Burak Gürbüz
Ergenekon niye Susurluk olamıyor?
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Ergenekon üzerindeki tartışmaların dayandığı temel nokta, Ergenekon'un Susurluğun devamının olup olmadığı sorusu üzerine odaklaşmaktadır. Bunun üzerinde toplumda tam bir fikir birliği yoktur. Bunu kimileri cepheleşme tarzında açıklamayı kendine bir vazife bilmektedir. Cephelerden bir tanesinde asker bürokratlardan kurulu faşist, nasyonal sosyalist cumhuriyetçiler vardır. Öte yanda ise aydınlık Türkiye'nin aydınlık yüzü olan demokratik açılımlarından her zaman yana, özgürlükçü, aydın kesimi yer almaktadır. Dolayıyla baştan Ergenekon'u sorguluyorsanız bazı aydınlar tarafından faşist cephede arz-ı endam ediyorsunuz demektir. Etrafta birçok kişi sırf bir cephede yer almamak için dava ile ilgili kafasında ki birçok soruya rağmen Ergenekon'u sorgulayamaz hale gelmiştir. Bunun yanında Ergenekon'u fazla kurcalayamamanın bir diğer boyutu, AKP karşıtlığının şu son zamanlarda kimseye pek hayrı dokunmaması ve Başbakan'ın davayı bizzat sahiplenmesidir.
Oysa davanın en baştan beri Susurluk davasından farklı olduğu görülmektedir. İlk farklılığı Ergenekon davasının siyasi bir dava olarak başlamış olmasıdır. Başbakan'ın davayı sahiplenmesi bunun en önemli delilidir. Faili meçhul cinayetlerin devletin içindeki odaklarını bulmak için açılan bir davada, devleti yöneten hükümet üyelerinin bu işten hoşnut olması Susurluk süreciyle kıyaslandığında taban tabana zıt iki siyasi tavırdır. O zamanki hükümetin Susurluk davasını örtbas etmek için az uğraşmadığını bilinmektedir. Doğrusu da odur zaten. Siyasi erki elinde bulunduranlar, yaptıkları kirli işleri kapatmaya çalışacaklardır. Derin devlet ile ilgili davalar, soruşturmalar dünyanın her yerinde böyle olur ve öyle olmak zorundadır. Çünkü dava konusu olan siyasi cinayetler, işkenceler, baştaki hükümetin sorumluğundadır. Örneğin Fransa'da Mitterand döneminde Fransız gizli servisinin işe bulaştığı birçok karanlık dava, örtbas edilmiştir. Bu gibi davaların peşini bırakmayanlar ise düzen karşıtı muhalefet partileri, sendikaları ve diğer siyasi örgütler olmuştur. Peki, hükümetler hiç mi devletin içinde odaklanmış karanlık güçleri temizlemek istemezler? Evet, isterler ama bu durum ancak darbelerde, devrimlerde ve karşı-devrimlerde olur. Çünkü böyle durumlarda siyasi erki elinde bulunduranlar aynı zamanda demokratik olmayan güçlü bir siyasi iradeyi de ellerinde tutarlar. Yeniden bir yapılanma olacaktır ve bu bağlamda eski kadrolar yeniler tarafından tasfiye edilecektir. Türkiye'de olan ise 12 Eylül'ün yolunu açtığı, 90'lı yıllarda şiddetlenerek devam ettiği karşı-devrim sürecinin, günümüzde ABD'nin Orta doğu ülkelerinin sınırlarını tekrar çizmekte olduğu BOP kapsamında ve özgürlükçü Yeni Dünya Düzeniyle ile uyumlu hale gelmesidir. Özgürlükçü deyince bir parantez açmak gerekir, bu aslında tüketim ve borçlanma özgürlüğüdür, "Kendini mutlu hisset, hayatını yaşa" özgürlüğüdür. Fakat şunu da unutmamak gerekir, BOP ve YDD kapsamında demokratik açılım ve özgürlük getiriyoruz diye gelenler de kendi derin devletlerini er ya da geç yaratacaklardır. Dolayısıyla Ergenekon davası yüzünden AKP'ye bu kadar destek çıkanlar bunu unutmamaları gerekir. Bu operasyonların ABD'nin gözetiminde yapıldığına dair olan iddia için bir örnek verilmesi gerekirse, eski YÖK başkanı Kemal Gürüz'ün gözaltına alınıp salıverilmesinden sonra ki sözlerine bakılabilir. Gürüz, "ben ABD dostuyum, niye beni Ergenekon soruşturması kapsamı içine alıyorsunuz ki?" demektedir. Kemal hoca aslında haklıdır. Ergenekon davasıyla hiçbir ilişkisinin bulunmadığının en iyi kanıtıdır ABD dostu olması. Eğer Atatürkçüyüm, demokratım, solcuyum, ulusalcıyım, milliyetçiyim deseydi, Ergenekon ile arasına set çekemeyecekti, çünkü tutuklananlar arasında bu sayılanların hepsinden vardır ama ABD dostu yoktur. Kendince en iyisini yapmıştır Kemal hoca, kurtulmuştur.
Ergenekon'un Susurluktan ikinci olarak farklılığı, medyada yer alan önemli yazar, çizer, öğretim üyelerinin tutuklanmasıdır. Bunların ortak noktaları ise hepsinin AKP'yi eleştirmiş olmalarıdır. Bunların bazıları gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmış, bazıları tutuklanıp serbest bırakılmıştır. Daha sonra yapılan röportajlarda öğrendiğimiz kadarıyla kendilerine sorgu odalarında somut bir suç yüklenilmemiş, somut bir delil gösterilmemiştir. Bugün basında okuduğumuz kadarıyla Yalçın Küçük'e sorguda "telefonda niye rahat konuşmuyorsun?" diye sorulmuştur. Daha önce bir başka gazeteci de telefonda AKP'ye karşı küfürlü konuştuğu için gözaltına alınıp serbest bırakılmıştır. Bu ve bunun gibi örnekler davanın siyasi bir dava halinde sürmekte olduğunu göstermektedir. AKP hükümeti kendisini kıyasıya eleştirenlerden hesaplaşmaktadır. Bu ilktir ve Susurlukta böyle bir süreç yaşanmamıştır. Tutuklu olanlar için, Ergenekon çetesine dâhil olup olmadıkları hakkında konuşmak dava sürdüğü için zor olabilir. Ama en azından hınç uğruna tutuklanıp serbest bırakılanlar hakkında söylenecek çok söz vardır. Özellikle bu kişiler eski YÖK başkanı, Türkiye'deki sol hareketleri etkilemiş bir öğretim üyesi, kamuoyunda tanınmış gazeteciler olduğu zaman.
Bir diğer konuşulması gereken konu ise tutuklananların daha kaç yıl tutuklu kalacağı konusudur. Bir yıldan fazla içeride tutulan yazarlar, gazeteciler vardır. Bu sürecin toplumda olağan karşılanması, karşı devrim sürecinin varlığının bir başka işaretidir. Bu süreci 12 Eylül ile kıyasladığınızda toplumdaki bugünkü duyarsızlıkları o günlerde görmek mümkündür. Tabii şimdi bir de bu davanın asıl diğer bir boyutu vardır. Yani faili meçhul cinayetlerin, yapılan işkencelerin sorumlularını bulup ortaya çıkarmaktır. Bunların bu davada ortaya çıkacağını söyleyenlerden bazıları bugün AKP'yi demokrasi havarisi olarak görmekte ısrar etmektedirler. Öyle ki bazıları ki genellikle tarafgir solcuları olan kesim, bugünkü polisin demokrasiye hizmet ettiğini çünkü Ergenekon operasyonunda çok iyi çalıştığını iddia etmektedir. Asker karşıtı bu zatlar, polis yanlısı olmuşlardır. Bir de gene tarafgir solcular arasında küfürbaz keratalar var ki, bunlar kendileri gibi düşünmeyenleri, yenidünya düzenine direnenleri emperyalizme boyun eğmeyenleri zavallılıkla suçlarlar. Aslında bunları ciddiye alıp cevap vermemek lazım onun için burada kesmek en iyisi.
Son olarak Ergenekon Susurluk'tan farklıdır, ama içinde Susurluğun sadece küçük bir kısmını da kapsamaktadır. Ama bunun yanında Susurluğun dışında nasıl sonuçlanacağını bilemediğimiz, siyasi hesaplaşmalara dayalı başka davalar vardır. Telefon kayıtlarına dayalı, haham Tuncay'ın emniyetteki sorgusuna dayalı bu iddialardan ne çıkacağını bilemeyiz. Fakat ola ki eğer bir şey çıkmaz ise üniversitelere girilip arama yapılmasına göz yumanlar, öğretim üyelerinin, yazarların tutuklanmasına ses çıkarmayanlar, yazarların, aydınların yıllarca tutuklu kalmasına en ufak bir tepki vermeyenler bilmem bir daha kendilerini nasıl demokrat ve özgürlük yanlısı olduklarını topluma inandırabileceklerdir? Ama en önemlisi Ergenekon davası kapsamında tutuklu olan Susurluk sanıklarının mahkûm edilebilmesidir. Ben bundan da kuşkuluyum. Çünkü dava sürecinde karşı devrimciler birbirlerini daha iyi tanıyacaklardır. Çünkü 12 Eylül en iyi referans noktalarıdır.