Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Anayasso

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:06

Kapitalizm tarih boyunca dönüşmüştür. Bu dönüşümler sisteme keynezyen politikalar gibi yeni bir soluk veya eski soluksuzlukları getirse de kapitalizmin kendisi dönüşmez aslında. Dönüşen sadece sömürünün değişen biçimleri ile onun yeni siyasal kurgusu olur. Bu sürecin oluşumundan öte bu dönüşümün başarısı için işletilmesi ve pazarlanması önemlidir. Burada siyasal erkin dayandığı toplumsal sınıflar olması gerekmektedir, ki bunlar bu değişimden nemalanacak olanlardır. Siyasal çizgiyi yasal yollarla çizerken, siyasal otorite kime ne kadar vereceğinin iyi hesabını yapması gerekir. Daha başka bir deyişle, kendisine yakın çevrelerin ve gruplara ne kadar mesafede durması gerektiğini ayarlayacaktır. Konuyu tabii Türkiye'ye getireceğiz ve özellikle Anayasa komedisine.

Şimdiye kadar tüm anayasalar, bir dönemin ismini taşırlar: 12 Eylül, 27 Mayıs anayasaları gibi. Halihazırda hazırlanmakta olan Anayasa'da eğer yasallaşırsa AKP Anayasası olarak tanım bulacaktır. Bülent Arınç AKP anayasasının referanduma gitmesi halinde en az %60 ile kabul edileceğini söylüyor. Bence %60 çok az çünkü cuntacı Evren'in anayasası %92 ile kabul edilmişti. Halk o zamanlar cuntacılara ve arkasındaki Özal'cı, takunyacı şakşakçılara sahip çıkmıştı. Sonra zamanla bunların türevi olan liberaller çıkarken, öte taraftan da Aydınlar Ocağı geleneği bugünkü AKP iktidarının siyasal zeminini hazırladı. Yalnız dönüşümün kendisi 1982 Anayasası ile atılmadı, o sadece 60 ve 70'li yıllarda devletin içinde öbeklenen tarikatçı, o zamanlar takunyacılardı, milliyetçi çevrelerin devlet olanaklarını kullanarak semirmesiydi. İlk meyvesini cuntacıların arkasına sığınarak topladılar. 1982 Anayasası 80'li yıllardaki yozlaşmanın, gericiliğin ilk önemli belgesi oldu. Örneğin şimdinin Gülen tarikatına yakın gazetecilerin bazılarının o zamanlar Komünizmle Mücadele Dernekleri içinde olduğunu biliyoruz. Hatta Gülen'in o derneğin içinde bizzat çalıştığını biliyoruz. Dolayısıyla bu kesimlerin doğal olarak liberallere yanaşmaları zaten eşyanın tabiatı gereği son derece doğaldır. ABD tarafından kollanılıp, gözetilmesi de son derece normaldir. Ama tabii normal olmaması gereken bu kesimlere sırtını dayamış eski solcuların oluşudur. Onlara daha sonra geleceğiz. Fakat zamanında cuntanın arkasına sığınmış olanlar ve/veya cuntaya karşı doğrudan ya da dolaylı cephe almamış olanlar, bugün demokrasi havarisi kesilmektedir. 1980 dönüşüm sürecinin başlangıcıdır.. Günümüzde hala bitmemiş olan, devam eden gericileşme ile beraber piyasalaşma devinimin ikinci halkası da AKP Anayasası olacaktır. İlk Anayasa halkları, emekçileri susturmuş, devleti Atatürk adına kutsamıştır. Burada ki amaç Türkiye'nin ilerici toplumsal dinamiklerini (ki içine 70'li yılların CHP sini de katabilirim) yok etmektir. Bu yok olma sürecinin içinde Ecevit'lerin de katkısı büyük olmuştur zaten onlar da Gülen tarikatı tarafından taltif edilmişlerdir. İkinci safha'da yeni bir Türkiye toplum yapısının maketini ortaya çıkarmıştır. 1982 Anayasası siyaseti sınırlamıştır, AKP Anayasası ise siyasete ve toplumsal gelişmelere yön vericidir. AKP'nin yönü ise demokrasi anlayışında yatmaktadır. O da: kendini eleştirenleri görsel ve yazılı basında, siyasette, üniversitelerde, derneklerde, meslek odalarında vs... üzerine gidip baskı uygulayıp toplumsal yaşamdan men etmektir. AKP iktidarı bunun örnekleriyle doludur. Şimdi bu baskıcı anlayışı Anayasa ile yassallaştırmanın yollarını aramaktadır.

Gelelim bu yeni Anayasa'dan ve yeni düzen'den nemalanmayı düşünenlere. Gülen tarikatı ve AKP liberallerle stratejik bir işbirliği yapmaktadır. İleri ki safhalarda bu kesimlerin AKP'ye yanaşanlarını içlerine kabul edeceklerdir, zaten şimdiden görmekteyiz bu ittifakları ve birleşmeleri. Basında eskiden cemaatle ilgisini olmadığını düşündüğümüz bir sürü kişinin, bugün tarikatların basın sözcüleri gibi çalıştıklarını görüyoruz. Ama cemaatlere yanaşmak istemeyen solcu liberallerin bu işten fazlaca nemalanma olanakları olmayacaktır. Eğer onlar biraz vicdan sahibi olup kabaca “AKP'yi eleştirenlerin de demokrasi içinde yeri olması” gerektiğini düşünüyorlarsa, o zaman iktidar olanaklarından maalesef yararlanamayacaklardır. Geriye sadece AKP'nin solu olarak tanınmak kalacaktır. Bazıları bu sürece fit olmuş gözükmektedir belki ama herkesin bu süreci kabulleneceğini düşünmek zor olsa gerek. İkinci dalga AKP Anayasasıdır, burada siyasal iktidarın eskiden olduğundan daha fazla siyasal desteğe ihtiyacı vardır. Bakın Yeni Şafak'tan Fehmi Koru TÜSİAD'ın AKP'nin Anayasasını eleştirmesine çok bozulmuş olacak ki, “Ankara'ya gittiğinizde muhatap bulamazsınız” diyor. Dolaylı yoldan cemaatlerin ve iktidarın bu işten hoşlanmadığını duyuruyor. O zaman iktidardan nemalanmak isteyenler için şu an kaçırmamaları gereken en önemli fırsattır: AKP'ye destek olmak. Yeni sürecin kartları atılmaktadır çünkü. Gün ya AKP'ye yanaşma günüdür, ya'da onunla mücadele günüdür. Seçin istediğinizi...

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları