Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
İnci Boyacıoğlu

İnci Boyacıoğlu

Mizah ve toplumsal mücadele

"Mizah, sonucu iyi olsun kötü olsun, kendiliğinden halkın bir mücadele aracı olarak var olur, yaşar, yaşatılır. Çağlar boyunca da yeni kuşaklara aktarılır ki insanlar mizahın onarıcı ve güçlendirici etkisini kendi zamanlarında yeniden ve yeniden deneyimleyebilsin."

Yayın Tarihi: 08.09.2026 , 23:59 Güncelleme Tarihi: 09.09.2026 , 00:02

Mizah ve güldürünün faydaları sorulsa hepimiz aşağı yukarı benzer şeylerden bahsederiz: Ortamı ısıtır, gerginlikleri azaltır, başa çıkması zor bir durumu kolaylaştırır. En basit ifadesiyle, güleriz işte... Ama mizahın çoğumuzun farkında olmadığı önemli bir toplumsal işlevi vardır: Halkın bir kesimince korkutucu ve tehdit edici algılanan olay ve olasılıklara olan psikolojik mesafemizi artırır. Hani bazen kendimize uzaydan, sonsuzluktan baktığımızda küçücük olmanın getirdiği rahatlatıcı etki gibi…

Mizahın psikolojik mesafe yaratma etkisini aslında birçoğumuz gündelik hayatta kişisel olarak deneyimlemişizdir. Canımızı çok yakan bir cenazede, deprem gibi travmatik bir olay anında, sevgilimizle ayrılırken veya cebimizde bir ekmeğe bile yetecek para olmadığında… O tür anlarda dostlar arasındaki gülüşmelerin hiçbiri yersiz değildir. Cenazede gülenlere kızmayın o yüzden, çoğu durumda acının büyüklüğüne delalettir… Gerçekten de kendi iç sesimizin bir esprisi veya yanımızdaki kişiyle mizahi bir diyalog sayesinde bir anlığına bile olsa, içinde bulunduğumuz o korkunç durum sanki zamansal, mekânsal ve duygusal olarak bizden biraz öteye itelenir. O bir an bile soğukkanlı olabilmeye, mantıklı düşünebilmeye ve cesaretimizi toparlamaya büyük bir fırsat yaratır.

Toplumsal sorunlarda mizahi paylaşımlar, psikolojik mesafeyi daha fazla insanla daha geniş zamanlara yayılan etkilerle yaratır. İkinci Dünya Savaşı'nda faşistlere karşı verilen ölümüne çatışmalarda, Latin Amerika’da gerilla mücadelesi verildiği dönemlerde veya Gezi'de insanların birbirini ön saflara çağırırken yaptığı espriler veya duvarlara çizdikleri görseller halkın ortak belleğine işlenir. Bu mizah unsurları sıklıkla kitaplarda, belgesellerde ve filmlerde yerini alır, çünkü dikkatli sanatçılar o detayı atlamaz: Mizah insana dair önemli şeyler anlatır. Çoğu toplumsal olayda mizah, kitleleri zorlu bir sınava hazırlar, safları sıklaştırır. Duvarlardaki “Oh biber!”, “Bu biber gazı bi harika dostum!”, “Biberi bal eyledik, meydanları dar eyledik!” gibi yazılamalara sürtünerek geçen insanların mizahla zırhlandığını bilen biliyor.

Tersi etkileri ise mizahın dinamik ve karmaşık doğasını ortaya koyar. Kitle gelen dalgayı göğüslemeye artık hazırken, psikolojik olarak hedefine odaklanmış ve ahenkli bir bütünlüğe kavuşmuşken mizah dikkat dağıtıcı ve sönümleyici bir etki yaratır. Açıkçası mizahın toplumsal mücadelede artı ve eksi etkilerini kestirebilmek siyasi bilinç gerektirmekte. Mizahın toplumsal birlik haline zarar verdiği durumlarda cephedeki komutanın, eylemin öncülüğünü yapan sendika ve örgüt liderlerinin veya toplumu bilinçlendirme misyonunu taşıyan aydınların ciddiyete çağıran tok sesi önemlidir. Kabul edelim, sınıftaki haylaz arka sıra homurtularıyla, entelektüel bir dille yazılmış sekterlik suçlamalarının benzerlik taşıdığı zamanlar var tarihimizde. 

İstesek de istemesek de toplumsal hayatta hemen her şey politiktir; dolayısıyla mizah da iktidar dahil her siyasi öznenin elinde kolayca politik bir araca dönüşebilir. Mizahın toplumsal olarak o dönemki etkilerini analiz edebilecek siyasal bilinç gerekli demiştik, çünkü iktidarların kendilerini görece güvende hissettikleri dönemlerde politik mizahın yaygınlaşmasından memnun oldukları bile söylenebilir. Eyleme dönüşmesindense kahkahaya dönüşen her tür politik muhalefet, iktidarlar için sistemin ideolojik devamlılığını sağlayan enstrümanlardan biri olarak takdir edilir. 

Tüm bu karmaşık çıktılarıyla birlikte mizah, sonucu iyi olsun kötü olsun, kendiliğinden halkın bir mücadele aracı olarak var olur, yaşar, yaşatılır. Çağlar boyunca da yeni kuşaklara aktarılır ki insanlar mizahın onarıcı ve güçlendirici etkisini kendi zamanlarında yeniden ve yeniden deneyimleyebilsin. Bu sayede, kıvrak zekasıyla Timur’a kafa tutan Nasreddin Hocanın hikayeleri kim bilir kaç kuşak daha anlatılmaya devam edecek… 

Ülkemizde siyasal baskının arttığı, seçme ve seçilme hakkının bile kâğıt üzerinde bir hakka dönüşmekte olduğu son yıllarda, mizah işte bu cesaret verici etkisi yüzünden cezalandırılmaya başlandı, hepimiz biliyoruz. Nereye gittiğimizin, hatta daha kötüsü, nereye varmak üzere olduğumuzun önemli bir göstergesi. 

Politik mizah, artık sık sık kimi dini ve kültürel değerleri aşağılama suçuyla yargılanır oldu. Oysa mizahı mizah yapan iki temel unsurdan birisidir “ihlal”. Bir durumun, bir sözün veya davranışın komik bulunabilmesi için toplumsal bir kuralı ihlal etmesi gerekir. Bu ihlalin gerçek bir tehdit olmadığı anlaşıldığında, insanlar durumun özündeki bu çelişkiyi komik bulurlar. “İhlal” yoksa durumu kimse komik bulmaz. İhlal koşulu sağlandıktan sonra, insanları bir espriyi “komik bulan ve bulmayanlar” olarak ayıran temel mevzu, yapılan “ihlal”in o insanlarca tehlikeli görülüp görülmediğidir. Kimi muhafazakârlar için dini konularda yapılan mizah, toplumun yozlaşması tehlikesini barındırmaktadır ve onlar için din hep bir tabu, dokunulamaz bir konu olacaktır. Toplumun büyük bir kesimi ise dini inançları konuşulamaz, tartışılamaz yasaklar bütünü olarak değil, laiklik ilkesiyle de uyumlu olarak varoluşlarını anlamlandıran bir değerler bütünü şeklinde algılar ve yaşar. Siyasi iktidarlar ise konuya elbette komik bulup bulmama açısından bakmazlar; mizah sanat, akademi veya bilim gibi ideolojik hegemonya kurma hedeflerinde şekillendirmek istedikleri alanlardan biridir. O yüzden “… ama bu konuda mizah yapılmasını biz de uygun görmüyoruz” gibi açıklamalar yapan aymazları Timur’un filleri tepsin!

Bu tavır aymazlıktır çünkü mizahla yapılan “ihlal” toplumsal ilerleme açısından işlevseldir. Toplumlar kimi baskıcı ve irrasyonel kuralları geçersiz kılıp yerlerine daha ileri, daha insani kural ve değerleri koyarak ilerler, bunu da bazen gülerek yaparlar. Yine kişisel deneyimlerimizden biliyoruz; ciddi bir sohbette asla tartışmaya açtırmayacağımız romantik ilişki kuralları, ölüm gibi ağırlığı olan hassas konular veya insanların onur ve haysiyetleriyle ilişkilendirdikleri tabular mizah aracılığıyla konuşulabilir hale gelir. Halk arasında konuşulabilir olan geliştirilebilir ve ilerletilebilir bir toplumsal müdahale alanına dönüşür. Bir güldürü sayesinde, toplumsal cehaletimize birlikte gülerken fark etmeden gelişiriz. Paragöz üfürükçüleri makaraya saran eserlerin toplumsal aydınlanmamıza sağladığı fayda, hepimizin malumu... 

Gülmek insan evriminin en incelikli niteliklerinden birisi. İçinde insana dair pek çok güzel hikâyeyi barındırıyor. İşte bu yüzden, en kötü esprilerimize bile gülen vefalı dostlarımızın, bir de şu korkutucu siyasal atmosferde bizlere cesaret veren sevgili Deniz Göktaş’ın kıymetini bilelim. 

Yazarın Son Yazıları