Burak Gürbüz
Derin devlet mi dediniz?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:00
Fransa'da Cumhurbaşkanı Sarkozy ile eski Başbakan ve Dışişleri bakanı Dominique de Villepin arasında bir dava süreci devam etmekte. Konu da Villepin'in Başbakan olduğu dönemde Sarkozy'yi devlet olanaklarını kullanıp yok etme planı yaptığı iddiası. Davacı Sarko, davalı'da Domi. Şimdi bu olayı Türkiye'de bazı gazeteler Fransız derin devletinin davası diye duyurdular. Bu ne kadar sığ ve yanlış bir yorumlama biçimidir. Üstelik arkasında üzerinde ciddi düşünülmesi gereken ideolojik bir altyapı da bulundurmaktadır.
İlk olarak sığılıktan başlayalım. Evet sığ çünkü burjuva devlet anlayışı, kapitalist, emperyalist güçlerin çıkarlarını korumak zorundadır, liberal demokrasi ve insan hakları palavralarının her zaman bir sınırı olacaktır ve o sınırın ötesinde derinlik, karanlık ne derseniz deyin başlayacaktır. Dolayıyla Sarko Domi'den daha şeffaf değildir, tıpkı Erdoğan'ın Demirel veya Özal'dan veya Ecevit'ten daha şeffaf olmadığı gibi. Fakat ortada bir derin devlet tasfiyesi lafı da dolaşmaktadır. Bu durum bizi işin ikinci boyutuna götürür o da bu lafın arkasındaki ideolojik sebepler: Tarafçıların ve türevlerinin AKP'ye sırtlarını yaslayıp onlarla beraber derin devlet avcılığı yaptığını biliyoruz. Zaten Fransa'da derin devlet operasyonu olduğunu duyuranlarda aynı kişilerdir. Peki Sarko kimdir? Sarko piyasacı olup ta emekçi ve yabancı düşmanı olan bir zattır. Kendisi yeni dünya düzeninin aktörleri arasında yer almak ister, onun içindir ki, orta doğudan Afrika'ya kadar ABD'den rol çalar. Bu zatın arkasında durmak ilericilik, solculuk, demokratlık yapmak değildir, sadece Fransız siyasi erkinden nemalanmak demektir. Bugün Türkiye'de aynı zihniyette insanların Erdoğan'ın arkasında yer alarak demokratlık yaptıklarını zannetmeleri gibidir. Bir an için AKP'nin derin devletin üzerine gittiğini varsayalım. Peki AKP'nin kendi derin devletinin üzerine kim gidecektir? Onları görmemezlikten gelmek hangi demokratik kriterlere uygunluk göstermektir? Ergenekon davasının seneler geçmesine rağmen sonuçlanmaması ve meçhul tanıkların ifadeleri, telefon görüşmeleri üzerine bina edilmesi sizce Türkiye'de derin devleti çökertme operasyonu mudur? Hayır değildir elbet, sadece Sarko'nun Domi'ye yaptığı gibi kendine, kendi siyasi fikirlerine alan açma operasyondur. Fransa'nın da aynı Türkiye'de olduğu gibi Sarkocu olmuş eski sol bozuntuları vardır. Bunların amacı yeni dünya düzeni içinde var olmaya çalışan yeni Fransa'nın siyasetinin içinde yer kapmaktır. Bunlar Sarko'nun solcularıdır, majestelerinin solculardır. Onun himayesi altında önemli görevlere getirilmişlerdir. Bunların bir tanesi de bir zamanlar Sosyalist Parti'nin iki numaralı ismi olan Strauss-Kahn'dır. Şu anda kendisi Sarko'nun sayesinde IMF'nin başındadır. Ama görevi bittiğinde yeniden Sosyalist Parti'ye başkan adayı olmak isteyecektir. Kendisi de basından duyduğumuz kadarıyla bu konuda istekli görünmektedir. Böylece yeni dünya düzeni içinde emekçi bir parti olduğunu varsayılan Sosyalist Parti'nin IMF başkanlığını yapmış bir siyasetçisi belki bir genel başkanı olacaktır. Tüm bunlar neden önemlidir? Çünkü yeni dünya düzenini kendi kurguladığı sol'u, IMF ile piyasacılık ile, borsalar ile barıştırmak istemektedir. Sarko bu ABD projesinin Avrupa'daki öncülerindendir, Türkiye'deki öncüleri ise AKP, Gülen cemaati ve Tarafgir solculardır. Aynı ideolojik reflekslerle kendilerine taban tabana zıt olması gereken siyasi fikirlere sırf iktidarda oldukları için ve kendilerine de sol adına pay çıkarabileceklerini düşündükleri için yanaşmışlardır. Sarko'nun nasıl solcuları varsa Erdoğan'ın da, Gülen'in de kendi solcuları vardır.
Yeni solculuk anlayışının en temel özelliği büyük harfle yazalım UZLAŞIDIR. Örneğin döneklik dediğiniz vakit, küfür gibi gelebilir. Dönek insan tabiri iyi bir tabir değildir. Bir ithamdır ve olayın aynı zamanda kişiselleştirilmesidir. Ama uzlaşan insanlar denildiği vakit ötekiler gibi kötü bir tanım yapmamış oluruz üstelik demokratik prensipler bağlamında da bir sorunda teşkil etmez. Çünkü sonuçta demokrasi uzlaşı rejimidir. Dolayısıyla AKP ile uzlaşarak demokrat olmak, çatışarak demokrat olmaktan daha kolaydır. Nedenine gelince uzlaşı maddi, manevi belli bir rahatlığı getirdiği için projeler, konferanslar, yeni fikirler sunmak daha kolay olacak, bu görüşlerin AKP yandaşı basın yoluyla piyasaya sürülmesi daha çabuk olacaktır.
Bugün Tarafgir solcular ve türevleri şeffaflıktan, demokrasiden dem vururlarken, örneğin tarikatların şeffaflığından hiç söz etmezler. Bu yerler ne kadar bağış toplamaktadır? Kimlere bu bağışlar aktarılmaktadır? İç işleyişleri nasıldır? Bu konularda bilgi toplamak neredeyse imkansızdır. Derin devletten derin cemaat ilişkilerine geçiş sürecindeyizdir. Yani kısacası devletin içinde derin cemaatler topluluğu oluşturulmak istenilmektedir ve bu toplulukların din açısından dokunulmazlıkları olduğundan bunları incelemek, mercek altına almak neredeyse imkansızdır. Karşılığında çünkü çarpılmak vardır, karşılığında çünkü cehenneme gitmek vardır, karşılığında çünkü şu bu nedenle hapis yatmak vardır. Gülen'in okullarını ziyarete giden Tarafgir solcuları da derin devlet karşıtıdır ama derin cemaat karşıtı değillerdir. Sarko'nun solcuları da bir yandan liberal olup öte yandan kara tenli yabancı düşmanıdırlar. Üç aşağı beş yukarı Erdoğan'ın solcularıyla ne kadar paralellik gösteriyor değil mi? Küreselleşmenin gözünü seveyim demek istiyor insan. Ama haksızlık etmeyelim AKP solcuları liberal olsalar da “yabancı” düşmanı değil “yerli” düşmanıdır. Yerli geridir, beyazdır, devrimcidir, cumhuriyetçidir ama yabancılar öyle mi? Onlardır “onları” kurtaracak, onlardır Türkiye'yi AB'ye sokacak... Güzel, naif AB peri masallarını bendeniz 46 yıldan beri dinlemekteyim, ki babam da 80 yıl “muasır medeniyet” lafı dinlemiştir. Bir gün Türkiye AB'ye girecek, cek, cek, cek.... Özal, Erdoğan demokrat, rat, rat, rat..., Gülen iyilik babası, sı, sı, sı..., derin devlet bitecek, cek, cek, cek... Neden bu laflar uzuyor? Çünkü para ediyor da ondan...