Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
İnci Boyacıoğlu

İnci Boyacıoğlu

Tatil hakkımız, gün gelir söke söke alırız

Günümüz dünyasında gerçek bir tatil her açıdan imkânsız hale geldi. Ama hayal kurmak sağlıklıdır. Benim düşlediğim dünyada, turizm psikologlarının da dahil olduğu büyük bir ekip var ve biz emekçiler için en muhteşem tatil kategorilerini planlıyorlar.

Yayın Tarihi: 26.08.2026 , 10:03 Güncelleme Tarihi: 26.08.2026 , 10:03

Hayal edin lütfen: Yaz tatiline iki ay var. Çalıştığınız işyerinde tatil formları dağıtıldı, yanında küçük bir broşürle birlikte… Bu yıl harcadığınız tüm emek ve çabanın karşılığı olarak devlet size ailenizle veya bir arkadaşınızla yararlanabileceğiniz ücretsiz tatil paketleri hazırlamış.

Broşürün ilk kategorisi klasik bir deniz tatili. Ege veya Akdeniz sahillerinde seçebileceğiniz otellerin detayları için ziyaret edebileceğiniz web sitesinin adresi verilmiş, ama önce tüm broşüre göz atmak istiyorsunuz.

İkinci seçenek kültürel geziler. Ülkede daha önce hiç gitmediğiniz tarihi ve kültürel merkezleri içeren farklı rotalar için yine web sitesini ziyaret etmeniz söylenmiş. Tatil hakkından ilk defa yararlanacağınız için iki kategori de çok cazip geliyor, ama broşürün sayfasını çevirince başka kategoriler de olduğunu görüyorsunuz. “Deneyim tatili” kategorisinde ülkenin saygın sanatçıları, bilim insanları, düşünürleri, mimarları veya aşçılarıyla sayısız etkinlikten oluşan tatil paketlerinden birini seçme hakkınız da varmış. Bu gerçekten ilginç bir tatil seçeneği.

Spor paketi mi, tatilde mi?!? Sporla aranız pek iyi değil, ama rafting, dağcılık, dalgıçlık gibi sporların tanıtım fotoğraflarından oluşan kolaj aklınızı çeliyor. Deneseniz mi acaba?

Başka da kategori yoktur herhalde derken sonraki sayfa “Doğada kendinle baş başa” kategorisine ayrılmış, ormanda tek başınıza kitap okuyabileceğiniz sessiz bir mekânın huzuru çöküyor üstünüze. Buna gerçekten ihtiyacınız var. Tatil paketini seçmek kolay olmayacak sanki. “Olsun” diyorsunuz, “her sene başka birini denerim.” Üstelik kışın da ücretsiz bir tatil dönemi var!

Bu hayalime imkânsız diyorsanız, geçmişe göz atalım. Emekçilerin hafta sonu tatiline, bayram tatillerine ve asıl 8 saatle sınırlandırılmış işgününe dair kazanımlarının uzun bir tarihi var. İşçiler Sanayi Devrimi'nin başladığı ve büyük toplumsal dönüşümleri tetiklediği 18. ve 19. yüzyıllarda haftanın 6 veya 7 günü, günde 12 ila 16 saat arasında değişen korkunç bir çalışma rejimine tabiydi. Avrupa’da bu tarihlerde insan ömrü yaklaşık 35 yıldı. İnsanlık dışı çalışma koşullarının bir uzantısı olarak, emekçi kadınların fabrikalara bebekleri ile gelmesi ve bebekleri uyutmak için afyon kullanması oldukça yaygındı. Çocuklar 5-6 yaşından itibaren fabrikalarda çalışmaya başlıyordu. Salgınlar, yetersiz beslenme ve sağlıksız barınma koşullarıyla birlikte 200 yıl boyunca bebek ve çocuk ölümleri ortalama yaşam süresini aşağı çeken en temel etken olageldi. Bilindiği kadarıyla, mesai saatlerinin azaltılması talebi ilk olarak 1810 yılında Robert Owen tarafından dile getirilmiştir. O dönemin sınıf mücadeleleri kısmi kazanımlarla sonuçlandı. Örneğin, 1847'de İngiltere'de kadınlar ve çocuklar için çalışma süresini 10 saatle sınırlayan Fabrika Yasası çıkarılmış, Fransa'da 1848 Devrimi'nin ardından 12 saatlik (!) işgünü hakkı elde edilmiştir. 8 saatlik işgünü mücadelesi uluslararası düzeyde 1866 yılında Cenevre'de toplanan Birinci Enternasyonalde zirve yapmıştı. 1889 yılında Paris'te toplanan İkinci Enternasyonal de 1 Mayıs 1890'ı tüm dünyada 8 saatlik işgünü için uluslararası bir gösteri ve yürüyüş günü olarak ilan etmiştir. Ekim devriminin hemen ardından 1919 yılında kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), sosyalist bir ülkeye karşı sosyal devlet anlayışını benimsemek zorunda kalan Batılı ülkelerde 8 saatlik işgünü ve 48 saatlik çalışma haftasını uluslararası bir standart haline getirmiştir. 1810’dan 1919’a… 100 yıllık bir mücadeleyle elde edilmiştir 8 saatlik işgünü ve hafta sonu tatili hakkı.

Emekçiler tatil hakkı konusunda en radikal kazanımlarını şüphesiz Sovyetler Birliği’nde elde ettiler. 1922 İş Kanunu ile işçilere en az iki haftalık yıllık izin hakkı tanınmış, ardından 1936 Sovyet Anayasası’nın 119. maddesi ile “dinlenme hakkı” anayasal güvence altına alınmıştı. Yapay zekâ çağı, kuantum çağı derken süper-hiper-ultra modern insanlar için imkânsız bir hayal gibi gelen ücretsiz yaz tatili hakkı bir zamanlar bir yerlerde kazanılmış bir haktı. Milyonlarca Sovyet vatandaşı, devlet tarafından finanse edilen ve ülkenin dört bir yanına yayılmış sanatoryumlarda her yıl ücretsiz tatil yapıyordu. Kimi zaman aynı anda yarım milyon işçiyi ağırlayabilen bu devasa tesislerde tatil, bir lüks değil; halkın bedensel ve zihinsel olarak kendini onarması, sosyal yaşamı tüm zenginliğiyle yaşayabilmesi için tasarlanmış, devletin vatandaşına sunduğu en temel haklardan biriydi. O yüzden “tatil” kavramının kitlesel bir hak olarak ortaya çıkışı kendiliğinden rasgele bir olay değil, Sanayi Devrimi sonrası işçi sınıfının verdiği çetin mücadelelerin bir sonucudur.

Yıllık tatil gerçekten de bir hak olmalı çünkü insanın psikolojik sağlığı açısından bir gereklilik, altını çiziyorum, gereklilik. Tatil, yorucu ve tekrarlayan günlük çalışma hayatından uzaklaştığımız ve bu sayede zihnimizin kendini yenileme şansı bulduğu bir dönemdir. Kendi kararlarını alma, yaşamını kontrol edebilme, dünyayı ve kendini farklı açılardan deneyimleme, yeni beceriler edinme insan sağlığı üzerinde iyileştirici ve güçlendirici bir etkiye sahiptir. İnsanın temel psikolojik ihtiyaçları olan özerklik ve yetkinlik ihtiyaçlarına karşılık gelen bu deneyimler sebebiyle tatilleri hepimiz severiz. Özellikle, kapitalist üretim çarkları arasında kendini bir tuş veya dişli gibi hisseden bireyler için tatilsiz geçen bir yaz mevsimi, hiç bitmeyecek gibi gelen korkunç bir çalışma dönemine açılan kapıdır.

Ancak çağımızın turizm endüstrisi kendi paramızla bile böyle bir tatili bize çok görmekte. Günümüz kitle turizmi, bize "özerklik" hissinin aksine, çirkin ve tuhaf bir sürü içerikle paketlenmiş, her detayı planlanmış altın bir kafes sunmakta. Olur ya tatile gidebilirsek, kendimizi veya dünyayı deneyimlemeye değil; tüketmeye, fırsatı kaçırma korkusu ile kontrolsüz bir sürüklenmeye ve sosyal medyada teyit edilmek üzere hazırlanmış bir performansı sahneye koymaya gidiyoruz. Nitekim tatil psikolojisi üzerine yapılan güncel araştırmalar, tatilde hissedilen iyilik halinin işe döndükten sadece birkaç gün ile bir hafta arasında tamamen sönümlendiğini, hatta "tatil yorgunluğu" adı verilen yeni bir olgunun varlığını göstermekte. Mesai sonrasıymış, tatilmiş aldırmadan whatsapp iş gruplarından gönderilen bildirimlerin buna büyük bir katkı koyduğu aşikâr. Günümüz dünyasında gerçek bir tatil her açıdan imkânsız hale geldi.

Ama hayal kurmak sağlıklıdır. Benim düşlediğim dünyada, turizm psikologlarının da dahil olduğu büyük bir ekip var ve biz emekçiler için en muhteşem tatil kategorilerini planlıyorlar. Onların hayal güçlerinin insani bir dokunuşa dönüşebildiği her yerde dünya daha da güzelleşiyor…

Yazarın Son Yazıları