İzzettin Önder
Göz bağlama: Binbir proje siyaseti
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 02:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 02:01
Siyasetçilerimiz onlarca, belki de yüzlerce danışman ile çalışmayı marifet, hatta basiret olarak görebilir. Bilmezler ki, o marifetli danışmanların kaçı millî, kaçı ithal, hatta kaçı da özel görevlidir. Siyasetçilerin halkın içine çıkarken güvenlik gerekçesi ile ördüğü etten duvarı, keşke etrafını çevreleyen danışmanlarına karşı örse de her gün ortaya saçılan projeler daha milli ve toplumsal karakterli olsa. Örneğin, şu dışarıdaki paraların yurda getirilmesi konusuna bir bakalım. Medyada kısa bir gezinti yaparak, bu konuyu hangi gurup medyanın nasıl haberleştirdiğini, hatta haberleştirip haberleştirmediğini görsek, projenin kime bayram, kime göz boyama olduğunu anlarız.
Halkımıza “bayram müjdesi” olarak yutturulan ve bazı çevrelerce de olumlu karşılandığı yolunda haberlerle süslenen yurt dışı paraların ülkeye getirilmesi durumunda hiçbir hesap sorulmayacak, bir kuruş dahi vergi alınmayacak olması, böylesi olağanüstü olanaklardan yararlanmış insanlarımıza çok büyük müjde niteliği taşıdığı bir gerçektir. Düşünebiliyor musunuz ki, milyonlarca lira ya da dolar serveti vergisiz ve risksiz olarak yurt dışında tutuyorsunuz ve bu kaynağı ülkeye getirdiğinizde kimse bir şey sormuyor ve bir kuruşluk sorumluluğunuz olmuyor
Nasıl haset ve kahredici bir dünyada yaşıyoruz ki, ne Wikileks çalışkan ve vefakâr iş insanlarını rahat bırakıyor, ne de şimdilerde ortaya çıkmış olan Panama belgeleri. Hâlbuki ticaretin bir gizemi ve sırrı vardır. Her şeyden evvel ticaret serbest teşebbüs mantığına dayanır ve kurallar ve yasalarla denetim altına alınamaz. Ekonomik faaliyetler serbest yapıldığı durumda gelişir, insana iş sağlar, ulusal refahı yükseltir, vs. Ekonomik faaliyetler sonucunda sağlanan kazancın miktarı ve nerede hıfz edildiği tüm detayları ile sorgulandığında, bir kelebeğin kanatları kadar hassas olan sermaye o ülkeyi derhal terk eder. Sermayenin ülkeden çıkışı ise ülkeden refah çıkışı demek olduğundan, sermaye ve getirisi üzerindeki bu tür baskı ve denetimler sonuçta halkın genel refahı ve mutluluğunu kısar. Ama gelin görün ki, eloğlu boş durmuyor ve marifetmiş gibi kazanın dibini tüm karalığı ile kazıyor ve halkın gözünün önüne seriyor.
Teori öyle buyurur ki, sermaye silahı ve siyaseti daima yanına, hatta altında emrine alır. Bu durum, ilişkinin görünen veçhesidir ve sermayenin toplumsal üretimi yapan ve yaratılan değerden devlete vergi veriyor olduğunun ifadesidir. Vergi ve harcama politikalarının belirlenmesinde sermaye-siyaset ilişkisi de işin en masum yanıdır. Bir zamanlar parlamento yenilenirken iç döşeme ihalesinde dönemin meclis başkanı ile ilgili rüşvet iddiası ortaya atılmış, hatta bu konuda tahkikat dahi yapılmış idi. Zavallı meclis başkanı, sanki devlet hazinesini soymuş da, karşılığında cezaî sorumluluğu yüklenme durumunda kalmıştı! Hâlbuki o insan avantasını devlet hazinesinden değil, ihaleyi kazanan şirketten almış idi. Hazineden aktarılan hırsızlıktır, şahıslardan alınan ise, kimseyi ilgilendirmeyip, ikram ya da dostluk olarak görülmelidir! Sözleşme serbestisinin olduğu bir sistemde, bu böyle biline! Hesap soranlar kim oluyor ki! Hesap sormak için birilerinden izin mi almışlar? Bu tür meblağlar ufak olduğunda ülke içinde tutulurken göze çarpabilir. Günümüzde tüm değerler büyürken siyasilere giden ikramiyelerin de büyük olması gerekiyor. Böylesi miktarların yurt dışında tutulması her açıdan daha garantili olur. Ne var ki, ana sütü kadar helal bu rızkın ilanihaye oralarda kalması da anlamlı değildir. Şu halde, dümen başında iken rotayı ayarlamak burjuvazinin de, burjuvazi ile elbirliği içinde ihale götürenlerin de işine gelir. Kader ve kıvançta ortaklık böyle bir şey olsa gerek!
Bir başka açıdan meseleye bakıldığında, bu olayı böylesi derunî anlamı ile ele almayan meslektaşlarımıza gün doğduğu görülür. Bu düzenlemeyi fırsat bilen siyaset karşıtları böylesi müjdeli haber dolayısıyla iktidarı yerden yere vuracaklar ve ülkenin refah ve huzurunu bozacaklardır. Zaten Türkiye ne zaman ayağa kalkmaya yeltense dış ve özellikle de iç düşmanlar derhal faaliyete geçer ve gidişata set çeker. Meslektaşlarımız paranın menşeinin sorgulanmasını, vergisiz kazanç yolunu tıkamak için gelen paradan vergi alınmasını, hatta ceza ve gecikme faizi uygulanmasını önereceklerdir. İş bunula da bitmeyecek, vergi aflarının sık yapılmasının vergi kaçakçılığına çanak tutma anlamına geldiğini, vergi veren vatandaşlarla parasını yurt dışında tutarak vergi dışı kalanlar arasında haksız ayırım yapıldığını söyleyeceklerdir. Çok şükür ki, ekonomiyi borsadan dikkatle takip eden basiretli halkımız, icraatını kendisininki ile uyumlu ve yararlı gördüğü iktidara tam destek vermiş olarak, artık hiçbir bulgu ya da belgeye veya ses kaydına inanarak bu kutsal yürüyüşlerinden dönmeyeceklerdir. Ulusa sağlanan bu son fırsatı da karalamaya çalışacak insafsız meslektaşlarımızın itirazlarına da prim vermeyecek olan halkımız, bu vesile ile siyasi kanaatlerini bir kez daha tahkim etmiş olacaktır.
