Salgın günlerinde plansızlık örneği: Şehir Hastaneleri...

Yeni koronavirüs salgınının tüm hızıyla yayıldığı günlerde AKP’nin en büyük övgü kaynaklarından birisi Şehir Hastaneleri olurken, bu hastanelerin salgın günlerindeki hali ise kimseyi şaşırtmıyor.
soL - Ali Ufuk Arikan
Cuma, 03 Nisan 2020 09:20

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Neymiş, şehir hastanelerinin maliyetini kimse bilmiyormuş. Kendi cebimizden para vererek yaptırmıyoruz. Bu zatın şehir hastanelerinin nasıl bir modelle yapıldığından haberi yok. Hastaneleri devlet kendisi inşa etmiyor.Yıl ay gün koyuyoruz. Bu kadar gün ay yıl çalıştırmak suretiyle bu hastaneyi yapacaksın. Buna yap-işlet-devret denir” diyordu Bursa Şehir Hastanesi’nin açılışında.

Ancak sözünü ettiği hastanenin tıpkı diğer şehir hastanelerinde olduğu gibi şartnamesi ve ihale belgeleri “ticari sır” gerekçesiyle topluma açıklanmıyordu. Bu hastaneleri yapıp işleten AKP destekli patronların kazandığı paralar, “sır” olarak tanımlanıyordu.

Sadece Bursa’yla sınırlı olmayan, inşaat sürecinde işçi ölümleriyle, işletme sürecinde ise “kira” bedelleriyle gündem olan hastaneler, üstelik kentlerin dışına, yurttaşların erişiminin kolay olmadığı yerlere, yeni rant alanları da yaratma mantığıyla inşa edilecekti.

Kuruluş mantığı yeni rant alanları yaratmak olan bu hastaneler, kuruldukları günden bu yana patron şirketlerine ödenen yüksek kiralar, yetersiz çalışan sayısı, bitmeyen inşaatlar, lağım basan katlarla gündeme geldi.

Bu hastaneler şimdi de yeni koronavirüs koşullarında AKP tarafından bir “övgü” kaynağı olarak öne çıkarılıyor, “salgına hazırlıklı yakalandık” denilerek şehir hastanelerine işaret ediliyor.

AKP’nin bu öne çıkarma çalışmalarına rağmen sağlık emekçileri, gerçek tablonun oldukça farklı olduğuna dikkat çekiyor.

‘EN ÖNEMLİ ŞEY PLANLAMAYKEN, TEMİZLİK KONUSU BİLE SAVAŞ BAŞLIĞINA DÖNÜYOR’​

Ankara Şehir Hastanesi’nde çalışan bir sağlık emekçisi, salgın koşullarında hastanede yaşanan kaos haline ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Böylesi salgın koşullarında en önemli şeyin planlama olduğuna dikkat çeken sağlık emekçisi, şehir hastanelerinin ise tam anlamıyla plansızlık örneği olduğuna dikkat çekti.

“Pandemi durumunda en öncelikli ihtiyaç, iyi bir planlama. Çok büyük ölçekli yapılar olan şehir hastanelerinde bu çok güç” diyerek sözlerine başlayan sağlık emekçisi, “Örneğin koridorlarının toplamı kilometreler olan Ankara Şehir Hastanesi’nde, enfeksiyon kontrolünün temeli olan temizlik bile bir savaş başlığına dönüyor.  Bir klinikten diğerine gitmeye çalışan hastalar/sağlık personeli, metrelerce yürümek zorunda. Kat edilen alanın büyümesi, patojenle karşılaşma ve yayma riskinin büyümesi anlamına geliyor” vurgusunda bulundu.

‘KARANTİNA FİZİKSEL OLANAKLAR NEDENİYLE İMKANSIZ HALE GELİYOR’

“Bir koridoru temizlemeniz için gereken antiseptik miktarı çok daha fazla oluyor, bu aynı zamanda bir ekonomik yük anlamına da gelir” diyen sağlık çalışanı, hastanenin yapısı ve salgın durumuna ilişkin değerlendirmelerine şöyle devam etti:

Farklı branşlara hizmet veren kuleler koridorlarla birbirine bağlanıyor. Bu kovid-19 tanı ve şüphesi olan hastalarla diğerlerini izole etmenin güç olması anlamına da geliyor. Böyle bir yapının içinde "karantina" fiziksel koşullar nedeniyle imkansızlaşıyor. Nitekim organizasyondaki güçlük ilk günden beri kendisini gösterdi. Önce bir kuledeki hastayı bir başka kuleye naklettiler, sonra o kule yetmeyince diğer kuleye nakil gerçekleşti. Bunların hepsi hem personel hem de hasta için fazladan temas/dolaşım yükü anlamına geldi. Şu an AŞH'de iki kule kovid hastalarına ayrılmış durumda ama bu hastanelerin diğer kulelerden tamamen izole olmadığını tekrar vurgulayalım. Hepsi koridorlarla birbirine bağlı, otoparkları ortak.

“İşin tuhafı, AŞH kampüsünün içinde bomboş duran bir hastane var şu anda, kapatılan Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi” diyen sağlık çalışanı, salgın sırasında başka hastalıkların buharlaşmayacağını, 3500 yatak kapasiteli şehir hastanesinin diğer hastalar için bir risk anlamına geldiğine işaret etti.

Buna ek olarak kontrollerine gelmek zorunda olduğunu belirten sağlık emekçisi, “Bu yapılarda doğru izolasyon sağlanamadığı için risk altında kalıyorlar. Yalnızca hastalar değil, hastaların refakatçileri de var. Örneğin tedavisi zorlu bir kanser hastasını düşünün, yanında bir refakatçisi olacaktır. Ya da ortopedik bir hastayı düşünün, tek başına mobilize olması güç tüm hastaları düşünün. Bu insanlar, refakatçileri, hepsi bulaş riskiyle karşı karşıya getiriliyor. Bu insanlar evlerine döndüklerinde de aynı şekilde riski yaymaya devam ediyorlar”

KRONİK HASTALAR İÇİN RİSK BÜYÜK

“Şehir Hastanelerinin  yüklenici firmalarının devletle yaptıkları sözleşmelerin şeffaf olmadığı biliniyor. İhaleyi alan şirketlerin tedavi giderlerini yükseltmediğini ya da salgın kontrol edilemez noktaya geldiğinde sözleşmeden cayma hakları olmadığından emin miyiz?” Sorusunu gündeme getiren sağlık emekçisi, dikkat çeken bir örnek paylaştı:

Geçtiğimiz gün kronik hastalığı olan ve kronik hastalığının semptomlarından biri yüksek ateş olan bir hasta rutin kontrolüne geldi. Hastane dışındaki triyaj çadırında ateşi yüksek çıktığından, kontrolü için geldiği polikliniğe giremedi ve kovid-19 kulesine yönlendirildi. Hastanın evet ateşi var ama bu hastalığının bir parçası ve triyajdaki kişi bunu ayırt edemez, bu yüzden mecburen kovid-19 binasına gitmek zorunda bırakıldı. Kronik hastalığı olan hasta için bir risk, o hastanın yakınları için de bir risk.

'1-0 GERİDE BAŞLADIK'

Ankara Şehir Hastanesi'nde pandemi bölümünde görev yapan bir asistan hekim ise tabloya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

Ankara Şehir Hastanesi’nde bu dönemde mevcut  6 kuleden birinci ve üçüncü kuleler pandemi hastanesi olarak ayrıldı. Bu kulelerde neredeyse bütün kliniklerden 500’den fazla asistan hekim görevlendirildi. Çoğu üçüncü basamak hastanenin işleyişindeki yükte olduğu gibi pandeminin yükü de asistan hekimlerin omuzlarına yüklendi. Asistan hekimlere 12 saat çalışma, 12 saat dinlenme şeklinde bir çalışma düzeni oluşturuldu. İmmün sistemin önemli olduğu bu hastalıkta, dinlenme sürelerinin yetersiz olması asistanların sağlığıyla ilgili risk oluşturmakta.

EKİPMAN SORUNU DIŞARDAN SİPARİŞLE ÇÖZÜLDÜ

Geçen ay sağlık çalışanlarının kişisel koruyucu ekipmanları açısından ciddi sıkıntılar vardı, maske, eldiven ve dezenfektanlara ulaşmakta çok zorlanılıyordu. Arkadaşlarımızın bir bölümü bu sorunu dışarıdan sipariş vererek çözmeye çalıştı. Şu an acilde ve pandemi hastanesinde sıkıntı tariflenmese de diğer bölümlerdeki arkadaşlardan günlük bir cerrahi maske verildiğini biliyoruz. Halbuki bulaş riskinin azalması için maskelerin nemlendikçe değiştirilmesi gerekiyor. Hasta bakanların 3-4 saatte bir maskelerini değiştirmeleri öneriliyor. Acilde ve pandemi hastanelerinde şu an için koruyucu ekipman sıkıntısı olmaması ileride sıkıntı olmayacağı anlamına gelmiyor ne yazık ki.

BULAŞ İÇİN EKSTRA RİSK TAŞIYOR

Bildiğiniz üzere Ankara Şehir Hastanesi çok büyük bir hastane ve hastanenin içindeki alanların kontrolü çok zor. Gelen hastalar hastane içinde uzun yollar katediyor. Bu da bulaş için ekstra risk anlamına geliyor. Büyük alanların temizliği de büyük bir sorun. Temizlik işçileri de bizim kadar risk altındalar. Hastanedeki polikliniklerde ve odalarda açılır pencereler yok. Hastanenin içindeki havalandırma sistemi ise hastane ilk kurulduğundan beri sık sık arızalanıyordu. Şimdi bu sistem bizi korumak için yeterli mi bilemiyoruz.

HASTANENİN YAPISI DOLAYISIYLA AYIRMA İŞLEMİ ÇOK ZOR

Acilde Covid-19 şüpheli hastalara ayrı bir alanda bakılmaya çalışılıyor ama hastanenin yapısı dolayısıyla bu ayırma işlemi de yetersiz kalmakta.

Şehir hastanesi kurulduğunda birçok hastane kapandı ve şehrin her yerinden hastalar şehir hastanesine gitmeye mecbur bırakıldı. Hastalar şehir hastanesine gelirken toplu taşımayı kullanmakta ve bu da hastalığın toplumda yayılması açısından oldukça tehlikeli.

Pandemi hastanelerinin ilk 3 katında yoğun bakım üniteleri var. Yakında bu yoğun bakımlar dolduğunda işimiz çok daha fazla zorlaşacak.

Şehir hastanesi nedeniyle virüsle mücadeleye 1-0 geride başladık. Umarım dayanışmayla bu sorunun üstesinden gelebiliriz.