Sayfa yolu
Mustafa K. Erdemol yazdı: Bir yumrukta devrilen 'delikanlılık'
Yayın Tarihi: 26.08.2015 , 13:27 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 04:47
İrlandalı turistin (az önce Kuveyt asıllı olduğu ortaya çıktı) hedefini hiç şaşırmadığına tanık olduğumuz yumrukları, o elbette farkında değil ama, sadece kendisine topluca saldıran kalleş kalabalığı değil, koca bir “kültürel davranışı” da yere serdi aslında. Boksla uğraşacak kadar maço tutumları olan biri olarak misafirimiz, “çivi çiviyi söker” ya da “dinsizin hakkından imansız gelir” vecizeleriyle de ifade edilen “şiddette eşit” olanların kapışmasının bir örneğini de sergilemiş oldu. Burada elbette tek kişiye karşı çok sayıda kişinin saldırısının eşitlik olduğunu söylüyor değilim, Yöntem Kardeşliği konusunda bir eşitliktir söz konusu olan.
Kavganın nedeni basit. Bir dikkatsizlik sonucu devrilen su şişeleri yüzünden başlamış. Plastik oldukları için herhangi bir çatlama patlama olmadığından bir zararın da söz konusu olmadığı bu küçük dikkatsizliği dükkan sahibi nedense toplu lince dönüştürme fırsatına çevirmiş. Olanları gördük. Dişi kırılan, gözü patlayan çok sayıda esnaf kaldı geride.
Kendisinden pek de hazzetmediğim Çetin Altan güzel bir belirlemede bulunmuştu vaktiyle; “batıda düello kültürü vardır, biz ise pusu kurarız” der. El hak doğrudur. Bu son olayda bir pusu değilse de en az onun kadar kalleş olan bir toplu saldırı var. Başarılı olsaydı gerçek bir lince dendönüşebilirdi. Birey olamamış kişilerin yöntemidir bu linç dedikleri. Korkakların az olan cesaretleri(!) ile çok olduğu anlaşılan şiddet eğilimlerinin bir araya gelmesiyle oluşan “kolektif cesaret”ten doğar. Korkakların tek başına sorumluluk almamalarına da yarayan, örneğin, bir suçlama durumunda suçu/kalleşliği tüm linç katılımcılarına paylaştıran bir yanı da var lincin. Yani kişiliksiz birey tipine çok uygun bir eylem.
Oysa Recep beyin, başta mahalle olmak üzere neredeyse tüm yaşam alanlarında “kamusal iyi”nin temsilcisi/koruyucusu olduğuna inandığı için sık sık göreve davet ettiği esnafın kültürel davranışı, “delikanlılık” olarak adlandırılan son derece maço zihniyete dayanır. Bu zihniyetin de “dürüstlük”, “mertlik” gibi, kaynağını “milliyetçilik” ile “din”den alan sözüm ona iyi değerleri vardır. “Düşene vurulmaz”, “mertçe kapışma” gibi düsturlar da “delikanlılık”ta esastır. En azından söylemde. Saldırgan esnafın çoğu da kendilerini böyle tanımlayan “delikanlı”lardan büyük bir ihtimalle.
ANTİ- OTORİTER DELİKANLILIKTAN DEVLET DELİKANLILIĞINA
Zaten bütünüyle “Delikanlı” bir milletiz. Delikanlı davranışı, bu davranışa sahip olduğu iddiasındaki için ayırt edici bir kavram. Gittikçe yok olduğu düşünülen davranış biçimlerinin uygulayıcısıdır delikanlılık iddiasındaki kişi. Vefa, mertlik gibi günümüz insan ilişkilerinde rağbet görmediği sanılan kavramlara sahip çıkmak da bu davranış kodunun içinde.
Mahalledeki otoritenin belirlediği kuralları çiğneyerek başladı delikanlılık. Ama bunu yaparken yetmediği –ya da delikanlının öyle sandığı- eksiklikleri giderme misyonunu da üstlendi. Mahallenin namusundan, zayıfların korunmasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bir misyondu bu. Aslında önceleri Kabadayılık kurumunca hakkıyla yerine getirilen bir davranıştı delikanlılık. Eskinin kabadayıları hala kimi tutumlarıyla efsane gibi anılırlar. Merkez dışı kalmış varoş insanının sorunlarının çözümünde gayri resmi, ama adil otoriteler idi bunlar. Bunlardan biriyle, Arap Nasri’yle tanışma şansım olmuştu yıllar önce.
Bana sorulursa bu delikanlılık denen olgu Kabadayı iddiasındaki Alaattin Çakıcı ile ciddi bir değişime uğradı. Çünkü gerçek anlamda delikanlılık kendi otoritesini, resmi/egemen otoriteye karşıtlık üzerine kurar. Haliyle düzenle uyuşmaz. Bu nedenle polisle, askerle belli bir mesafeyi de korur delikanlı. Eski kabadayılar böyleydi. Pek bir “delikanlı” olarak ortaya çıkan yer altı dünyasının milliyetçi mensubu Alaattin Çakıcı’da delikanlılık otoriteye yani devlete boyun eğme haline dönüştü giderek. Anti-otoriter delikanlılığın, delikanlı milliyetçiliğe evriminin en önemli simgesi oldu Çakıcı. Dolayısıyla devlete saygı “delikanlı” bir tavır haline geldi. “Devletin polisine vurmama” tutumu, “kadına vurmama” raconunun yerini aldı. Çakıcı’nın karısı Uğur Kılıç’ı öldürttüğü iddiasını da anımsayalım bu arada.
“Delikanlı”lıklarında pusu kültürünün tüm belirtilerini taşıyan o mahalle esnafı teke tek hesap görme kültüründen gelen "İrlandalı" karşısında, mahalle deyimiyle, “madara” olmakla kalmadı, pusu kültürünün iflasına da yol açmış oldu. Recep beyin “değerlerimiz”in bekçisi yaptığı esnafın hali pek bir fena açıkçası.
Sözlük’ünde “esnaf” sözcüğünün karşılığı olarak “kötü yola düşmüş kadın” anlamına da yer veren Türk Dil Kurumu acaba şimdi ne yapacak merak ediyorum? "İrlandalı"nın yumrukla yere serdiği esnafı gördükten sonra kimsenin esnaf’ın kötü yola düşmüş kadın anlamına geldiğini akıl edeceğini sanmıyorum.
“Yola serilmiş” esnafı gördükten sonra, sanılmasına imkan da yok zaten.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.