Sayfa yolu
Mustafa K. Erdemol yazdı: Şan-Yu’yu takdimimdir
Yayın Tarihi: 24.08.2015 , 13:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 04:47
Biliyorum, kimsede gülecek hal kalmadı ama insan kendini tutamıyor yine de. Benim, beni kahkahalara boğan yeni yıldızım, önceki İdris Naim Şahin’di, şu sıralar Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi. Nerede bir demecini görsem dikkatle okur, televizyonda rastladığımda kulak kabartırım. Son eğlencem o. Memleket, malum, bu açıdan çok bereketli. Zeybekçi gibiler de olmasa gerçekten çekilir gibi bir ülke değil Türkiye.
Ben bu zatı izlerim. Alışılmışın dışında bir tarzı var. En son ekonomik gelişmeleri değerlendirirken, kriz senaryosu yazanlara beddua etti, biliyorsunuz. “Doların artışıyla ilgili bir gerekçe yok. Bana televizyon ekranlarında konuşan kriz tellalları bir tane gerekçe söylesinler. İlla kriz çıkacak diyor. Krizlerde kalasın e mi? Kendi kendinin krizinde kalasın da kefen parasını bulamayasın” gibi laflar ettiğini okudum gazetelerde.
Memleketin Bakanı’nın, kızdığında, hepimizin az çok rastladığı, “Boynun altında kalsın”, “kan işeyesin” gibi beddualar eden tiplerden farkı yok görüldüğü gibi. Bu tür bedduaların sahipleri son derece kişisel nedenlerle inandıkları Allah’ı hedefledikleri kullar için bir cezalandırma makamı olarak görürler. Diğerini cezalandırma konusunda Allah’ı ikna edecek gücü kendinde görmek büyük bir cüretkarlık doğrusu. Bakan’ı bu açıdan kutluyorum gerçekten. Allah’la “şu bizim işi hallediver” tarzı böylesi bir yakın ilişki her kula nasip olmaz.
“Kefen parası bulamayasın” temennisi herhalde çok kötü bir beddua olmalı. Öldükten sonra neye sarılacağımı merak etmediğim için benim açımdan sorun olmasa da, çıplaklığı başlı başına ahlaki bir sorun olarak görüp de sarıp sarmalanmayı düşünenler için kuşkusuz kötü bir hal kefensiz gitmek. Bakan, işi, dolayısıyla imanlıya nereden vuracağını iyi biliyor. Tabii imanlılara şu siyasal İslam’ın büyük “teorisyenlerinden”(!) Seyyid Kutb’un zaman zaman nüdizmi (çıplaklığı) savunduğunu, dolayısıyla Zeybekçi’nin bedduasının muhatabı olduğunda buna asla aldırmayacağını söylesem beni topa tutarlar ama İslam’da kafası karışık olan bir dolu zat vardır böyle, Kutb da bunlardan biriydi.
Adını vermese de Zeybekçi’nin bedduasını gerçekleştirmesini istediği gücün Allah olduğu belli. Bunu isteme hakkı da var elbette. Ayrıca bir devlet görevlisi olarak bedduaya başvuran sıradan imanlıdan daha avantajlı bir konumda. Haberdar mıdır bilemem ama özelikle Bakan olduğu için bedduası Allah katında kabul görecek şanslı kullardan biri o. İslam peygamberi üç kişinin duasının reddedilmeyeceğini söyler çünkü: Çok zikreden, Mazlum olan, İdareci olan. Sayın bakan sonuncu şarta uygun. Adil olsun ya da olmasın ama o bir İdareci. Yani hiyerarşide bir yeri var. İslam peygamberi de her ne kadar Müslümanların, diğer Müslümanlara beddua etmelerini yasaklamış da olsa, yine de beddua edilecekse, hiyerarşiye önem vermiş besbelli ki. Bir peygamberin, fırsat eşitsizliği yüzünden “idareci” olamamış kullarının dualarını “çok zikretmeleri” ile “mazlum olmaları” şartına bağlaması, buna karşın İdareci”nin, çok zikretmese de mazlum olmasa da duasının doğrudan işleme konulacağını beyan etmesi, eğer inançlı biri olsaydım çok canımı sıkardı doğrusu.
Peygamber gerçi “Kendi aleyhinize, evlatlarınızın ve mallarınızın aleyhine sakın beddua etmeyiniz” de der. “Çünkü “duaların kabul olacağı bir saate rastlarsa beddua kabul olmuş olur” peygambere göre. İnsanlığın üretim arttıkça üretim zamanını saat dilimlerine bölerek çalışmalarını anlarım da aynı şeyin ahrette de geçerli olacağını bilmezdim.
Ama insan kızınca bedduaya sarılıyor işte. “Etmeyin” dediği söylenen İslam peygamberi de, Buhari’de vardır bu, beddua etmiştir: “Gümüş ve altın paranın, kadifenin, süslü giysilerin kulu - kölesi olan, yüzükoyun yere çakılıp gebersin! Yüzükoyun yere çakılsın da, yerlerde sürünsün! Vücudunun her yanına dikenler batsın da, o dikenleri çıkaramasın!"
Bir din ulusunda da, bir kul olan Zeybekçi’de de üslup aynı demek ki. Her ne kadar peygamber tarafından, idareci olduğu için beddua etme ayrıcalığına sahip kılınmış da olsa Nihat Zeybekçi, var olduğuna inandığı dua gücünü pek başarılı olamadığı belli olan Bakanlık görevi için kullanmalıydı. Kaldı ki, “Kriz çıkacak” diyenlere “krizler içinde kalasın” demek pek şaşkınca bir durum. Onların “krizler içinde kalması” bedduanın kabulü anlamına gelir mi bilemem ama böyle bir durumda “kriz çıkacak” diyenlerin kehaneti doğru da çıkmış olacak. Bu duanın kabul olması halinde, hepimiz krizin sorumlusu olarak sayın bakanı göreceğiz çünkü. Krizin çıkmamasını sağlamak beyefendinin işi oysa. Bakan kendi ayağına kurşun sıkan bir şaşkın aslında.
Ben okumaktan hep zevk aldığım Jean Paul Roux’da rastladım bir duaya. Bize ulaşan en eski duaymış bu. Hiung-nuların MS 328 yılına tarihlenen duası yani. “Terk edilmiş bir şehir bulunduğunda şan-yu, atı üzerinde, iki elini havaya kaldırarak başını eğdi ve şöyle haykırdı: Ey Gök! Bana onu verdiğin için teşekkür ederim."
Şan-yu da bir İdareci elbette. Bulduğu şehir terk edilmiş diye “terk edenler kefensiz kalsın” bedduası edeceği yerde, yine de kent için gök tanrıya teşekkür ediyor.
Bir gök tanrının kuluna bak, bir de Zeybekçi’ye. Birinin ağzından bal damlıyor, diğerininkinden zehir.
Şan-yu’ya selam olsun.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.