İzzettin Önder
Davos neyin hizmetinde?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:49 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:49
İzzettin Önder'in “Davos neyin hizmetinde?” başlıklı yazısı 28 Ocak 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Acaba yeryüzünde canlılar olduğu için mi dünyada iklimler vs uygun doğa koşulu oluşmuştur, yoksa uygun iklim ve yaşam koşulları olduğu için mi yeryüzünde canlılar oluşmuştur? İşte bu nokta dogmatik yaklaşım ile bilimsel düşüncenin farkını ortaya koyar. Aynı şekilde, acaba insan doğasına uygun olduğu için mi kapitalizm vardır, yoksa kapitalizmin varlığı mı insanları ona uyumlu köle haline getirmiştir? Kapitalist sistemin şimdiki hakimiyetinin insan doğasına uygun olması ile açıklanması bilimsel düşünce ürünü değil, bir dogmadır.
Davos adı ile anılan Avus-turya’nın ünlü kayak merkezi, 1971 yılından itibaren “Dünya Ekonomik Forumu” olarak bilinen, yıllık ideolojik bombardıman toplantılarıyla, merkez ekonomilerin çevre ekonomileri yönetim ve denetleme merkezi işlevi görmektedir. Türkiye bu ideolojik toplantılara Özal döneminde büyük önem atfetmiştir. Çünkü Özal döneminde Türkiye dünya emperyalizmine açılıyor, dünya emperyalizminin Türkiye’yi anlama ve denetleme iştahı kabarıyordu.
Davos toplantılarının menşei İkinci Paylaşım Savaşı öncesi yıllarına dek uzanır. 1938 yılında ilk toplantısını yapmış olan neo-liberal yanlı iktisatçıların, 1942 yılında ABD’de toplanmış olan “Dış Meseleler Komisyonu” toplantısında olgunlaşan fikirleriyle, 1944 yılında kurulmuş olan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşların uzantısıdır Davos toplantıları. Davos, bu yönü ile aynen Dünya Bankası, IMF ya da Dünya Ticaret Örgütü gibi kapitalizmin çok önemli kalelerindendir. Dikkat edilirse, bu kaleler bir kısmı IMF gibi denetleyici olarak, bir kısmı Dünya Ticaret Örgütü gibi düzenleyici işlev görerek, bir kısmı da Dünya Bankası gibi bazı ülkelere proje destekli yardım sağlayarak hep aynı amaca hizmet ederler. Bu bağlamda, Davos toplantıları da, bir tür konferans havası içinde, hem çevre ekonomilerde ne yapılıyor konusunda merkezin bilgilendirilmesine, hem de eğer bazı sapmalar varsa onlara ayar vermeye olanak sağlar. Bu toplantılarda sadece konular görüşülmez, gelişmekte olan çevre ulus yöneticilerine ya da basın mensubu gibi medyatik kişilerine çeşitli vesilelerle ödüller verilerek onların gönlü alınır ve sözde taltif edilir. Bu tür ödüller, fonksiyonları gereği, hep gelişmekte olan ülke insanlarına layık görülür. Örneğin, yılın uluslararası en başarılı kadın yönetici unvanını kazanan ve ödül alan bir kadın yönetici de ülkesine mağrur ve muzaffer döner, ülkesi de bu kadının ödülünü ülkeye verilmiş ödül olarak algılayarak mutluluk duyar. Ödül alan kişi ve o kişinin dahil olduğu ülke halkları bu mutluluğun arkasında dünya emperyalizminin zehirli dişlerinin gizlendiğini fark dahi edemezler!
Özal dönemi siyasetçileri, medya ve hatta üniversite çevreleri Davos toplantılarına büyük bir önem atfetti. O dönemler Davos’u yeni öğrendiğimiz dönemlerdi. Bugünlerde artık Davos’ta krizde çökmemiş parlak ekonomimiz(!) de anlatılıyor ya da muhalefetini ince zeka geçişleri ile sergileyemeyenlerin siyasi görüşleri sergilenebiliyor. İnanılmaz saflıkla, kriz dünyasından kaçarak yeni sömürü merkezleri arayan emperyalizmin sırtımızı sıvazlaması taktiğini dahi anlayamadan, Davos’u kazanç hanemize yazabiliyoruz. Bir zamanların Maliye Bakanı, Türkiye’den gelmiş bir bakan olarak Davos’ta geçmişte kendisine yüz verilmediğini, ancak sonraki yıllarda yabancı temsilcilerinin etrafını sardığını ve hangi kurumların satışa çıkarılacağını öğrenmeye çalıştıklarını, garip bir saflıkla(!) iftihar edilecek bir olaymış gibi anlatmış idi. Bu demektir ki, Türkiye de görücüye çıkıyor, sahneye çıkma acemiliğini yeniyor, bu yolda destek, ya da ar damarı çatlamışçasına ders alıyordu. Gazeteciler harıl harıl Davos’dan bilgiler aktarıyor. Ne müthiş bir bombardıman çevre ülke halklarını hayranlık, gıpta, biraz da utangaçlıkla yeni düzene uyma çabalarına yönlendiren müthiş ideolojik ışınlama!
Soros gibi borsa emicileri yanında, Stiglitz gibi, kimi çevrelerce sosyal demokrat görülen, gerçekten biraz da öyle olan, uluslararası üne sahip akademi otoriteleri de ortamın salt siyasilere bırakılmayıp, çeşitlendirilmesi ve sulandırılmasına hizmet amacıyla Davos toplantılarına katılırlar. Bu yıl Türkiye ekibi içindeki soslara bakılırsa, emperyalizmin emekçileri olarak kimlerin, hangi cemaatlerin ve parlak temsilcilerinin Davos üzerinden Türkiye’de at oynattığını anlamak zor olmaz.
24 Ocak ile Davos toplantılarının çakışması sistemin işleyişinin anlaşılabilmesine hizmet eden önemli bir rastlantıdır. Davos’un iç ekonomiye yansımasının en iyi resmi 24 Ocak kararlarında net olarak görülür. Çünkü Davos kapitalizmin dünyaya yerleştirilmesi, krizlerin yükünün halklara ve emekçilere yıkılmasının, sermayenin önünün açılmasının yollarının arandığı, ülke temsilcilerinin bu yolda koşullandırıldığı bir toplantıdır. Davos, her kesimin açıkça konuştuğu bir forum değil, tek taraflı ışınlamanın gerçekleştirildiği bir konferans ya da toplantıdır. Davos’da emekçiler, verimlilikleri ve gelir düzeyi ile değil, sermayeye nasıl hizmete koşuldukları ile konuşulur.