Burak Gürbüz
Demokrasi Dediğin Nedir Çocuğum? BURAK GÜRBÜZ
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:35 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:35
Günümüz çoğu sol siyasetçi ve akademisyenlerinde toplumsal sorunlara çare olarak demokrasiye sık sık referans verilmektedir. Bu belki çok yadırganmaması gereken bir davranış olabilir. Ama günümüzde 70'li yıllara kıyasla demokrasi tanımında ve içeriğinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Türkiye'de demokrasi tarihini Chp veya Menderes'le başlatabiliriz belki ama sosyalist fikirlerin ve örgütlenmelerin geliştiği, toplumsal hareketlerin ivme kazandığı 1960 sonrası yılları çoğulcu, ilerici demokrasiye referans vermek en uygun davranış olacaktır. Bu yıllardaki demokrasinin günümüze nazaran en önemli özelliği sürekli gelişen, dinamik bir yapısı olmasıdır. Bu bakımdan demokrasi sosyalist hareketlerin bastırılmasında değil tam tersi gelişiminde önemli bir mihenk taşı oluşturmuştur. Tabii o zamanlar Türkiye planlı bir sanayileşme politikası izlemesi ve sosyal devlet yapısı sol siyasetçilere önemli gelişim alanları sunmaktadır. O yıllarda banka faizleri hükümet tarafından belirlenirken, TL'sını yabancı paralar karşısında koruma kanunu vardır. Bu yıllarda ulusal ve uluslararası finansal sermaye çevreleri günümüzdeki gibi palazlanmamış, onun yerine palazlanan yabancı sermaye güdümündeki montaj sanayicisi olmuştur. Gene bu yıllarda yazılı ve görsel (sadece TRT) günümüzde olduğu gibi finansal çevrelerin emrine girmemiştir. Bağımsız basın organları, yine sosyalist görüşlerin toplumda hızla önem kazanmasına vesile olmaktadır. Bütün bu yukarıda söylediklerimizi toplarsak, bu yıllar demokrasinin yeniden oluşturulduğu yıllardır. Belli bir demokrasi tanımından hareket edilmemektedir ve demokrasi emekçinin sınıfsal bilincine ve dolayısıyla demokratik sol, sosyal demokrat, sosyalist süreçlerin hızlanmasına yardımcı olmaktadır. Herkes böylece kendine bir pay çıkarmaktadır. Ama günümüzde demokrasi hem şekil hem içerik bakımından 70'li yıllara nazaran farklıdır. Şekil bakımından farklıdır, çünkü demokrasi denildiğinden akla hemen "milletin egemenliği" gelmektedir. En fazla oyu alan partinin, millet egemenliğine sahip olması fikri demokrasinin dar tanımıdır. İçerik bakımından da farklıdır, çünkü demokrasi geçmişteki gibi oluşan, oluşturulmaya çalışılan bir yapı değildir, tam tersi kuralları ve sınırları önceden çizilmiş bir yapı ihtiva etmektedir. Bu yapının kural koyucuları ise 70'li yıllarda pek ortalıkta gözükmeyen ulusal ve uluslararası sermaye çevreleri ile bütünleşmiş yazılı ve görsel medyadır. Büyük paralara sahip yabancı yerli sermayedarlar, ABD ve AB'nin himayesinde sadece sermayeyi kutsayan medya kuruluşlarına yatırım yapmamakta, aynı zamanda sermayeyi eleştiren, yani muhalif yazılı ve görsel basına da el atmaktadırlar. Böylece ortaya sınırları çizilmiş bir demokrasi tarifi çıkmaktadır. ABD'nin, AB'nin uluslararası sermaye çevrelerince çizdikleri yeni demokrasi tanımımda iki görüş öne çıkmaktadır: "piyasacılık" ve "özgürlük". Bunlardan hareketle muhalif basın, yazarlar, akademisyenler yapılandırılmaktadır. Örneğin herkesin dinlediği ve sisteme muhalif yaptığını düşündüğümüz bir radyo'da ekonomi saatinde salt piyasalar konuşulmaktadır. Tıpkı hava durumu gibi, bugün faizler ne olacak? TL'sı dolar karşısında değerlenecek mi? filan türünde konulara girilmektedir. O zaman buradan da anladığımız üzere "piyasacılık" tartışılmaz bir veridir bu kesimlere göre. Aydın Doğan, Soroscular TÜSİAD'da aynı şekilde düşünmektedir zaten. Geçelim o zaman, gelelim özgürlüğe. Özgürlüğün tanımı da değişmiştir. Örneğin özgürlükte "emekçi", "emek sömürüsü" hiç yoktur. Özgürlüğün "örgütlülükle" mümkün olabileceğini düşünenlerin sayısı hızla azalmaktadır. Tam tersi "özgürlük" bireysel aktivist hareketleri ön plana almaktadır. Hatta daha da ileri giderek özgürlük aslında günümüzde "sana ne be?" deme özgürlüğüne dönüşmüştür. Bu kesim için türbana özgürlük ile Bulutsuzluk Özlemi'nin çok güzel parçası olan "Şili'ye özgürlük" birdir. Gittikçe daha az sosyalist düşünürlere yaptıkları göndermeler, bu kesimi piyasa düzenini, "hantal ve bürokrat!!!" kamuculuğa karşı korumaya kadar götürmektedir. Bu bakımdan bilinen sosyalizm tanımına uymayan, emek sömürüsünden bahsetmeyen, kapitalist sermaye birikimini sorun olarak görmeyen, emperyalizmden hiç söz etmeyen bir sosyalist zümreyle karşı karşıyayız. Bu çevrelerin ortak paydası "örgütsüz" olmaları, "piyasa" ile sorunları bulunmamaları ve "özgürlükçü" olmalarıdır.
Bu iki yapı aslında günümüz demokrasisinin eskiye oranla dinamik olmayıp statik olduğunu göstermekle kalmaz aynı zamanda sermaye çevrelerince kurulan muhalif medya ortamlarının emekçiler akademisyenler ve öğrenciler üzerinde ne kadar da etkili olduğunu bizlere yansıtmaktadır. Kadın esaretinin sembolü olan türbanı özgürlük adına savunanlar ve bu şekilde sol siyaset yaptığını zannedenler aslında tarikatlara, Soros'a ve şürekalarına yardım etmektedirler. Akp ile tarikatlarının ABD güdümündeki uluslararası sermaye çevreleriyle çizdikleri piyasacı ve özgür demokrasi şablonunda yer alanlar hem sınıf kavramından uzaklaşıp, hem de emperyalizmle işbirliği içine girmektedirler. Meydanda o zaman sol adına, liberal sol basında endam edenler arasında çeşitli renkte türbanlılar ile "mesele"leri olduğunu söyleyen aktivistler, toplumsal eleştirilerin meydanlarda bağırmadan, sessiz ve alkışlayarak geçiştiren örgütsüz hayırseverler, emek sömürüsüne karşı hiçbir eleştiri de bulunmayan piyasacı sosyalistler kalmaktadır. Tüm bu yukarı da saydığım kişilerin aslında ne tarikatlarla, ne gericilikle, ne ABD'yle, ne emperyalizmle kavgaları vardır. Onların varsa yoksa kaygıları ABD patentli işbirlikçi, uzlaşmacı demokratik şablonu Türkiye'ye sorunsuz olarak yerleştirmektir. Toplumsal olaylara ABD patentli yeni demokrasinin nimeti olan bireysel özgürlük ve piyasacılık şablonundan bakanlar, ABD'nin "demokratları"na denk düşen bir siyasi çizgiye gelerek, din ve tarikatlarla barışık yeni entelektüel bir elitizmin tomurcuklandırmaktadır.
Sınırları önceden çizilen işbirlikçi, uzlaşmacı demokratik şablona, kamucu, yurtsever, ilerici, aydınlanmacı sosyalist siyaset çizgisi uymaz, uymayacaktır da.