Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Colson’a göre fakir ve serserilerin toplumdan soyutlanması

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:27 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:27

Birçok defalar aynı konuyu işledik. Colson, Tocqueville, Molinari vs.. gibi liberal iktisat ve sosyal bilimcilerin yazdıkları kitaplardan verdiğimiz örneklerde kendilerinin düşündükleri özgür toplum ideali ile uygulamada taban tabana zıt fikirlerinin olduğunu göstermekteyiz. Özellikle bu katı, despotik düşünceler fakirler, işçiler ve iş piyasalarıyla ilgili konularda daha fazla olmaktadır. Geçen yazımızda Clement Colson adlı bir iktisatçının 1918 yılında yazdığı bir kitabın bir bölümünden bahsettik. Bugün aynı yazarın aynı kitabının aynı bölümün kalan yerinden yazımıza devam edelim…

Yazara göre fakirlerin almış oldukları yardımların gizli olmaması gerekir. Oysa kamu yardımlarında hem yardımı alan kişiler hem de ne kadar yardım aldığı gizlidir. Aynı şekilde özel yardım kuruluşlarında da fakirlere yardımda gizlilik prensibi vardır. Oysa Colson’a göre yardımların kimlere ve nasıl gittiğini, kimin ne kadar yardım aldığını toplum tarafından bilinmesi lazım gelir. Burada yazarın aradığı amaç toplumu kendisinin tanımıyla “tembel” insanlara karşı kışkırtmaktır. Bu insanların zaten serseri ve işe yaramaz olduklarını birçok defalar söylemektedir. Üstüne üstlük bu kişileri isimleriyle beraber topluma ifşa etmek ve aldıkları yardım meblağlarını herkesle paylaşmak gerekir. Ona göre bu kabul edilemez olguya herkesin tepkisini çekebilmenin tek yolu yardımların miktarını ve yararlananların isimlerini topluma söylemekten geçer. Fakat yazarın birden bu yardımların gizli kalmasının asıl nedeni aklına gelir. O da yardım alanın bunu herkesin bilmemesini istememesidir. Bir anlamda utanmasıdır. Yazar bu duruma fazla önem vermez ve utanmanın mantıksız bir olgu olduğunu belirtir. Amacı aslında yardımı alanları hem topluma karşı kışkırtmak hem de onların toplum gözünde küçük düşürmektir. Hem de aynı zamanda bu kişiler yardımı veren kişiye kendilerini daha fazla borçlu hissedeceklerinden onun söylediklerini daha bir can kulağıyla dinleyip onlara karşı kendilerini daha fazla bağımlı hissedeceklerdir. Madem bu kamu yardımları toplumun vergilerinden karşılanmaktadır, o zaman toplumda bu yardım alan kişileri daha yakından takip etmeli, onların kim olduklarını bilmelidir. Böylece yardım alan fakirler, onlar için vergi veren vatandaşlara karşı kendilerini ezik hissedeceklerdir. Colson bunu doğrudan böyle yazamasa da dolaylı olarak aradığı amaç budur. Yazar’a göre toplumda kayırılan insanlar yardım gören işsizler, hayat kadınları ve çok ücret alan işçilerdir. Toplumdan bu kesimlerin soyutlanması veya zorla kontrol altında tutulması gerekmektedir.

Yazara göre serbestliğin artması, emeğin özgürleşmesi emekçilerde sorumsuzluğunda artmasına sebep olmuştur. Özgür emekçi için iş bulmak eskisine nazaran daha zor olacağından fakir ve sefalet içinde yaşaması kuvvetle muhtemel olacaktır. Bu kişiler yazara göre çok alkol tüketirler ve sonrasında maraza çıkarırlar ve toplumun güvenliği açısından sakınca teşkil ederler. Bu sefil kişilerin işledikleri suçların cezalarının alkol almak suretiyle kendilerinde olmadıkları gerekçesiyle hafiflemesini yazar kabul edememektedir. Ona göre diğer durumlarda kendinde olmadan suç işleyen kişiler tımarhaneye kapatılmaktadır. Bu durumda suç işleyen alkoliklerde aynı şekilde cezalandırılmalıdır. Yazar’a göre kişi kendini bilmiyorsa, hareketlerini kontrol edemiyorsa o zaman delidir. Ona göre de deliler toplumdan soyutlanmalıdır tıpkı suç işlemiş alkolikler gibi. Colson alkol ile mücadele edilmesi gerektiğini, çünkü alkol kullanmanın insanlarda suç oranlarını arttırdığını söyler. Onun için yazar tıpkı Molinari gibi özgür emekçinin bazı haklarının elinden alınması gerektiğini ister ve bu hakların en başında olan ise alkol kullanma hakkı olacaktır. Yazara göre bu nahoş durumun zorla da olsa önlenmesi hem bir taraftan işçinin iş verimliliğini arttıracak hem de öbür yandan bu şekilde toplum güvenliği daha iyi sağlanacaktır. Yazar hayat kadınlarının mekânları olan batakhane ve kabarelerde alkol satışını yasaklamayı önerir. Üstelik bu yerlerin sıkı kontrolü de gereklidir. Çünkü buralarda insanlara her türlü cinsel hastalıklar bulaşabilmektedir. Aslında yazarın başta da gördüğümüz üzere asıl amacı toplumun kayırılanları olarak gördüğü işçi sınıfını baskı altına almaktır. Onları fakirlerle, serserilerle potansiyel suçlu gösterip emekçilerin vakit geçirdikleri mekânları kapatmak istemektedir. Kendisine iyi bakmayan alkolik işçiler yazara göre fakir ve serserilerle aynı kategoridedir. Emekçileri suça iten mekânların kapanması işçilerin daha sağlıklı yaşamasına vesile olacak ve de bu gelişme işte emek verimliliğini doğal olarak arttıracaktır. Son tahlilde hep aranan sermaye birikiminin sürekliliğini sağlayacak emek verimliliği artışı olmaktadır. Yazar kamu olsun özel olsun her türlü yardıma karşı çıkmaktadır.

Son olarak Colson’a göre suç oranlarının artmasındaki bir başka neden gençlerdir. Bu ergen nüfusun eğitiminin dini okullardan laik okullara geçmesini gençlerde suç oranlarının artmasına sebep olarak göstermektedir. Bu durum çocukların daha az okula gitmesine ve böylece daha fazla boş zamanının olmasına neden oluyor. Yazara göre hem devlet okulları özel’e nazaran öğrencilerini takip etmiyor, hem de aynı zamanda eğitimde ahlaki değerlere önem verilmesini umursamıyor. Gençlerin daha fazla suça meyilli olmasının bir başka nedeni ise devletin 18 yaşından küçük olan çocukların günlük çalışma saatlerini azaltmış olmasıdır. Çünkü yazara göre bu uygulama birçok çocuğun daha az çalışıp daha fazla serbest kalmasına ve boş zamanlarının artışından dolayı suça eğilimli olmasına neden oluyor. Yazarın fakir çocukların suç işlememesi için önerdiği hem laik okullar yerine dini okullara gitmeleri, hem de günde daha fazla saat çalıştırılmalarıdır.

Sonun sonu: bütün dünya halkları, finansal piyasaların ve tekellerin kaotik ve otoriter süreçlerinin içinde acı çekerken, bir zamanlar demokrat denilen AKP’nin otoriter yüzü “yetmez ama evet”çiler dâhil herkes tarafından görünürken, halen piyasa ve AKP karşıtı sol, faşist, militarist damgası yiyorsa burada patolojik bir sorun var demektir. İş o zaman bize değil ruh doktorlarına kalmıştır. Bana kalan ise dilim döndüğü kadarıyla tarihten örneklerle 19 yüzyıl liberal iktisadi ve sosyal düşünürlerin yazılarından okumalara devam etmek olacaktır.

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları