği gibi, işlerin yolunda gittiği dönemde devletin kendilerinden uzak olmasını isteyen sermaye, krize sürüklendiğinde ve işler bozulduğunda devleti yanında görmek ister. Nitekim, 1929 Krizi ertesinde devleti yanına çeken sermaye, piyasanın genişletilmesi ve sistemin devamlılığın sağlanması için devlete geçici görevler yüklemiştir. Reel sosyalizmin de tehdit oluşturduğu dönemde toplumsal görüşlerin savunuculuğu ile yükümlü devlet yapıları oluşturuldu ve hemen tüm kurumlar “telokratik” ideoloji doğrultusunda yapılandırılarak belirli hedeflere yönlendirildi. Farklı ekonomik yapılarda ve mekanlarda oluşan yeni şekillenmeler, kâh sosyal demokrat kâh faşist yapılar şeklinde tarih sahnesinde oluşturuldu. Böylece hem sosyalizme karşı kapitalizme korunma sağlanmış, hem de piyasalar genişletilerek kapitalizmin yaşam süresi uzatılmış oldu.

Sermaye dokusunun olgunlaşması ve kapitalizmin ünlü kâr hadlerinin gerilemesinin doğal sonucunda gelişen finansal süreçler, parasal ifade ile temsil edilen biriktirilmiş kârların hemen her türlü riske karşı korunabilmesi amacıyla alternatif yatırım alanlarında azami esneklik sağlanması küreselleşme ile bütünleştirilerek neoliberal döneme geçilmiş oldu. Parasal ifade ile temsil edilen sermaye yapısının her türlü riske karşı korunabilmesi, özel sektör alanında tüm risklerin piyasaya açılması, kamu kesiminde ise işletme mantığı ile faaliyet düzenine geçilmesi şeklinde tecelli etmiştir.

Neoliberal dönemin politik felsefesi “nomokratik” olarak nitelenen, hiçbir kamusal ya da toplumsal hedefin amaçlanmadığı, kamusal ya da özel her işlemin “piyasa” ibadeti doğrultusunda değişim değerine göre talep edilmesi, bunun dışındaki alanların tamamıyla ekonomi ve toplumsal alan dışına atılmasını öngörür. Küreselleşme döneminde bu sürece merkezi sermaye dokusunun olgunlaşma hastalığı olan kâr oranlarının sıkışmasının yol açması, bu gidişe dur demenin yolunun da sisteme müdahaleden geçtiğini göstermektedir.

Böylesi bir kuş bakışı açıklama, üniversite yapısı ile ilgili son taslağı anlaşılır hale sokmaktadır. Üniversitenin bir tür işletmeye dönüştürülmesi, rektörler ve hemen tüm yöneticilerin yukarıdan atama ile işbaşına getirilecek olması, en yüksek vergi ödeyen ya da üniversiteye katkı yapanların üniversite yönetimine girmesi, öğretim üyelerinin sözleşmeli düzene geçirilmesi, asistanların iş güvencesinin tümüyle kaldırılması vb. gibi tüm hükümler yeni devlet yapılanmasını çerçeveleyen politik sistemin doğal sonucudur. Mücadele kısa dönemde yaşanan anomalilere, fakat uzun dönemde sisteme karşı olmalıdır.

İzzettin Önder 'ın Son Yazıları