Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Önce Milliyetçi Beyaz Adam Geldi

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:08

Kristof Kolomb 1492 yılında Amerika'ya ayak basmasının 500'ncü yılını bundan 18 yıl önce AB ülkeleri kutlamıştı. Kutlanılan neydi peki? Kolomb gelmeden önce 80 ile 100 bin arasındaki yerli Guançilerin daha sonra ki 2 asır içinde nesillerinin tükenmiş olmasıydı. Kolomb'un Hispaniola adını verdiği şu an iki ayrı ada olan Haiti ve Dominik Cumhuriyetinde yaşayanlarda bu vahşetten nasibini alıyordu. Bazı tarihçilere göre adanın nüfusu 8 milyondan 28 bin'e düşüyordu hem de 20 yıl içinde. Çoğu adalarda ve ana karalardaki yaşayan halk savaşmanın ne demek olduğunu bilmediğinden, İspanyol, Portekizli sömürgeciler bu bölgelere rahatça yerleşebiliyorlardı. Hatta bir çok o bölge yerlisinin silahı bile ilk defa sömürgecilerden gördüğünü söylüyor bazı tarihçiler. Bu teslim olmuş halklara her türlü zulümü ve vahşeti yaptılar. Ama onlar vahşi Avrupalılara el bile kaldırmadılar, onlara fiske bile vurmadılar. Üstelik kibirli vahşi Avrupa oralardan gitmek gibi niyeti de yoktu, oralara yerleştiler ve kendilerini başka Avrupa'lı düşmanlara karşı korumak için kaleler inşa ettiler. Sadece bu bölgeyle kalmadılar Pasifik'e de girdiler. Kaptan Cook ile birlikte sömürgeci, emperyalist zihniyet asırlar boyu o bölgede dolandı durdu. Kaptan Cook yaşadığı yıllarda Tahiti'de 40000 insanın yaşadığını rivayet ediyordu. Oysa 1830'larda bu sayı sadece 6000 idi. Avustralya'da Aborjin'lerin başına da aynı şeyler geliyordu. Sayıları binleri bulan bu halk bugün çok az kalmıştır ve de kalanları da Avustralya toplumundan tamamen dışlanmıştır. Aslında olan biteni Darwin şöyle özetler: “Görünen o ki, Avrupa'lıların ayak bastığı her yerde, ölüm yerlilerin yakasını bırakmamış, geniş Amerika topraklarına, Polinezya'ya, Ümit burnuna ve Avustralya'ya baktığımızda hep aynı sonuçla karşılaşacağız”.

Pasifik adalarında Fransız ve Amerikalıların atom bombası denemeleri, oradaki halkların bir çoğunun radyasyondan ölmesine, hastalanmasına, bir çoğunun başka bölgelere nakline sebep oldu. Hindistan'da İngilizlerin yaptıkları vahşet, Cezayir'de Fransızların yaptıkları katliamlar, Orta doğu'da Filistinlilere yönelik bitmek tükenmeyen ABD – İsrail saldırıları ve katliamları, Avrupa tarihinde İspanya'nın güneyinde Endülüs bölgesinde kovulan katliama uğrayan Müslümanlar ve Yahudiler, Alman Nazilerinin soykırım yaptıkları, yıkıp, yaktıkları Avrupa'lı Yahudi toplumu... Örnekler çok var... Bir de tabii Osmanlıların Ermeni tehciri ve katliamları var... Tüm bu yukarıda saydığımız örneklerin farklı yaklaşımlı da olsa milliyetçi ideolojilerden beslendiklerini herkes kabul edecektir. Fakat şu da bir gerçektir ki, milliyetçilik batılı beyaz adamdan gelmiştir. Bu süreci kabul edip ezilmiş olan uluslar vardır, bununla, yani sömürgecilikle, emperyalizmle mücadele veren uluslar da vardır. Örneğin Türkiye batı'ya kafa tutmuştur, karşılık vermiştir, tıpkı Rusya gibi, Çin gibi, Cezayir gibi, Küba gibi... Tabii ki bu sayılan ülkelerin izledikleri yol, siyaset farklı olmuştur fakat ortak paydaları batı zulmüne, batı kibirliğine karşı direnmek olmuştur. Bunu yaparken de kendileri de karşı bir vahşet geliştirmiş olabilirler. Bu vahşetin arkasındaki toplumsal sınıflar ve toplumsal destek, sonrasında kurulan devletlere meşruluk kazandırmıştır. Toplumsal destek ne kadar zayıfsa, batı'ya karşı geliştirilen yeni vahşetin içeriği de o kadar zayıf ve haksız olmuştur. Bugün Türkiye'de Cumhuriyet'e ve yapılan devrimlere karşı toplumsal desteğin azaltılmasın için çabalanmaktadır, tabii ki kimler, neden bu çabayı göstermekteler o ayrı bir yazı konusudur, ama sonunda da toplum gözünde Cumhuriyet'e destek eskiye nazaran azaldığını söylemek yanıltıcı olmaz. O zamanlar batı emperyalizmine karşı dik durabilmiş Türkiye'nin insan hayatı, yaşam koşulları adına ödediği maliyet çok yüksek olmuştur. Bugün o zaman yaşananları bir vahşet olarak gören ve yargılayanlar çoğunluktadır zaten toplumsal desteğin hızla azalmasının sebebidir. Ceberut devlettir, ırkçı kadrolardır, savaştan savaşa koşan asker kadrolardır vs...

Türkiye'de bu süreç devam ederken Avrupa'da ve ABD'de yani milliyetçiliğin ana vatanında tersi bir süreç işlemektedir. Kamuoyu anketleri ile ölçülen toplumsal destek, hep daha çok vahşete pirim vermektedir. Örneğin Avrupa ve ABD'de yabancı işçilere, Müslüman turistlere karşı tahammülsüzlük had safhaya ulaşmaktadır. Bu ülkelere giriş, çıkışlar Orta doğu ülkelerinden, Afrika'dan, Asya'dan gelenlere iyice zorlaştırılmaktadır. Bu uygulamalar batı kamuoyunda olumlu bulunmakta, destek sağlamaktadır. ABD'de ve İsrail'de Filistinlilere ve Iraklılara karşı yapılan zulümler daha fazla desteklenmektedir. Bu uluslar şu günlerde aldıkları kamuoyu desteğiyle İran'a saldırmanın hesaplarını yapmaktadır. Ve tüm bu gelişmeler sürerken aynı batı, Osmanlılar tarafından Ermeni'lere yapılan vahşeti Türkiye'ye bir soykırım olarak kabul ettirmek istemektedir. Üstelik kendi kamuoyu'da Türklerin Ermenilere soykırım uyguladıklarından tam emin olmuşa benzemektedir. Onun için batı kamuoyu Türkiye'yi bu soykırımı tanımaya davet ederken buna mukabil kendi ülkelerinin Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da daha önce Bosna-Hersek'te, Libya'da, Kosova'da, Kıbrıs'ta vs.. yaptıkları katliamları bırakın görmemezlikten gelmeyi, desteklemeyi sürdürmektedir. Milliyetçi bir tezgahın ortasında, sadece olaya 1915'den bakarak milliyetçilik analizi yapmak bana göre ya çok sığ'dır ya da tam tersine çok bilinçlidir. Ama her şeye rağmen, bu durum 1915'de olan olayların gerçekliğini değiştirmez. Ama bir çok insanın anti-emperyalist söylemi, o kişiye karşı “faşist, milliyetçi” suçlamalarını da doğrulamaz. Biraz akıl sağlığı lütfen.

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları