Burak Gürbüz
Özgürlük ve Karanlık
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Eşitlik mi, özgürlük mü? sorusu eski bir sorudur. Popper'ciler eşitliğin toplumun yaratıcı, yapıcı unsurlarını körelttiğini söylerler. Oysa insanoğlu ihtiraslıdır, yarışmacıdır, girişkendir ve bu doğal yapısını ancak özgürlükçü bir ortamda kullanabilir. Özgürlük birçok farklı ihtirasın uygulanabilirliğine alan açarak daha fazla çeşitliliği beraberinde getirecektir. Bu bağlamda özgürlük kendi başına ancak piyasa ortamında anlam bulacaktır. Her malın arz ve talebi olduğuna göre, her insanoğlu da buna göre kendini özgürce konumlayacaktır. Bazıları başaracak yani kazanacak, bazıları da başaramayacak yani kazanamayacaktır. Piyasa düzleminde her arz ve talebin kesiştiği noktada her iki tarafta kendini tanımları farklı da olsa şanslı hissedecektir. Fakat eğrilerin kesiştiği noktada olmayıp da biraz yukarısına veya aşağısına düşenler aynı şekilde kendilerini şanssız hissedeceklerdir. O zaman tekrar denemek için her türlü özgürlüğe sahiptirler. Oysa özgürlüğe sahip olmak yeterli değildir, ona sahip olduğunu bilmekte gerekir. Özgür olduğunu gerçekten bilen insan ondan yararlanabilendir. Oysa emekçilerin serbest emek piyasalarında özgürlükleri hep kaybetmeleri üzerine kuruludur. İş piyasalarındaki arz talep eğrisindeki denge her zaman işçinin fedakârlığı sonucu oluşmaktadır. Oysa emekçinin özgürlüğü açlık sınırında yaşamak değildir, onun özgürlüğü kapitaliste karşı sayısal sınıfsal kozunu kullanabilmesindedir. Böyle bir süreç güçlü işçi sendikaları ve partileri önderliğinde gerçekleşeceği için, o zaman emekçinin özgür olabilmesi, piyasa harici kurumlara yani kendi sınıfının çıkarlarını koruyan örgütlenmelere dayanır. Hükümet eliyle kömür dağıtılan bir ülkede, o kömüre karşılık hükümetin partisine oyunu veren kişi özgür müdür? Ya da sistemin adam ayartmaca üzerine kurgulu olması kişiyi kendi çıkarlarını korumak için örgütlenmeye mi teşvik edecektir yoksa mahallesinin muhtarıyla, belediye meclisi üyesiyle al takke ver külahlığa mı itecektir? İkincisidir tabii ki, o zaman burada bahsedilen özgürlükte al takke ver külah özgürlüğüdür.
Sol siyasetin, sendikaların gelişmesini önlemek için yeni bir dünya yaratmaya çabalayan emperyalistler, artık kendi demokrasilerinin sınırlarını çizerken eski hatalarına düşmek istememektedirler. Neydi eski hataları? Ezilen sınıfların, emekçilerin siyasi erki köşeye sıkıştırdığı zamanlarda burjuvazinin itelemesiyle toplumun demokratik yoldan yeniden birleştirici öncü ve otoriter bir şefin etrafında kenetlenmesidir. Dolayısıyla batı demokrasilerinin kolayca faşizme, nasyonal sosyalizme, Vichy yönetimine evirilmesi kapitalizmin kendini koruma mekanizmalarından biridir, fakat hem insani açıdan, hem mali açıdan oldukça maliyetlidir. Buna mukabil şimdiki yenidünya düzeninde inşa edilmeye çalışılan toplumsal düzenin asıl yeniliği sermayenin sol siyasete de el atmış olmasıdır. Bu sadece bizim gibi az gelişmiş kapitalist ülkelerde değil aynı zamanda merkez kapitalist ülkelerde de görülür. Bunun aslında anlamı emekçileri susturup pasifize edip, birkaç kendini solda konumlayan yazar, çizer takımına yazılı ve görsel basın yoluyla toplumda saygınlık kazandırma yoluyla gerçekleşir. Bu saygın aydınların ortak noktaları özgürlükçü olmalarıdır, işçi düşmanı olmalarıdır ve uzlaşmacı olmalarıdır. Böylece grevci sendikaları, devrimci partileri siyasetten arındırarak, demokratik hak ve özgürlükleri dar kalıplar içine sıkıştırarak toplumda hüküm süren sürekli bir otoriterliğin yolunu açmaktadırlar. Ama toplum nasıl özgür olduğunu bilmediği gibi, faşizan bir yönetim altında olduğunu da idrak etmeyecektir. Çünkü ona bunu sağlayan, onu uyaran kanallar mümkün mertebe kapalı tutulmaya çalışılacaktır. Öte yandan onun mutluluğunu sağlayan bol kredi kartlı, çok borçlanmalı alışveriş yapabilme özgürlüğünü alabildiğine sağlamak gerekecektir. Kendini sermayenin yanına konumlayanların özgürlüğüdür, yenidünya düzeninin demokratik anlayışı. Oysa gerçek anlamda özgürlük piyasanın dışında olandadır. Eşitliktedir, grevdedir, piyasaya karşı örgütlenmededir. Yozlaşmış ve yobazlaşmış bir toplumda emeğin ne demek olduğunu, eşitliğin ne demek olduğunu, paylaşımın ne demek olduğunu anlatmak zor olabilir ama imkânsız değildir. Çünkü fırsatçı açıkgözler, çıkarcılar yanında kendini ve çevresini sorgulayabilen emekçiler de vardır. İşte gerçekten özgür olması gereken kesim onlar olması gerekir, oysa tersine onlardır sistemin esiri olup çabalayan, üreten ve artı-değer yaratan, fırsatçı açıkgözlerdir yiyip çırpan, sistemden yararlanan. Özgür olan rantiyedir, açıkgöz fırsatçılardır o zaman. Seçimde kullanacağı oyu kömüre satanlar, kendilerini de satmışlardır. Satış özgürlüklerini kullanmaktadır. O zaman bu hem al takke ver külah, hem de satış özgürlüğüdür. Yani özgürlüğün karanlığa açtığı kapılardır.