Burak Gürbüz
Fransa’da Aşırı Sağ’ın yükselişi… ne demek?
Yayın Tarihi: 02.12.2025 , 23:32 Güncelleme Tarihi: 03.12.2025 , 00:02
Bu yazıyı yazmaya başlamadan evvel Fransa’nın aşırı sağ partisi RN’in yükselişini anlatmaktı amacım. Bunun için düşünmüştüm tam yazacaktım birden sağ ile aşırı sağ ne anlama geliyor gerçekten diye bir durdum. Geçmişten gelen siyasetteki bu betimlemeler günümüzde doğru muydu acaba? Değilse neden? diye düşünüp başlığa bir “ne demek” ekledim. Fakat bu konuya sol adına bütün bu olaylardan nasıl bir çıkarım yapılabilir bağlamında yazının sonunda çok kısa değineceğim onun ilk olarak RN’i biraz anlatmak istiyorum. RN neyin kısaltılmışı? Rassemblement National’in. Türkçesi Ulusal Birlik diye geçiyor. Aslında Rassemblement’ın Türkçesi tam birlik (union) anlamına gelmiyor “toparlanma” anlamına daha uygun. Bu aşırı sağ parti 1972 yılında Front National (Ulusal Cephe) adıyla Jean-Marie Le Pen tarafından kuruluyor. Kurucusu Hindi-Çin ve Cezayir savaşlarında paraşütçü subay olarak yer almış biri. Gelenekçi, anti-komünist, milliyetçi olarak biliniyor. Peki, bu türden siyasetçiler Fransa’nın sağ cenahında yok mu? Var. Peki Le Pen’den farkları ne? Farkları “normal” sağ siyasetçiler Le Pen’in aksine ikinci Dünya savaşı sonrası De Gaulle’ün kurduğu 5’inci Cumhuriyete ve demokratik kurumlarına sahip çıkmışlar. Le Pen ve Le Pen’ciler ise savaş öncesi sömürgeci Fransa’yı yeniden kurmak isteyenlerden oluşmuş ve De Gaulle yerine ikinci Dünya savaşında Almanlarla ortak Vichy hükümeti kurmuş olan Petain’i desteklemişler. Bütün bu gelişmeler de onları Cumhuriyet’in diğer sağ partilerinden ayırmış haliyle.
Fransa 1958 Anayasasına dayalı yarı başkanlık sisteminde yönetilen bir ülke olduğu için ülkede hem başkanlık seçimi hem de parlamento seçimi oluyor. Fakat bu seçimler 2002 yılına kadar farklı zamanlarda gerçekleşiyordu çünkü Başkanın görev süresiyle parlamentonun görev süreleri farklıydı. Başkan yedi yılığına göreve gelirken parlamento seçimleri her beş yılda bir tekrarlanıyordu. Fakat özellikle 90’lı yıllarda farklı zamanlarda yapılan seçimler sonrası Cumhurbaşkanı ve Başbakan farklı siyasal partilere ait siyasetçiler olmaya başladı. Onun için 2000 yılında o zamanki Fransız Cumhurbaşkanı J. Chirac’ın inisiyatifinde referandum sonucu Başkanlık süresi yedi yıldan beş yıla indirildi ve böylece 2002 yılından itibaren Başkanlık ve parlamento seçimleri aynı tarihte olmaya başladı. Bu durum iki farklı siyasal eğilimi olan iki başlı yönetimlerin (Cumhurbaşkanı bir partiden, Başbakan ve hükümet üyeleri başka bir partiden) oluşmasını 2002 yılından şimdiye kadar engelledi. Bu değişikliğin anlamını RN açısından baktığımızda onlar 2000 tarihindeki Başkanlık süresini 7 yıldan 5 yıla düşüren referandumu desteklemediler. Fransa’da Le Pen’cilerin 1980’li yıllardan itibaren oyları sürekli yükselmekteydi. Partinin kuruluşundan on-onbeş sene sonra ortalama her yedi Fransız seçmeninden biri Le Pen’e oy vermeye başlamıştı. 5’inci Cumhuriyeti benimsememiş bu partinin oylarının yükselmesi genel manada De Gaulle’ün Cumhuriyetiyle sorunları olmayan siyasileri endişelendirdi. Onun içindir ki Başkanlık ve parlamento seçimlerinin 2 ay arayla arka arkaya olması ve ilk olarak Başkanın seçilmesi parlamento seçimlerini de etkileyeceğinden ve Le Pen’e gidecek oyların iki ay önce seçilmiş olan Başkanın partisine kayabileceğinden aşırı sağ oylarının yükselmesi engellenmiş olacaktı. Ki nitekim biraz da öyle oldu 1988’den itibaren yükselen aşırı sağın oyları (1997: %15,3), 2002’de seçimler aynı anda yapılmaya başlandığında itibaren düşmeye başladı (2002: %11,2; 2007:%4,3). Fakat o zaman ki adıyla FN in oy kaybetmesi sadece 2002 yılındaki değişiklikten kaynaklanmıyordu aynı zamanda baba Jean-Marie Le Pen’in faşizan çizgisi artık partiye ciddi manada zarar vermesi de bunda ciddi anlamda rol oynuyordu. Sonunda kızı Marine Le Pen 2011 yılında partinin başına geçiyor ve 2012 parlamento seçimlerinin ilk turunda FN oyunu %13,6’ya çıkartıyor ve 2015 yılında da babası Jean-Marie Le Pen’in partiden ihraç ediyordu. 2017 yılında ilk turda oyları %13,2’de sabit kalırken, 2018’de Marine Le Pen partinin ismini değiştiriyor Ulusal Cephe (FN) ismini bırakıp Ulusal Birlik (RN) ismini alıyordu. Le Pen’in amacı partinin imajını kökünden değiştirmekti. Bununla beraber Jordan Bardella adında çok genç ve karizmatik bir siyasetçiyi yanına yardımcı alıyor ve 2022 seçimlerinde oylarını %18,7’ye çıkartıyordu. Aynı yıl Le Pen Partinin Başkanlık koltuğunu Bardella’ya devredip kendisi parlamentoda partisinin grup Başkanlığına geçiyordu.
Bunun yanında Le Pen ve L Pen’ciler sadece parlamento seçimlerinde değil Başkanlık seçimlerinde de oylarını yükseltiyorlardı. 1980’den bu yana yine iki turlu Başkanlık seçimi sonuçlarına baktığımızda baba ve kız Le Pen’ler üç seçimde (2002, 2017 ve 2022’de) ilk turda ikinci en fazla oyu alıp ikinci tura kaldılar. 2002’de J-M Le Pen Chirac karşısında, kızı Marine Le Pen’de 2017 ve 2022’de Macron karşısında ikinci tura kaldılar ama seçimi kaybettiler. Fakat bu üç seçimin ikinci turunda Le Pen’ler yenilse de her seçimde arayı daha fazla kapattılar. İlk seçimi %82-%18 kaybederken ikinci seçimi %66-%33, üçüncü ve son seçimde %59-%41 kaybettiler. Le Pen’lerin hem Başkanlık seçimlerinde hem de Meclis seçimlerinde iktidara gelmelerinin önünde en büyük bariyer ikinci turda Le Pen’ciler hariç tüm partilerin birleşerek oluşturdukları Cumhuriyetçi bloklar ya da Cumhuriyetçi Cephe’ler oldu. Ve böylece her seçimde ikinci tur esnasında kurulan blokların içindeki Cumhuriyetçi sağ ve sol partiler Le Pen’in karşısında kim varsa onu destekledi. Örneğin 2002 yılında sağ ve sol partiler baba Le Pen’e karşı sağcı Chirac’ı, 2017 ve 2022’de de yine bu sefer kızı Le Pen’e karşı Macron’u destekleme kararı aldılar. Parlamento seçimlerinde de keza aynı kural olduğu için seçim bölgesinde ilk tur seçimlerinde ilk ikiye (duel) veya bazı durumlarda ilk üçe kalan adaylardan (triangulaire) biri eğer Ulusal Birlik partisindense diğer partiler siyasal ideolojilerinden bağımsız Le Pen’cilere karşı öteki adayı destekledi. Onun için aşırı sağcıların ilk turda aldıkları oy oranları Meclise sandalye olarak yansımadı. Mesela 1997 Meclis seçimlerinde ilk turda %15 oy alan Le Pen’ciler ikinci turda Meclis’e sadece 1 milletvekili sokabildiler. Her ne kadar Le Pen’cilerin oy oranları artıyorsa da Meclis’te kazandıkları sandalye çok az olduğundan Fransa’nın 5’inci Cumhuriyetine karşı çok ciddi bir siyasi tehlike yaratmıyorlardı. Ta ki 2024 yılına kadar. Bu yılda Macron Avrupa seçimlerinde partisinin ağır yenilgi almasına dayanarak Meclisi erken feshedip parlamento seçimlerini öne almasıyla Le Pen’ciler erken seçimlerde ciddi bir oy artışı sağlayıp De Gaulle’ün kurduğu 5’inci Cumhuriyeti işlevsiz hale getirmeye başladılar. Artık Fransa’da sağ ve sol diye iki değil Le Pen’cilerle beraber üç büyük blok oluşmuştu. Gerçi Fransız basını hala RN’i aşırı sağ parti olarak görse de parti sadece ismini değiştirmemiş aynı zamanda partinin başına ilk defa Le Pen soyadı olmayan Bardella’yı gelmişti. Gerçi şimdi 30 yaşında olan bu genç adama Marine Le Pen kendisi yerini vermişti ama en azından artık partinin ismiyle hitap görmesi ve Le Pen’ci olarak tanımlanmaması kısmen de olsa sağlanmış oldu. Böylece parti içindeki kırk yıllık Le Pen hanedanlığı göstermelik bir şekilde böylece son buluyordu.
Bu RN macerasını anlatırken 2017’den beri Fransa’nın Cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron’dan biraz söz etmemiz gerekir. Çünkü en fazla RN’ın yükselişi onun döneminde oldu. O zaman onunla aşırı sağın veya RN’in oylarının artışı arasında bir korelasyon var mı diye Macron’a değinmemiz gerekir. Macron Fransız 5’inci Cumhuriyeti içindeki siyasi anlayışın dışında kalan a-tipik bir siyasetçi oldu. 2017 Başkanlık seçimleri öncesi Fransız siyaset sahnesinin ağır toplarının skandallara karışmasıyla yarış dışı kalmasıyla meydan Macron’a kaldı ve o da 5’inci Cumhuriyette pek görülmemiş bir hamleyle bloklara ayrılmış sağ ve sol siyasetçileri kendi partisinde toplayıp La Republique En Marche (En Marche) diye bir parti kurdu. Bir yıl sonra da 2017’de de hem başkanlığı aldı hem de partisi parlamentoda çoğunluğu sahip oldu. Macron’u iktidara taşıyanlar sadece sağcılar değildi. Paris’li havyar sosyalistleri ve Libé’nin desteği ile de iktidara geldi ve gelmesinden 3 ay sonra’ da Sarkozy’nin on sene önce başlattığı neoliberal politikalarını yeniden devreye sokup uygulamaya devam etti. Tabii Paris’in havyar sosyalistleri kandırıldık falan dediler ama “atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti”. Peki, gelsin gelmesine de onunla beraber RN’ın oylarında ciddi bir artış olduğunu söylemiştik. Bunun sebepleri neydi? İlk olarak en önemli neden Macron’un özellikle işgücünde uyguladığı neoliberal politikalar oldu. Bunlardan ilki işgücü yasalarında işçi aleyhine işverenin lehine birçok reformlar yapılmasına ön ayak oldu. Mesela işçinin işten çıkarılması kolaylaştı, çıkarma maliyetleri ve tazminatlar azaldı vb. Ayrıca işgücünün üretimdeki maliyetini azaltmak için kaçak yoldan yabancı işçi çalıştırılmasının arttığını yıllık göçmen giriş sayılarına bakarak söyleyebiliriz. 2017 öncesi Fransa’ya yıllık ortalama 250 bin civarında göçmen girerken bu sayı Macron zamanında 300 bin civarına çıkıp 2022’de 375 bin’e kadar arttı (ined.fr). Macron hem üretim maliyetlerini düşürürken hem de işverene ucuza kullanabileceği atıl emek sunuyordu. Böylece Macron döneminde tam gaz uygulanan neoliberal politikalar hem Fransa’yı sosyal açıdan çökertirken hem de yabancı düşmanlığını körükledi. Örneğin Macron döneminde çok net bir şekilde yoksulluğun arttığını istatistiklerde görebiliyoruz. 2023’de nüfusun 9,8 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktayken bu da nüfusun %15,4’ü demek olurken (İnsee), aynı oran 2 yıl önce %14,4 idi. Fransa’daki bu sosyal çöküşler doğal olarak AB ve küreselleşme karşıtı partilerin oy kazanmasına neden oldu. Bunlardan bir tanesi yazımızın konusu RN olurken öteki de Boyun eğmeyen Fransa (LFI) adında Melenchon’un sol partisiydi.
Burada bir parantez açıp LFI’den ve Macron’un LFI’ye bakışından çok kısa söz edeceğiz. Melenchon ve partisi LFI her ne kadar Macron karşıtı olsa da Cumhuriyete sahip çıkıp hem 2017 hem de 2022 seçimlerinin ikinci turunda ortak cephede yer alıp RN karşısında sağcı partileri ve Macron’un partisini destekledi. Hem 2017’de hem de 2022 de Le Pen’e karşı seçim kazanan Macron bu zaferlerini Cumhuriyet Blokunda yer alan solcu LFI’ye de borçlu olmasına rağmen LFI ve RN’i aynı kefeye koyup radikal sağ ve sol partiler diye Fransız siyaset sahnesinden dışlaması da Macron’un siyasi ahlakını gösteren çok önemli bir gelişmedir. Örneğin en son Lecornu’yü Başbakan atamak için Macron Fransa’daki tüm siyasal partileri Elysee’ye çağırıp göstermelik de olsa danışırken, sadece iki partiyi (RN ve LFI) hariç tutmuştur. Ama pekâlâ diyebiliriz ki Le Pen ve RN’ın Fransa’da güçlenmesi Macron’un işine gelmiştir. Çünkü Le Pen’in güçlenip ikinci en yüksek oyu alıp Başkanlık seçimlerinde kendisine rakip olması Macron’un seçilmesinde büyük rol oynadı. Çünkü daha önce de söylediğimiz gibi ikinci turda Le Pen’e karşı tüm partilerin desteğini aldı. Aynı şekilde Parlamento seçimlerinde de FN’in adayı kendi partisinin adayı karşısında ikinci tura kaldığında yine sağ ve sol tüm partiler kendi partisinin adayını destekledi. Fakat 2024 erken seçimlerinde kazın ayağı öyle olmadı.
2024 erken seçimlerinde RN ilk turda oyların %33,5’ini alıp Fransa’nın en büyük partisi olurken yine ilk turda 577 seçim bölgesinin 444’ünde ilk ikide yer alıp ikinci tura kaldı. Bu durum Macron’un bütün hesaplarını bozdu. Kendi edip kendi bulmuştu. İkinci turda RN, kendisine karşı her zaman için kurulan Cumhuriyet Bloku sebebiyle, her ne kadar 444 seçim bölgesinden sadece 143 milletvekilliği almış olsa da, Fransız Meclisinde sol ve diğer sağ partilerle birleşerek hükümeti düşürecek sayıya sahip önemli bir vekil sayısına ulaştı. Nitekim 5’inci Cumhuriyet rejiminde hiç görülmemiş çok parçalı istikrarsız bir süreç başladı ve Fransız meclisinde son iki yılda RN ve diğer muhalefet partilerin de katılımıyla üç defa hükümet düştü.
Zaten artık Macron’un Başkanlıkta son yılları çünkü üçüncü defa seçime girmesi Anayasal açıdan mümkün değil ama gittiğinde muhtemelen arkasında büyük bir siyasal karışıklık bırakacaktır. Daha önce söylediğimiz gibi RN’in oylarını yükseltip ikinci tura kalması Macron’un iki defa Başkan seçilmesini sağlamıştır. İki sene sonra giderken de kendisi Fransa’nın 5’inci Cumhuriyetini işlevsiz hale getirdiği için bu sefer de RN’in iktidara gelmesinin yolunu açacaktır.
Peki, yazımızın başında sorduğumuz soruyu cevaplandıralım o zaman. RN aşırı sağ mı? Aşırı sağın ikinci dünya savaşı sonrası bir tanımı vardı, Nazi yanlıları ve Faşistlere yönelik kullanılan bir kelimeydi. Savaş sonrası özellikle Almanya’da (o zamanlar Batı Almanya) kalan Nazi kırıntıları için kullanılırdı. Sonrasında Latin Amerika’da kurulan askeri diktatörlüklere Faşist denildi 12 Eylül’cüler de bundan doğru olarak payını aldı. Genellikle otoriter yönetimleri benimseyen, ırkçı, Yahudi soykırımını inkâr eden antisemit kişiler için aşırı sağcı olarak değerlendirilirdi. Bu yönün siyasal ideolojisi de Nazizm faşizm gibi ikinci dünya savaşı öncesi önem kazanmış siyasal akımlarıydı. Ve bu tanım 70 yıl içinde değişime uğradı ve ilk olarak demokrasilerde otoriter yönetimler olağanlaşmaya başladı. İkinci olarak daha önce Yahudilere karşı şimdi ise Müslümanlara yönelik gösterilen yabancı düşmanlığı artık neredeyse tüm sağ ve bazı sol partiler tarafından dolaylı yoldan kabul gördü. Üçüncü olarak Yahudi düşmanlığı ise İsrail devletinin Filistinlilere karşı uyguladığı katliamlar sonrası artış gösterdi. Tüm bu gelişmeler ikinci dünya savaşı sonrası kurulan dünya düzeninin normlarının artık işlevini kaybettiğinin kanıtıdır. Artık dünyada demokratik ülkelerde sağ ideolojilerin birbirine benzediğini söyleyebiliriz.
Fransa özeline bakarsak Macron’un Fransa siyasetinde son 8 senedir kendi belirlediği yeni kurallar da aşırı ile ılımlı arasındaki ayırımı AB ve küreselleşme yanlılığı veya karşıtlığı belirliyor. Bunun için AB karşıtı Melenchon’da tıpkı Le Pen gibi Macron siyasetinde aşırı kategorisine sokulup siyasetin dışına atılabiliyor. Fakat burada gözden kaçan nokta şu oluyor, bir taraftan küreselleşmenin getirdiği sosyal tahrifattan mustarip Fransız yoksul emekçileri olurken öbür taraftan küreselleşmenin avantajlarından yararlandığını sanıp Fransa’ya gelen yeni göçmenlerin sermaye düzenine ucuz atıl emek olarak konumlandırılmasıdır. Ve bu iki kesim, Fransız emekçisi ile yabancı emekçi aslında ikisi için de küreselleşmenin sebep olduğu kendi yoksulluklarını birbirlerine bağlayıp karşılıklı düşman oluyorlar. Şimdilik bu yazının sonunu şöyle bağlayalım Le Pen’ciler yerli ve yabancı emekçiler arası bu düşmanlığı Fransızlar lehine yabancılar aleyhine daha da körüklüyor. Bu açıdan Fransa’nın diğer sağ partileri hatta bazı sol partileriyle hiçbir farkı yok. Asıl siyasette çizgi yerli ve yabancı emekçinin yoksulluğuna çare bulacak onlara aynı şekilde eşit yaklaşacak olanlarla, yerli-yabancı ayrımını körükleyip düşmanlık yaratanların ayrıştırılmasıdır. İşte o zaman bu sonuncusunun içine sadece RN değil bir sürü parti girecektir.