Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Türkiye'deki cepheleşme

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Basında haklı olarak yazılan ve eleştirilen konuların başında Türkiye'nin siyasal yaşamında birleşmemek üzere ayrılmış olan cepheleridir. Bu konuda kendilerinden başka herkesi eleştirenler Türkiye'nin demokratikleşmesi için Avrupa Birliği'ne girmesi gerektiğini, cumhuriyet yapısını değiştirmesi gerektiğinden dem vuranlardır. Bu kesim için, bu sürece taş koyanlar ya faşisttir, ya nasyonal sosyalisttir. Örneğin Murat Belge 28 Mart tarihli Taraf gazetesindeki "Dünyayı nasıl bilirsiniz?" adlı yazısında Türkiye'deki sosyalist sol siyasal partilerin aslında hiç de göründüğü gibi olmadıklarını söyler. Belge'ye göre bizdeki sol partilerin Batı'da karşılıkları yoktur. Kısacası bizdekilerin aslında "faşist" veya ""nasyonal sosyalist" olduklarını ima eder. Sonra Liberal kelimesine takılır ve şöyle der: "Örneğin, Türkiye'nin kavramsal dünyasında "liberal" ne demektir? "Karısının birtakım adamlarla yatağa girip çıkmasını hoş karşılayan adam" tanımından başlayıp bunun biraz daha siyasileşmiş "yakın anlamlılarına doğru bir yelpaze çıkacaktır karşımıza". Doğrudur söylediği, Türkiye'de hem sağ hem sol siyasi hareketlerin tanımlarında çarpıtmalar vardır ve iki tarafı da boş yere yormaktadır. Geçelim çünkü bu tartışmalar bir yere varmaz, çünkü sıfır artı sıfır yine sıfıra eşit olacaktır.

Murat Belge ve diğerlerinin sol partilere atfettikleri çarpık tanımlar aslında onları ulusalcılık yapmakla suçlamak içindir. Yurtseverler ancak aşırı sağcı olabilir. Ama aslında bu yazarların çıkış noktasının bir an için gerçekten Türkiye'de cepheleşmeyi önlemek için olduğunu varsayalım ve yazılarına bir göz atalım. Mesela Belge'nin 17.01.2009 tarihli "Türk Polisi Yakalar" yazısı karşımıza çıkar. Konu Levent Ersöz'ün yakalanmasıdır ve Sayın Belge bu zatın yakalanmasını haklı sebeplerden dolayı sevinir ve şöyle der: "Ergenekon'a kol kanat germeye kararlı olan cephe bu konuda ne tür yayın yaparsa yapsın, bu soruşturmanın başından beri polisin çok etkili ve çok başarılı çalıştığını görüyorum". Aslında bu sözler herhangi bir gazetecinin söylediği laflar olsa insan üzerinde o kadar durmaz ama bu sözleri Murat Belge, yani Türkiye'de sivil bir demokrasinin kurulması için birçok yazı kaleme almış kişi söylemektedir. Üstelik derin devlet ile ordu'yu bir tutan bu bağlamda derin devleti yok etmek için ordunun ülkede hareket sahasını kısıtlamak için çabalayan birisidir. Oysa bu yazıda yeni bir şey öğreniyoruz: o da Murat Belge asker düşmanı ama aynı zamanda polis dostudur. Ona göre Ergenekon davasında polis çok iyi iş yapmaktadır. Bu sadece Levent Ersöz'ün yakalanmasıyla da ilgili değildir. Örneğin, Taraf gazetesinin 17 Nisan sayısında "Son dalga" adlı yazısında polisle ilgili bir tespiti olmasa da, son Ergenekon tutuklamalarını tasvip etmekte, sadece Türkan Saylan için biraz üzülmektedir. Ama hemencecik eklemektedir: "ama bütün bu cunta/darbe ajitasyonu içinde bayağı önemli ve bayağı merkezî bir rol oynayan bir örgütün başkanı olduğunu da unutmamak gerek. "Ülküdaşlarım" diye nitelediği, darbeyle içli dışlı olmuş kişiler hakkında kanıt olabilecek şeyleri, diyelim onun bilgisayarında da aramaları, büsbütün akla aykırı bir ihtimal değil". Diğer akademisyenlerin yakalanıp tutuklanması için ise yazısında memnuniyetini belirten ifadeleri vardır. Üstelik "Ergenekon" diye sorar "kodamansız olur mu"? Dolayısıyla Ergenekon terör örgütüne yataklık eden kodamanlarda yakalanmıştır ona göre.

Ara sıra başka yazılarında Belge hoca insan tahlillerine de girer. Ulusalcıların psikolojileri ile ilgilenir. Paranoyakça hareket ettiklerinden bahseder ve daha bir sürü şeyler söyler. Kısacası aciz, hastalıklı, kendine güvensiz bir ulusalcı portresi çizer hoca. Yani bir anlamda toplumun işe yaramaz parazitleridir.

Bir diğer cepheleşmekten muzdarip hocamız ise benim de hocam olmuş olan Taraf gazetesi yazarlarından Ayhan Aktar'dır. Seçim sonrası 4 Nisan'da yazdığı "Sevinsin Keratalar" adlı yazısında Aktar haklı olarak toplumu beyaz, zenci Türk diye ikiye bölen yazarlardan şikâyet etmektedir. Örnekler verdiği diğer ulusalcı gazete yazarların hakikaten o yazılarda üslupları bozuktur. Hoca bu yazarların kullandıkları üslubu ve anti AKP'ci ulusalcı fikirlerini eleştirir. O da aynı Belge gibi toplumun cepheleşmesinden muzdariptir. Ama Aktar'ın en can alıcı yazısı gene aynı gazetede yazmış olduğu bence TopTen'e aday yazısı 19 Ocak tarihli "Ergenekon içimizde" adlı yazısıdır. Bu yazıda Ergenekon yanlılarını tasvir etmektedir. İlk olarak bu kişiler için "yurdun sesi oğlanlar korosudur" der. Okuyucu üslubunu dikkat etmiştir herhalde. Keşke sadece bununla kalsa iyi daha neler vardır neler? Korkudan donuna dolduran şehirli orta sınıf mı veya "Ay valla İran gibi olacağız" diye "dellenen" (vurgu kendisine ait) şehirli kadınlar mı veya kendisinin uyarıcı ve açıklayıcı sözlerini "hiçbir bilgi ve bilinç sıçraması yaratmadan" dinleyenler mi vardır? Üç ay 15 gün sonra yazacağı yazıda toplumun laik kesim -İslami kesim diye ikiye ayıranları eleştirecek olan Aktar bakın bu yazısını nasıl bitirmiştir? : "Peki, 'ağır abiler' gözaltına alındığı için kendilerini 'öksüz ve yetim' hisseden bu insanlara karşı nasıl davranmalıyız? Benim naçizane önerim şudur: Bunlara 'hasta, sakat ve kederli' muamelesi yapın, onlara acıdığınızı hissettirin. Ama sakın laf anlatmaya çalışmayın ve mümkün olduğu kadar uzak durun. Onları acılarıyla baş başa bırakın. Toplumsal değişme sürecine uyum sağlayamayan, tarihin çöplüğüne atılarak tasfiye olur. Moralinizi bozmayın.".

Bu yazıdan sonra bilmiyorum kim kime acıyor?

Altangillere daha gelmeden o kadar çok örneği var ki bu tarz yazıların basında? Şimdi sorarım gerçekten bu yukarıdaki zatlar ülkedeki cepheleşmeden söyledikleri kadar rahatsız mı?

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları