Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Yeni (Yeniden Yapılanma, Yeni Dünya, Yeni Sol...)

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:04

Uzun zamandan beri ABD önderliğinde AKP öncülüğünde Türkiye yeniden yapılandırılıyor. Her yeni olan şey iyi bir şey olmak zorunda değildir. Her yeni yapılandırma da statüko'dan daha iyi olmak zorunda değildir. Türkçe'de “beterin beteri vardır” diye bir deyim vardır. O zaman Türkiye'nin AKP'nin taşeronluğunda ABD'nin önderliğinde yeniden dizayn edilmesini eleştirmek gericilik veya milliyetçilik değildir. Sadece bu oyunun veya yeniden yapılanmanın içinde “aktör” olarak bulunmak istemeyenlerin bir tepkisidir. İsterseniz diğer kesimler gibi “demokratik bir tepkidir” diyebilirsiniz. Fakat bunun ötesinde sol'un derdinin salt AKP ile değil, onun dayandığı temel fikirlerle sorunları olması lazım gelir. Bunların en önemlisi küreselleşmeci, neo-liberal, anti-kamucu politikalardır. Bu süreç ile diğer siyasal açılım süreçleri birdir, birini ötekinden koparmak mümkün değildir. Kısaca yeniden yapılanma diyebileceğimiz bu gelişme siyaset sahnesini yeniden dizayn eden bir süreçtir ve bunun adı Türkiye'de demokratikleşme sürecidir. Bu yeni süreçte hem sağ hem de sol yeniden yapılandırılmaktadır. Bu yapılanmayı sağlamakta genel kamuoyunu etkileyecek gazeteciler, yazarlar, akademisyenler baş roldedir. Türkiye'de artık yeni bir sağ model AKP ile ortaya çıkmıştır. Bu sağ hem cemaatçi, dinci unsurlara önem veren, hem de kapitalist düzenle tam uyum içinde çalışmayı kendine ödev edinmiş bir yapıdır. Bu siyasal anlayışın önem verdiği iki grup vardır: ilki cemaatler, ve özellikle Fethullah cemaati, ikincisi de ulusal ve uluslararası piyasalardaki aktörlerdir. Ama tabii tüm bu aktörlerin üstünde yeni dünya düzeninin mimarları, cemaatlerin Türkiye'deki savunucuları ABD, AB vardır. Dolayısıyla bu gruplardan icazet almış her türlü siyasal, toplumsal yapılanma Türkiye'de meşru sayılmaktadır.

O zaman Türkiye siyaseti, cemaatlerden esinlenen ahlakçılığı ön plana alan, piyasa ve kapitalizmle dertleri olmayanların içinde bulundurdukları yeni bir siyasal yapının kurulmasına izin vermektedir. Bu yapının içine hem piyasayı, hem cemaatleri eleştirenlerin yeri doğal olarak olmayacaktır. Yeni yapılanma temel amacı, piyasa karşıtı, emek yanlısı siyaset yapan, bu bağlamda hükumete en sert eleştirileri yöneltmekte sakınca görmeyenleri siyaset sahnesinden bertaraf etmek olacaktır. Bu kesimlerin demokratik süreçten soyutlanmaları, öyle bir şekilde olmalıdır ki, demokratik olsun... Bitmeyen Ergenekon davası hem AKP'liler için hem de AKP'nin solcuları için bulunmaz bir nimettir. Çünkü bu dava, daha önce de söylediğimiz gibi, bir yamalı bohça gibi, her türlü siyasal görüşe mensup insanların toplanıp göz altına alındığı, sonra da tutuklandığı ve bu şekilde toplumdan uzaklaştırıldığı bir süreci temsil etmektedir. Bu toplumdan uzaklaştıranların tek ortak özellikleri AKP karşıtı olmalarıdır. İçlerinden bazıları hem AKP karşıtıdır, hem de piyasa karşıtıdır. Tutuklular arasında karanlık olaylarda, derin devlet işlerinde adı geçmiş çok az insan vardır. Diğerleri bazı anonim kişilerin haklarındaki iddialar sonucu tutukludur. Peki bu durum niye bizim liberal aydınlarımızı yazarlarımızı, çizerlerimizi rahatsız etmemektedir? Çünkü onlar bu adamların siyasetten dışlanmış olmalarını kendileri için bir fırsat görmüşlerdir. Medyada, siyasette onlardan boşalan yerleri doldurmuşlardır. Ama bu boşluk doldurmanın da ötesinde, kimileri de sol adına bu durumu fırsat bilip AKP'nin sol'unu temsilen ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte kapak hazırdır: “Türkiye'nin demokratikleşmesi”. Yani amaçları AKP ve kendileri gibi düşünmeyenleri nasyonal sosyalist, anti-demokrat ilan edip dikensiz gül bahçesi haline gelmiş olan Türkiye siyasetinde yürümektir.

Nedir onları AKP ile beraber siyaset yapmaya iten temel neden?

İlk olarak AKP'nin yeniden dizayn ettiği siyaset sahnesinde sol'u temsil etme gayretidir. Onun içindir ki bolca sosyalist, kamucu sola saldırmayı kendilerine görev saymaktadırlar. Fakat ikinci neden, Marksist siyasetten uzaklaşırken, Marksizme saldırmak ve onu solun referans noktası halinden kurtarmaktır. Yani sadece dertleri solu Kemalizmden kurtarmak değildir, aynı zamanda Marksizmden de kurtarmaktır. En son yeni sol adına beyanat verenler sınıf üzerinden siyaset yapmak istemediklerini bunun yerine kimlik üzerinden siyaset yapacaklarını açıkça beyan etmişlerdir. Kamucu değillerdir, hatta kamuyu her açıdan eleştirmektedirler. Ama bunun yanında neo-liberal politikalara da karşıdırlar.
Neo-liberal politikalar anti-kamucudur. Kamu'nun iktisadi toplumsal rolünü azaltılmasından yanadır. Neo-liberal siyaset, emek eksenli talepleri tehlikeli bulur. Çünkü salt emekçinin sorunlarından yola çıkmanın, iktisadi verimliliği hesaba katmayacağı için anlamsız bulur. O zaman yeni solcuların emek eksenli düşünmeyeceklerini ilan etmeleri piyasa ile dertlerinin olmayacağına delalettir. Yeni solcuların önem verdikleri kimlik siyasetine gelince, neo-liberalizmi savunanlar kimlik siyasetini sınıf siyasetine çoktan tercih etmişlerdir. İki açıdan tercih ederler. Birincisi kimlik ve özgürlük sorunları küreselleşmeye katkı yapmaktadır. Oysa sınıf sorunu tersine küresel sermayenin önünde engel olarak durmaktadır. Kimlik sorunu bir özgürlük sorunu halinde çözülmek istenilmesi ve özgürlüğün emekçilerin temel çıkar çatışmalarını barındırmıyor olması, küresel dünya ile bütünleşmeyi hızlandıracak olan eğilimlerdir. Üstelik Türkiye'de demokratikleşme sürecini bir kimlik sorunu haline dönüştüren AKP ve ABD'nin, bu meselelerin çözülmesinde pay alması küresel piyasacılığın toplum sathında daha da sempati kazanmasına neden olacaktır.
İkincisi kimlik, sınıfı yok ettiğinden, işçiyi emekçiyi talep eğrisine indirgeyebilecektir. Kimlik sorunu kendi içinde ki çatışmayı halletiğinde piyasa yanlısı üretim-tüketim süreci kaldığı yerden daha sağlam temellerde devam edecektir. O sağlam temeller ise piyasayı eskiden ürküten siyasal belirsizliklerin halledilmiş olmasıdır. Dolayısıyla piyasa kimlik siyasetini herkesten fazla destekleyecektir.

Türkiye'de ABD, AKP ve aydınları önderiliğinde kimlik siyasetinin temel argümanlarını şu şekilde sıralayabiliriz: Kürtlere özgürlük, Ermenilerle kardeşilik, Rumlarla aşk. Bu tanımlar cemaatçi, ahlakçı iktidarın düşünce dünyasını da iyi temsil etmektedir. Ama kültürel, ırksal özellikler insanların sorunlarında ortak paydayı sağlamaktan uzaktır. Örneğin sermayedar Kürt ile inşaat işçiliği yapan Kürdün sorunları ortak değildir. İnşaat işçiliği yapan Kürt, gene Kürt olan müteahhitten şiddet görecektir veyahut bakkal çırağı Kürt, Laz bakkal sahibinden gerekli gereksiz fırça yiyecektir. Hatta diyebiliriz ki şehirde amelelik yapan Kürt ile kırsal kesimde yaşayan Kürdün sorunları ortak değildir. Sonuçta çözümün kimlikte olduğu varsayımından yola çıkılacağı için, sorun aşılamıyorsa eğer “en kötü ihtimal” bölünme olacaktır. Bu örnekler çokça yaşanmıştır. Bölünme olunca ne olmuştur? Sorunlar çözülmüş müdür? Tek olumlu yönü savaşların bitmesidir. Savaşları bölünmeden de bitirebiliriz.

İşte TEKEL işçilerini bugünkü durumu, siyasal otoriteye direnişleri, kimlikçi solcuları fazla ilgilendirmeyecektir. Bir kere çok ilgilenirlerse, kamucu olacaklardır, olmaz. İkincisi AKP'yi kızdıracaklardır o hiç olmaz. Her halükarda bakalım daha neler göreceğiz?

Tekel işçilerinin siyasal mücadelelerini bir kez daha desteklediğimi buradan duyuruyorum...

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları