Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Yüksek Öğretim Piyasası

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Yüksek öğretim piyasasında şimdilik öğretim elemanları revaçtadır. Bu kişiler düşünce kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, araştırma şirketlerinin aradıkları emek gücünü temsil etmektedir. Piyasaya iş yapan araştırma şirketlerinin sayısı günümüzde hızla artmaktadır. Bu süreç yüksek lisanslı, doktoralı emek gücüne olan talebi daha da arttırmıştır. Üniversitelerden kurumsal anlamda bağımsız fakat aynı zamanda işbirliği içinde olan bu kuruluşlar, gençleri yüksek lisans doktora süreçlerinde piyasa ile bütünleşmelerini sağlamaktadır. Amacın daha fazla piyasa ve düzen ile barışık öğretim elemanlarının yetiştirilmesidir. Bunun için öğretim elemanlarını, içinde piyasa dışı yapılarında bulunduğu kamu üniversitelerinin etkilerinden kurtarmak gerekir. Onun için mümkün olduğu kadar akademi, alacağı öğretim elemanının ne kendisini ne de çalıştığı konuyu bilmemesi gerekir. Piyasaların yönlendirdiği araştırmalar, kamu üniversitelerinin artık günümüzde aşina olduğu konulardır zaten. Öğretim üyelerinin tıpkı öğretim elemanları gibi aldığı maaş dışında paralı ek işler yapması, sermaye güdümünde üniversite anlayışının rahatça akademisyenler arasında destek bulmasını sağlamıştır. Bu şartlar altında zaten çoktan bitmiş olan akademik özerkliğin yanında üniversitelerin kamu hizmeti anlayışı da sekteye uğratılmaktadır. Bu süreci sadece YÖK'ün üzerine yıkmak haksızlık olur. Bu aynı zamanda YÖK sisteminden nemalanmayı kendine görev edinmiş öğretim üyelerinin de, akademinin piyasalaşma sürecinden sorumlu tutmak lazım gelir.

Üniversitelerde başkalarının duyamayacağı şekilde "kapalı kapılar" ardından alınan kararlar, otorite sahibi bir grup kişinin kendini akademinin bilirkişisi ilan etmesiyle son bulacaktır. Bu kişiler, genellikle sistemin o günkü rantlarından yararlananlardır, piyasa ile bütünleşmiş olanlardır. Onun için bu kesim için asistanların iş güvencesine sahip olmaması, üniversitelerin yavaştan topluma kamu hizmeti verme niteliklerini kaybetmeleri gibi sorunlar onları çok ilgilendirmeyecektir. Hatta asistanların öğretim üyelerine daha da bağımlı olmaları, onların akademi içinde yarattıkları "bilirkişiliklerinin" devamını sağlayacaktır. Güvence'de olmayan, ilerisi için kaygılar taşıyan asistanlar, beraber çalıştığı öğretim üyesine, her zamankinden daha fazla bağımlı olmalarına neden olacaktır. Özellikle sözleşmeli olup ta, iş güvencesi taşımayan 50d'lik asistan meslektaşlar, kanunda belirlenen görevlerinden daha da fazla bölüme, fakülteye hizmet etmektedir. Bu davranış biçimi hocaları tarafından takdir görecektir tabii ki. Fakat asistanın asıl görevi olan araştırmacılığı yavaştan son bulacak yerini patronuna her daim hizmet veren hizmetkâr alacaktır. Artık asistanın tek düşündüğü şey, tezini bir an evvel bitirip akademide bir kadro bulup girmektir.

Türkiye'de araştırma şirketlerinin, düşünce kuruluşlarının çoğaldığını söylemiştik. Bunun sebebi AKP ile başlayan ılımlı İslam modeli sürecini topluma kanıksatılmasının önünü açmak içindir. Örneğin mahalle baskısı yoktur tarzında sosyolojik çalışmalar veya Türk halkının muhafazakârlaştığını, türbanla sorunu olmadığını savunan siyasi çalışmalar bu söylenenlerin ispatıdır. Her konuda toplumun aklını karıştırmaktan başka bir işlevi olmayan bu şirketlerin asıl görevi AKP-ABD işbirliği ile ortaya konan Türkiye'yi Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırıp tarikatçı sermayenin kucağına doğru dönüştürmeyi kendilerine vazife bilmektedirler. Bu bağlamda genç kuşaklar önemlidir onlar için. Dolayısıyla YÖK'ün hükümetle aynı paralelde toplumu dönüştürme misyonu içerisinde asistanların iş güvencesini yok edip, üniversitelerin kendi elemanlarını kendilerini seçmesinin önünde bariyer kurmaktadır. Sadece piyasaya proje üreten ve/veya piyasaya araştırma yapan kişi ve kurumlar kendi elemanlarını kısa süreliğine seçebilme özgürlüğüne sahip olacaklardır. Daha sonra hem araştırmada çalışmış hem de doktorasını bitirmiş genç bir asistan ortada kalabilme tehlikesi içinde olacaktır. İşsiz durumda olan doktoralı genç asistan tekrar piyasa mekanizmaları cenderesinde kaybolacaktır.

Akademi de kamu hizmeti verilir. Çalışanlarının tabii ki iş güvencesi olması gerekir. Genellikle akademide piyasa yanlılarının savuna geldikleri bir görüş vardır: o da kamu hantal, tembel, özel ise dinamik ve çalışkandır. Türkiye'de özel üniversitelere baktığımızda bir kaçı hariç bu savı destekleyen üniversite maalesef görülmemektedir. Üstelik çok başarılı kamu üniversitelerinin varlığını da herkesin bildiğine göre, bu sav ispatlanmadan ortada kalmaktadır. Bu safsata da ispatlanamadığına göre o zaman asistanın iş güvencesi her zaman için hakkıdır.

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları