Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Tocqueville’de sosyal haklar (4)

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26

Daha önce de belirttiğimiz üzere bu yazı dizilerinde göstermeye çalıştığımız, aşırı sağ düşüncenin liberalizmden bağımsız olmadığıdır. Bu bağlamda en bağnaz aşırı milliyetçi fikirlerin klasik yazarların iktisadi ve sosyal düşüncelerinin içinde yer aldığını anlatmaktır. Bugünkü yazımızda Tocqueville’in kendi halkının sosyal hakları üzerine ve Cezayirli çiftçiler hakkında söylediği tüyler ürpertici sözlerinden yola çıkarak Tocqueville’in aslında Cezayirli halka karşı kolonyalist bakış açısının “tekil” ve yazarın asıl düşüncelerinden bağımsız olmadığını, tam tersine kendi düşünce sistematiğinin önemli bir parçası olduğunu göstermektir.

Tocqueville, tıpkı Molinari gibi fakirlere yönelik yardım derneklerinin olması gerektiğini ama kamu eliyle değil özel kişilerin yönetiminde olması lazım geldiğini söyler. Bunun nedenlerini daha önceki yazımızda yazmıştık. Bugün bir şey eklememiz gerekirse o da yazarın yukarıdaki tercihlerini belirleyen ana doğrultunun sermaye birikiminin sürekliliğini sağlamaktır. Onun için özel ve kamu yardım derneklerini kıyaslarken iktisadi verimlilik esasına göre değerlendirmektedir. Bugün Tocqueville’ e göre özel yardım dernekleri nasıl işlemelidir? Kimlere yardım etmelidir? Kamusal yardım dernekleri neden işlevsizdir? Tocqueville’in bu sorulara verdiği yanıtlardan yola çıkarak ilk olarak yazarın özel yardım dernekleri, ikinci olarak da kamu yardım dernekleri hakkındaki düşüncelerini tartışacağız.

İlk olarak Tocqueville özel yardım derneklerinden kimlerin yardım alması gerektiği üzerine düşünür. Dolayısıyla fakir olmak özel yardım derneklerinden yardım almak için yeterli değildir. Yardım almaya hak kazanmış fakir kişinin aynı zamanda doğma büyüme o bölge’ye ait olması gerekir. Fakir olup ta o bölgeye yabancı kişilere vakıflar yardım etmek zorunda değillerdir. Yabancı kişilerin fakirlik durumları o bölgenin yardım derneklerinin konusu olmadığından bu kişilerin o bölgeden uzaklaştırılması gerekir. Eğer ki, kendileri gitmiyorsa o zaman bu konuda gerekli kanun maddeleri hazırlayarak kanuni yoldan bu kişilerin zorla başka bölgelere sürülmesi lazım gelir. Tocqueville’in bu baskıcı yaklaşımında ki temel neden fakirleri toplumda bir parazit olarak görmesidir. Fakir, hem görsel olarak istenmeyen kişidir, hem iktisadi anlamda verimsiz kişidir, hem toplumun güvenliğini bozmaya aday olan kişidir, hem de aynı zamanda dışarıdan gelen yabancıdır. Eğer fakir dilenci değilse, yani göz estetiğini bozmuyorsa, hırsızlık vs.. gibi işlere bulaşmamışsa, kendisine söylenen işleri yapıyorsa ve o bölgenin insanıysa o zaman özel yardım kuruluşlarından yardım parası almaya hak kazanacaktır. Ama eğer yukarıdaki kriterleri sağlıyor olsa da, yardıma parasına başvurmuş kişi o bölgenin insanı olmayıp ta, yabancı ise yardım parası alamayacaktır. Kişinin yabancı olup olmaması yardım alıp almamasında temel meseledir. O zaman yazara göre bu tür fakirler daha fazla sefalet içinde yaşayıp toplum düzenini daha fazla bozacaklarından o bölgeden uzaklaştırılmaları lazım gelir. (Tocqueville, Oeuvre Complete, XVI, ss: 158-161’den aktaran A. de Tocqueville, Textes économiques, Anthologie critique par J-L Benoit et E. Keslassy, Agora, Pocket, 2005). Tocqueville’in 1841 ve 1846 yıllarında kaleme aldığı Cezayir raporlarının ilkinde Cezayirli yerli halkın mülkiyet haklarını da bir kerelik çiğneyerek topraklarına zorla el konulması gerektiğini söyler. “Amerika’da Demokrasi”nin liberal yazarından, Fransa’daki fakirler ve Cezayirli köylüler hakkında şiddet dolu, otoriter siyasi tahlillerinin sebeplerini daha derin olarak incelenebilir. Ama ilk olarak görülen odur ki, Tocqueville’de diğer liberal düşünürler gibi, ekonomik verimliliği toplumsal gelişimin temel direği olarak görmektedir ve bu kuralı tüm sosyal sınıfların iyice kafasına sokmak ister. İktisadi anlamda verimsiz olup anlamayanları da ceza ve baskı yoluyla ıslah etmek istemektedir. Bu şekilde kapitalizmde sermaye birikiminin devamını sağlayan ideolojinin adı iktisadi verimlilik ideolojisi olmaktadır. Çünkü her türlü sosyal hak ve talepler iktisadi verimliliği eğer baltalıyorsa bu durum kabul edilemeyeceği gibi zor ve şiddet kullanılarak mücadele edilecektir. Sermaye kesimi ile çıkarları çatışan toplumsal sınıflara karşı “güvenlik” adı altında uygulanacak her türlü baskıcı uygulamaların Tocqueville’de olduğu gibi liberal düşünce de yeri vardır. Dolayısıyla Tocqueville, hem Cezayirli köylü, hem de Fransız fakirin verimli çalışmasının mümkün olmadığı sonucuna vararak, bu sosyal kesimlerin yeniden sermaye birikimi sürecine destek vermesi amacıyla otoriter çözümler üretmektedir. Cezayir’de baskıcı çözümler sadece verimliliği arttırmak amacıyla alınmamaktadır aynı zamanda Fransa’nın ulusal çıkarları da gözetilmekte Fransız ile Cezayirli köylü birincisinin lehine ayrılmaktadır. Bu ayırım salt ulusal çıkarlar bağlamında değil aynı zamanda güvenlik içinde yapılmaktadır. Cezayirli köylü Fransız köylüsüne nazaran daha az güvenilirdir, tıpkı kendi ülkesindeki yabancı fakir gibi. İkisinin de mümkünse toplumdan dışlanması lazım gelir.

Tekrar Fransa’ya döndüğümüzde Tocqueville’e göre dilencililik genellikle fakirlerin başka bir çare bulamadıkları için başvurdukları bir yol olmasına rağmen bir suçtur. Fakirlik kendi başına suç değildir ama dilencilik suçtur. Fakir olana insan acıdığı için yardım eder ama karşılığında fakirinde yardım severin istediklerini yerine getirmesi gerekir. Özel yardım kuruluşlarının yardım alan fakirden istediği dilencilik yapmamasıdır ve boş oturmayıp bir işte çalışmasıdır. Dolayısıyla yardım karşılıksız değildir. Fakirden istenen diğer toplumun fertleri gibi bir işte çalışıp üretime katkıda bulunmasıdır.
Tocqueville’e göre dilenciliğin suç olmasındaki bir başka neden fakirlerin dilencilik yaparak zenginleşmesidir. Fakirin dilencilik yaparak zamanla zenginleşmesi kapitalist sermaye birikimi rejimine az da olsa sekte vuracaktır. Bu bağlamda dilenci iktisadi verimliliği ve toplumsal faydası hiç olan bir faaliyetten para kazanmaktadır. O zaman bu kişiler ya silah zoruyla zorla bölgeden dışarı atılmalı, ya hapise atılmalı ya da toplum bu kişileri kendi içinde marjinalize etmelidir. Bu son öneri için yazar Paris yakınlarında Mareuil bölgesinden örnek vererek, bu bölgede yaşayan insanların yabancı dilencilere para vermeyerek onların kendi mahallelerinden uzaklaşmalarını sağladıklarını söylüyor. Yazar sadece dilencileri toplumsal bir parazit olarak görmüyor aynı zanda yerli ile yabancı dilenci arasında da bir ayrım yapabiliyor ve ikincilerin de birinciler kadar sefil insanlar olduğunu fakat bir farkı sefilliklerini kendi bölgelerinden uzak, mümkünse kendi çöplüklerinde çekmelerinin gereğinden söz ediyor. Bu açıdan anladığımız kadarıyla yerli dilenci her ne kadar iğrenç de olsa yabancıya dilenciye nazaran sadaka almaya biraz daha hak ediyor veya en azından kendi mahallesinde horlanmayı hak ediyor, ama ötekisinin mutlaka bölge dışına sürülmesi gerekiyor. Bugün itibariyle liberal Tocqueville’in fikirlerinden yola çıktığımızda Sarkozy, Merkel ve birçok AB ülkesi siyasetçisinin yabancı düşmanı politikalar yürütmesinin günümüzdeki, ekonomik krize bağımlı konjonktürel bir sonuç olmadığını tersine liberalizmin yapısal özelliklerinden kaynaklandığını görüyoruz. Bugünkü neo-liberal siyasetçiler aslında liberal Tocqueville’in düşüncelerini kendi toplumlarında ve başka ülkelerde uygulamak istemektedirler.

Tocqueville fakirler için kamu yardımları hakkında ne düşünmektedir? Yazar tıpkı anarşist Proudhon gibi sistematik olarak devletin sosyal alanlara müdahalesini tasvip etmiyor. Karşı gelmesinin sebebi Proudhon ile benzerlikler taşıyor. İkisi de devletin sosyal ve iktisadi alanlara müdahalesini rekabeti ve verimliliği azaltması nedeniyle eleştiriyor. Tocqueville’e göre kamu yardımlarının dezavantajı, kamunun kimin gerçekten yardıma muhtaç olup olmadığını tespit edememesi ve herkesin sosyal yardımlardan kolayca yararlanabilmesidir. Bir diğer olumsuz durum ise eşitlik prensibinden hareketle herkese dağıtılan yardımların insanlar üzerinde daha fazla tembelliğe sebep vermesidir. Tocqueville’e göre özel yardımların kamu yardımlarından farkı, hem fakirler arasında seçici olmasıdır (herkese eşit yardım prensibinin olamamasıdır) hem de yardımı verdikten sonra da insanların sorunlarıyla ilgilenmeye devam etmeleridir. Yazara göre bu durum Protestanlıktan gelen bir gelenektir. Bu bağlamda kamu yardımları gibi tek düze ve merkezi değildir ve zorunluluk esasına göre işlemez. Yardımlarda toplumsal fayda aranmaktadır. Yazar kamu yardımlarının en fazla geliştiği ülke olan İngiltere’den örnek veriyor ve bu ülkede bu yöntemin başarısız olduğunu tersine bu durumdan fakirliğin arttığını söylüyor. İngiltere’de Birinci Elisabeth’in 43 yıllık hükümdarlığında her bölgede “fakirlik müfettişleri” kurulduğunu ve görevlerinin her yerde fakirleri ve fakirlere yardım edecek zenginleri tespit edip fakirlere vermek üzere zenginlerden ek vergi aldıklarını anlatıyor. Bu uygulamayı yazar eleştiriyor ve bu yöntemin İngiltere’de fakirliği daha da arttırdığını söylüyor. Tocqueville’e göre İngiltere’de tarım topraklarının büyük araziler olarak kalması ve çoğu köylünün şehirlere göç etmesi İngiltere’deki fakirliğin nedenleri olarak saymaktadır.

Her halükarda kamu eliyle yapılan yardımlar insanları daha fazla tembelliğe itmektedir. Yazara göre insanların çalışmasının iki nedeni vardır. İlki yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilmesi içindir, ikincisi de yaşaması için gereken koşulları geliştirebilmek içindir. Oysa herkese eşit yardım insanların birincil ihtiyaçlarını yerini aldığı için artık insanlar ihtiyaçları için çalışmak zorunda kalmamaktadır. Bunu bir mesele olarak yazarın öne sürmesi oldukça ilginçtir. Yazar çünkü yardım alan fakirlerin peşinen tembelleşeceğine yaşamlarını daha iyileştirmek için çalışmayacaklarına kanidir. Bu fikri işçilerin sefalet üzerine yazdıklarında (Mémoires sur le paupérisme) ortaya çıkmaktadır. Çünkü Avrupa’yı dolaşırken İspanya’da Portekiz’de görmüş olduğu sefalet içinde yaşayan emekçi manzaraları yazarı etkilemiştir. Ona göre bu gördüğü insanlar kaba, saba, eğitimsiz kişilerdir ve onların bu durumda kendilerin yapılmış büyük bir haksızlıktır. Avrupa kıtası dışında görmüş olduğu çalışanlarda çok kötü koşullarda yaşamaktadırlar fakat o bölgedeki insanlar Avrupalı insan gibi gelişmiş, Avrupalı uluslar gibi zenginleşmiş değildir. Bu insanlar zaten çok ilkel koşullarda yaşadıklarından içinde bulundukları koşullardan çok da muzdarip olmamaları gerekir. Çünkü refah’ın ne olduğunu zaten bilmemektedirler ve çevrelerinden de görmemektedirler. Tocqueville’in çalışanlarla ilgili bu iki farklı yorumu, Avrupa’daki fakirler için geçerli değildir. Onlar tıpkı deniz aşırı uzak ülkelerde yaşayan barbarlar gibidirler ve sadece yaşamalarını ikame ettirmek için gerekli koşulları sağlamak isterler. Ondan sonrasına çaba sarf etmezler. Yazara göre fakirlere kamu yardım yaptığı sürece o fakirlerin çalışmayacağını iddia etmektedir. Bir de fakirlerin daha çok kamu yatırımlarında çalıştırılmasını da eleştirmektedir. Ona göre fakirleri çalıştırmak üzere yapılan bu kadar kamu yatırımı hem israftır hem de gereksizdir. Son olarak Tocqueville’e göre kamu yardımlarının sürekli olması hem çalışanların sırtından geçinen tembel bir sınıfın yaratılmış olmasına neden olur hem de zaman içinde insanların fakirlere karşı acıma duygusunu kaybetmesine sebep olur. Dolayısıyla fakirlere yönelik kamu yardımları tamamen işlevsizdir ve verimsizdir.

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları