Burak Gürbüz
"Yukarıya Bak" Bir de Reklam
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01
Küçük oğlum'la her cumartesi yapılan faaliyetlerden bir tanesi sabah seansına sinemaya gitmektir. Bu cumartesi de diğer cumartesilerden bir farkı olmadığından “Yukarı Bak” adlı amerikan çocuk çizgi filmine gidilmiştir. Tahmin edileceği üzere bu yazının konusu da film ve arada izlenen bir reklam üzerine olacaktır.
Cumartesi günü izlediğimiz masumane bir çocuk filminin içinde neo-liberal ideolojinin her şekli vardır. Film kısaca şöyledir: yaşlı bir adam karısını kaybettikten sonra mutsuzlaşır üstelik müstakil evinin etrafı büyük inşaatlarla çevrilidir. Onun evini de müteahhit yıkmak istemektedir. Fakat ihtiyar karşı çıkar. Sonra bir inşaat arabasının yanlışlıkla adamın evinin posta kutusuyla devirmesiyle başlayan olayda, ihtiyar bastonuyla bu nahoş olaya sebep olan adamı yaralar. Polis gelir ve sonra ihtiyara evininden çıkıp huzur evine gitmesini söyler. İhtiyar'da bunun üzerine gençlik yıllarındaki maceracı bir bilim adamı kahramanın yolundan gitmeye karar verir. Amacı gençliğindeki kahramanının yaptığı gibi kayıp şelaleyi aramaktır. Bunun içinde evini balonlara bağlayıp uçmasını sağlar... Böylece düşkünler yurduna gitmemiş buna mukabil evini de alıp maceraya doğru yelken açmıştır.
Film çok açık şekilde sosyal devlet düşmanlığı yapmaktadır. Adamın evi yaşlılığında elinden alınmaktadır. Bu da çocuklara olağan bir şeymiş gibi gösterilmektedir. Çünkü ihtiyar kendi evine yanlışlıkla zarar veren birine saldırmış kafasını yaralamıştır. Etrafındaki herkes ihtiyara çok naziktir ama aynı zamanda da onun düzene karşı nasıl davranması gerektiğini de nazikçe belirtmektedir. Kafasını patlattığı işçidir ama patronun işçisidir. Bu bağlamda patron bundan yararlanıp ihtiyarı yaşlılar yurduna yollayıp evine konacaktır. Bu süreç ihtiyarın evini almak isteyen müteahhidin işine yaramış ve emeline ulaşmasında bahanesi olmuştur. Kanunlar zaten ihtiyarın büyüdüğü evinden alınıp belli bir ücret karşılığı yaşlılar evine yollanmasına karşı değildir. Üstelik bu ihtiyar etrafını saran büyük inşaatçılara kafa tutmaktır. Evet özel mülkiyet kutsaldır ama bir yere kadar. Eğer söz dinlemeyip bir hata yapmışsanız ve üstelik ihtiyarsanız, bir de üstüne üstlük evinizi büyük inşaat sahiplerinin yıkmasına izin vermiyorsanız işiniz bitik demektir. İhtiyar'da bunu bildiğinden işi fazla kurcalamayıp evini alıp maceraya atılmıştır.
Bu işin ilk boyutu. İkinci boyutunda macera başlar. Çünkü adam hayallerinin peşinden gidecektir ve orada gençlik kahramanını rastlayacaktır. Bu eski bilim adamı orada yıllarca, meslekten atılmasına neden olmuş bir türlü varlığı ispat edilememiş bir kuşu aramaktadır. Kemiklerini bulmuştur gerçi ama bilim camiasını inandırmamış o da kanlı canlı kendisini aramaya çabalamaktadır. Amacı yakalamaktır ve bunun içinde eğitilmiş bir köpek filosu vardır. Köpekler ona sadıktırlar, o da köpekleri istediği gibi yönlendirmektedir. İhtiyar önce eski gençlik kahramanını bulduğu için sevinir, fakat sonra onun kuşu öldüreceğini anlayınca onun karşısına dikilir. Oysa filmin başında, filmin kötü adamı olan meslekten men edilmiş bilim adamı kuşu canlı yakalamak istediğini söylemektedir. Bu önemli detay daha sonra filmde atlanır. Filmin geri kalanı kuşu öldürecek olan bilim adamı ve köpekleriyle kuşu korumak için seferber olan ihtiyar ve arkadaşları arasında geçer.
Evet sonuçta ihtiyarın hayallerinin peşinden koşmasına özgür dünya izin vermiştir. Hele böyle balonlarla evini uçurması “çok egzantrik”tir, takdire şayandır. Ama hayaller aynı zamanda tehlikelidir. Maceralar yaşamak isteyen ihtiyar eski kahramanının neler yaptığını gördüğü zaman hayal kırıklığına uğrar. Çünkü gerçekten hayalinin peşinden giden bir adam vardır karşısında. O zaman hayalin aslında gerçek olduğunu algılarız. İşte sınır bu olmalıdır. Hayal, hayal olarak kalsın, hayal eğlenmek için bir araç olarak kalsın istenilmektedir.
Macera yaşamak isteyenler içinde tehlike, hayalleri uğruna sürekli macera yaşayan insanlarla karşılaşmaktır. Uçan balonlar laylaylom özgür şarkılar iyidir, ama haklı bir neden uğruna ömrünü vermek kötüdür. Macera bir “amaç” olmamalıdır sadece eğlenceli bir “araç” olmalıdır. Film alttan alta bu mesajı verir çocuklara. Oysa meslekten men edilmiş bilim adamı kendi meslektaşlarıyla bir problemi vardır. Ve kendini, bütün ömrünü o problemi çözmek ve gerçeği herkese göstermek için adamıştır. Filmin kötü adamı eski bilim adamı haklıdır da. Çünkü kayıp şelalede onun daha önce yaşadığını iddia ettiği fakat bilim camiasının kabul etmediği kuş yaşamaktadır. Bu da önemli bir detaydır filmde ama atlanır. Düzene karşı olanlar hep haksızdır. Düzen neyse o haklıdır. Bilim camiası o kuşun var olmadığını söylemiş ve kuşun kemiklerini getiren bilim adamını sahtecilikle suçlayıp onu meslekten men etmiştir. Oysa filmde kuş vardır. Ama olsun kötü adamda kötü adamdır. Oğlum filme tepki göstermedi tabii ki, ama reklama tepki verdi.
Gelelim reklama. Hepimizin bildiği kredi kartı reklamı. Bir adamla bir kadın sahil kenarında şezlongda mutlu mesut oturuyorlar. Sonra bir yerden bir kadın çıkıyor ve onlara ne yaptıklarını soruyor. Onlarda hayal kuruyoruz diyorlar. “İyi de” diyor “hayallerinizi gerçekleştirmek için bir şey yaptınız” mı diye soruyor. Onlarda “hayır” diyor. O zaman “karın ağrısı kredi kartını kullanarak hayallerini gerçekleştirmek isteyenlere yol açın” diyor onları şezlongdan kaldırıp ötekileri oturtuyor. Hayal bile kurmanın zorluluğu bu olsa gerek. Hayaller bile paralı çünkü. Ya da paran yoksa hayal bile kuramazsın. Reklam senin yüzüne arsızca, insafsızca, pervasızca bu mesajı fırlatıp atıyor.
Oğlumun tepkisi ise: “eşoğlueşek kadın” oldu. Aynen katılıyorum tepkisine...