Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Sen Bir Ana, Sen Bir Baba… Oldun Bana Ezber Bozan!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:00

Bilirsiniz “öğretmenim canım benim” diye bir çocuk şarkısı vardır: “sen bir ana sen bir baba oldun bana…” falan diye gider. Aslında bu güzel şarkı üzerinde çok şeyler yazılabilir ama konu o değil sadece bu şarkının günümüzde olan bitenleri iyi bir şekilde özetliyor olması. Çünkü artık bize açılımı, demokrasiyi ögretip ders verenler var. Onlar bu güzel vatanın, pardon etnik, kültürel cemaatlerinin hem anaları hem babaları. ABD, Talabani, Barzani üçlemi içinde emperyalist çikarlara hizmet eden hükümet ve üyeleri önce Kürt açılımı sonra demokratik açılım adıyla bir süreci başlatalı epey zaman oldu. Daha içeriği bile belli olmayan bu sürece dair bir çok kişi iyi, kötü bir çok şey söyledi. Bana göre en kötüleri bu sürece şartsız şurtsuz balıklama destek verenlerdi. Hatta bazıları sevinçten ağladılar, başbakan’a methiye düzdüler, çigliklar atıp birbirlerini kutladılar. Bu kesimi zaten biliyorduk. Bunlar tarafgirlerin ve türevlerinin babaları. Hani “sen bir babaaa…’daki baba. Bunlar AKP kayığında bu ülke senin şu ülke benim Gülen’in okullarını gezmeye gittiklerinden, bakan, müsteşar odalarına girip çiktiklarindan, gene Gülen cemaatine ve diğer dini cemaatlerle “al takke ver külah” olduklarından pek yadırgamadık. Bu arada basından okuduğumuz kadarıyla hacı hocaların iddia edildiği üzere yaptıkları rezalet diz boyuna çikmis. Taciz’ler, çiplak namaz kıldırma iddiaları ortada dolaşiyor. Adnan hoca da demiş ki “bu iş Ergenekoncuların işi”. Zaten Adnan hocacılar evrim karşitı, bilim düşmanı olarak evrim yanlısı akademisyenler tarafından son günlerde bir hayli hırpalandılar. Ama tabii onları yollarından kimse (ç)eviremedi, gene aynı inançla evrim ve bilim karşitlığını kamuoyunda dillendirmeye, taraftar toplamaya devam ediyorlar, gayret gösteriyorlar. Şarkıdaki “sen bir baba…”’nın babaları işte bu tip gelişmeleri hiç önemsemediginden, hakikaten magazinsel çünkü, başka önemli konulara daldılar: AKP’nin önderligindeki Kürt açılımı ve sonrasında demokratik açılım gibi.

Analara gelince onlarda nasıl söylesek… AKP’ye hem biraz mesafeli… hem de demokratik prensiplerinden yola çikaraktan, sekerekten yol almaktalar. Aslında bu zatların gelgitlerinin en önemli sebebi demokrasi ile neo-liberal politikalar arasına sıkışmışlıklarıdır. Bundan kurtulmanın yolları sınıf analizinden kurtulmaktı, kurtuldular yetmedi, sosyal devletçiliği savurup atmaktı, attılar yetmedi, anti-emperyalist mücadelelerden hızla uzaklaşmaktı, kaçtılar ama gene yetmedi. Çünkü kendilerini bir anda Ortadoğu’da ABD politikalarını desteklerken, neo-liberal politikaları MECBUR savunurken, tarikatçıların eteklerinde “ahlakçılık” oynarken ve bunları SOL adına yaparken buldular. Hemen tabii ağır silahlarını ateşleyerek kendileri gibi düşünmeyenleri yaptılar mı nasyonal sosyalist? İşte bunlar da AKP’nin “sen bir açılım sen bir demokrasi” çagrisini kabul edip oldular mı “sen bir anaaa’ daki ana? Ama “yiğidi öldür hakkını yeme” derler ya, iyi ki demişler çünkü bu kişiler arasında olaya yeni yeni uyananlar ve bu “game over” yolundan çikmak isteyenler neyse ki var. Yanlış anlaşilmasın sonuçta burada, bu satırlarda kimseye bir ders verilmiyor haşa!. Onları ezber bozan analarla ezberi tersyüz yapıp suratlara şamar gibi atan babalar yapıyor.

Ama ezberi boz boz nereye kadar? Bu kadar ezberi bozma adamı da bir zaman sonra bozuyor… yani sinirini bozuyor. Al işte AKP hükümeti tam demokratik açılım, Kürt açılımı derken AB’nin basın özgürlügü bildirgesine imzasını esirgememiş mi? Üstüne üstlük bir de Hürriyet gazetesine cumhuriyet tarihinin en yüksek vergi cezası da gelmesin mi? Üstelik o kadar da uğraşmıştı Ertuğrul bey. Ramazan ayında şarap filan da içemedi herhalde, gitti 70 milyon’un gönüllerini şen etti, umre’yi ziyaret etti. Ama maalesef yaptıkları boşa gitti. Akp açılımı Akp tokadıyla bitti, gitti. Fakat her şeyin ötesinde biz neyi tartışıyorduk? Türkiye’de demokratik açılımı öyle değil mi? “Sen bir anaaa, sen bir babaaa…” daki analar gene Akp ezberlerini gözden geçirecekler. Boz oğlu boz valla… Tam kendilerini AKP’nin demokratik açılımına kaptırmışlardı, üstelik bazıları AKP’yi Türkiye’de tek ve yegane sol partisi olarak lanse bile!!! etmişlerdi. Şimdi AKP’ye biraz mesafe koyma zamanı geldi de geçti neredeyse onlar için, yani analar için. Yazarlar artık Akp’ye akıl verirler “çok ileri gittin biraz sol yapıp sağlı sollu yanaş” derler. Ama ya babalar? Onlar “yarabbi şükür” ve “tomasakomaz” kategorisinden olduklarından onlara vız gelir tırıs gider bu gibi şeyler…

Peki düşüncelerimiz ne?

İlk olarak AKP’nin önce Kürt açılımı sonra demokratik açılımının en olumlu tarafı, güney doğu’daki Kürt meselesinin askerin yörüngesinden çikmis olmasıdır. Çünkü yıllarca, aslında yine siyasilerin bir tercihi olarak, Kürt konusu askere ve askeri yöntemlere terk edilmişti. Bu çikmazdan kurtulup meselenin sivil yöneticiler tarafından çözüme ulaştırılmak istenmesi, silah yerine diyalog yoluyla çözülmek istenmesi yeni ve önemli bir adım olabilir ilk bakışta. Ama daha sonra kim bu siviller diye göz attığımızda tarikatlarla karşilaşmaktayız ve aslında meselenin askerlerden alınıp dini cemaatlere verildiğini görmekteyiz. İşin bir boyutu dini tarikatların güney doğu‘da Pkk‘ya karşi güç kazanma mücadelesidir diğer boyutu ise bugünkü Akp hükümetinin ABD ile beraber Barzani ve Talabani ile ortak sürdürdükleri ve yaşama geçirmek için çabaladiklari siyasi bir projedir. Bu bağlamda Büyük Ortadoğu Projesi kapsamı içinde Orta Doğuda Araplar ve İran’a karşi ABD çikarlarini koruyan kollayan devletler, devletçikler, otonom bölgeler, bölgecikler kurulma safhasının bir başlangıcını temsil etmektedir. Bu gelişmeye ulusal ve uluslar arası sermaye büyük destek vermektedir. Kuzey Irak’la ticari ilişkileri geliştirmek bir çok Türk, Kürt sermayedarın iştahını kabartmaktadır. Çünkü yapılan ticaretin sonucunda Barzani’nin“trink cepte olan” petrol parası vardır.

İkinci olarak her ne kadar süreç sorunlu olmuş olsa da, Pkk, Barzani, ABD üzerinden devam eden ve işin içinden çikilmaz halde bulunan bir savaş vardır. İnsanların ölmesi savunası bir şey değildir. Zaten onun içindir ki, sürecin askerlerden alınıp sivillere terk edilmesi olumludur. Bu durumun düzelmesi için her ne kadar sürecin içinde ABD emperyalizminin yerli yabancı işbirlikçileri var ise de, yerel, anti-emperyalist barış süreçlerini de izlemek gerekir.

Açıklık getirmem gerekirse bu bağlamda bu sürecin dışında kalmaya özen gösterenler yine de programa örnegin, dil, eğitim, kültür konularında, kendi siyasi katkılarını koyabilirler. O bölgelerde yaşanmış faili meçhul cinayetlerin ve siyasi baskıların üzerine gidilmesine önem verebilirler. Fakat bu süreç hiç de kolay değildir çünkü karşida bir tarafta basın özgürlügünü hiçe sayan, içinde birkaç Akp karşitı muhalif yazar yüzünden Hürriyet gazetesini batırmaya çalisan bir hükümetin demokratik açılımı varken, öte tarafta Ergenekon davasında tutuklu olan İbrahim Şahin ile Mustafa Balbay’ı birbirinden ayırt edemeyen, halen doğruluğu ispatlanamamış darbe belgeleriyle yatıp kalkan, her konuşmada ulusal lafı geçtiğinde kişileri nazilikle suçlayan anti-demokrat demokratlar vardır. Üstelik bir de tüm bu açılım laflarına rağmen bitmeyen bir savaş, uzaktan kumandalı bombalar sonucu ölen askerler vardır. Böyle bir ortamda yukarıdaki iyi niyetli katkıların açılımcıların büyük kesimini kesmeyeceğini ve dikkate değer olarak alınmayacağını da bilmek gerekir. Aynı şeyi Akp’nin başlattığı yeni Anayasa tartışmalarında görmedik mi? Fakat yine de açılım komedyasının arkasında AB ve ABD tarafından tezgaha konulan bir oyun varken bile bu gelişmelerden bağımsız varsa yerel çözümlere kulak vermek ve meselenin cemaat, millet meselesi olmadığını sınıf meselesi, sömürü meselesi olduğunu durmadan yılmadan Kürt, Türk tüm ezilenlere anlatmak gerekir.

Güncel örnek: İstanbul’a yağmur yağdı Kürt, Türk tüm emekçiler aynı suda boğulduk aynı sel sularına kapıldık! Sermaye ne yaptı? Yeni bir şiddetli yağmur olasılığını göz önünde bulundurarak sel riskini sigorta poliçesinden çıkarttı. Çünkü sigorta şirketinin amacı bizden pirim toplamak, zararlarımızı karşılamak değil!!! Şu küçük örnek bile sömürü ve sınıf konularının bitmediğini aksine ne kadar gündemde olduğunu anlatmıyor mu bize ey okuyucu? Sel suları cemaat, millet ayrımı yapıyor mu ey okuyucu?

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları