MEB 'başarı' raporu yayımlarken... 'Eğitimde sonlardaki yerimizi koruyoruz'

Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayımladığı PISA 2018 raporuna göre, 'Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde her üç alanda da puanlarını istatistiksel olarak anlamlı artıran üç ülkeden birisi' ilan edildi. Milyonların sınavlarda tek bir soru bile yanıtlayamaması MEB'in kendi raporlarıyla ortadayken, uzmanlar raporun 'başarı' olarak sunulmasını soL'a değerlendirdi.
soL - Aslı İnanmışık
Salı, 03 Aralık 2019 15:40

Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) internet sitesinde yayımladığı duyuruda, 79 ülkenin katıldığı PISA 2018 raporuna göre, Türkiye'nin 2003 ile 2018 yılları arasında 15 yaş grubu öğrenci sayısının en fazla arttığı ülkeler arasında "okuma becerileri, matematik ve fen alanlarının her üçünde de performansını artıran tek ülke" olduğu iddia edildi.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2018 sonuçlarını değerlendirme raporu hazırlayan MEB, "Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde her üç alanda da puanlarını istatistiksel olarak anlamlı artıran üç ülkeden birisi oldu. Ayrıca Türkiye, matematik ve fen puanlarını OECD ülkeleri içerisinde en çok artıran birinci ülke, okuma puanını en çok artıran ikinci ülke oldu" ifadesini kullandı.

MEB'in yayımladığı rapora göre, "15 yılda öğrenci sayısı arttığı halde iyileşme sağlayan tek OECD ülkesi"nin Türkiye olduğu da öne sürüldü.

Milli Eğitim'in kendi raporlarıyla okullaşma oranının azaldığı, sınavlarda 1 milyon 477 bin 782 adayın hiçbir soruya doğru cevap veremediği ortadayken, söz konusu raporla yaratılan "başarının" altındaki gerçekleri Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ve soL yazarı Prof. Dr. Rıfat Okçabol'a sorduk.

'4+4+4'TEN SONRA GERİYE GİDİŞ BAŞLADI'

soL'un konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, raporun başarı diye gösterilmesinin nedeninin 2015 yılının referans alınmasından kaynaklandığını söyledi. Mevcut verilere göre 2012'nin gerisinde olduğumuzu belirten Aydoğan, söz konusu verilerin eğitim sisteminin çok iyi gittiğini göstermediğini dile getirdi.

Feray Aytekin Aydoğan şunları söyledi:

"Akademik başarıyı belirleyen, akademik başarısı yüksek olan okul türlerinin Milli Eğitim raporunda da, PISA raporunda da Fen Liseleri ve Anadolu Liseleri olduğunu görüyoruz. Eğitim-Sen olarak da uzun yıllardır ifade etmeye çalıştığımız okul türleri üzerinden akademik liselerin güçlendirilmesi gerektiği, sayılarının arttırılması ve bu okullara bütçe ayrılması gerektiği yönünde. Velilerin ve öğrencilerin de Türkiye genelinde seçmen tercihi ne olursa olsun, birinci tercihlerinin bu liseler olduğu konusunda eleştirilerimizi yapıyoruz. Bu rapor da bunu kanıtlıyor. Burdaki akademik başarıyı yükselten lise türleri, sıralama şeklinde de ifade edildiğinde Fen Liseleri ve Anadolu Liseleri. Ancak buna rağmen birkaç gün önce açıklanan Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Raporu'nda, Fen Liseleri ve Anadolu Liseleri gündem bile yapılmazken, İmam Hatip okullarının güçlendirileceği ve 2,7 milyar lira daha bütçe aktarılacağı açıklandı.

Ayrıca burda, örneğin okuma alanında 'başarımızı yükselttik' dedikleri yıl olarak referans aldıkları yıl, 2015 yılı. Ama biz yine 4+4+4 yasası çıkacağı dönemde de ifade etmiştik, 'Bu yasa bu haliyle çıkarsa, kamusal eğitimi, bilimsel eğitimi tamamen kaybedeceğiz' demiştik. Gerçekten de yasa çıktıktan sonra, hem Türkiye'deki sınav sonuçlarında hem de PISA değerlendirmelerinde 2002'den 2012'ye kadar bir yükseliş varken, bu yasadan sonra hızla bir geriye gidiş olduğunu gördük. Örneğin okuma alanında 2012'de en başarılı öğrencilerin oranı yüzde 4,3 iken, 2015'te, yasa çıktıktan 3 yıl sonra yüzde 0,6'ya düşüyor. Mevcut veri de, yüzde 3,3. Yani hâlâ 2012'nin gerisinde. Mesela burdaki başarı neye göre değerlendiriliyor? 2015'e göre değerlendiriliyor. Yani okuma alanında 2015'e göre iyiyiz diye mutlu olup açıklama yapıyorlar."

'SONLARDAKİ YERİMİZİ KORUYORUZ'

"Aslında bu raporun çok daha teknik değerlendirilmesi gerekiyor. Referans alınırken en alt yeterlilik düzeyindeki oranın sadece yükseldiğini gösteriyor ama diğer düzeyler açısından yine bir değişim yok. Orada 2012'nin daha gerisinde veriler mevcut. Alt yeterlilik düzeyi ile üst düzey üzerinde bir puanlama sistemi var, 1'den 6'ya kadar. Alt yeterlilik düzeyinde kısmen 2015'e göre biraz daha ilerleme olmuş ama üst yeterlilik düzeyinde hâlâ ülkeler sıralamasında en sonlardayız. Yani okuma alanında alt yeterlilik düzeyi, 'çok açık gelen bilgiler' ya da 'tanıdık konular cevaplama' söz konusu olunca, 2015'e göre biraz daha iyileşme var. Ancak 'yorumlama', 'eleştirel bakma', 'analiz etme' söz konusu olduğunda ise yine en altlardayız.

Matematik'te de aynı şekilde. İyileşme olarak gösterdikleri 2015'e göre, 'çok basit işlemleri yapma' alanında iyileşme var. Ama yine 'birden fazla bilgiyi değerlendirme, 'yorumlama', 'analiz', 'sentez' konularında yine sonlardaki yerimizi koruyoruz. Bilimsel açıdan bakılınca aslında değişen bir şey yok. Malesef hâlâ 2012'nin çok daha gerisindeyiz. Ama o kadar kötü bir durumdaydı ki son veriler, son verilere göre kısmen 'Biraz daha iyiyiz' açıklamaları yapıyorlar. Tablo olarak değişen bir şey yok. Dediğim gibi, başta okuma olmak üzere 2012'nin daha gerisinde bir yerde.

Var olan veriler, eğitim sisteminin çok iyi gittiğini gösteren veriler değil."

'SEVİNECEK BİR TABLO YOK'

Eğitimci ve soL yazarı Rıfat Okçabol da açıklanan verilerle 2009'un rakamlarına henüz yaklaştığımızı, raporda sevinilecek bir tablo olmadığını söyledi.

Okçabol'un konuyla ilgili görüşleri şöyle:

"Öğrenci sayısı artışı var rapora göre. Çünkü 2012'de zorunlu eğitime geçildi, eğitim 8'den 12 yıla çıktı ve öğrenci artışı oldu. Ancak bu son 2018 raporuna göre, 2015 verilerine kıyasla artış sağlayan ülkelerin ikincisiyiz. Bu göstermelik bir artış. O artışla ancak biz 3 yıl değil, 6 yıl öncesiyle eş değer olabildik. 2009'un rakamlarına yaklaşabildik. Öte yandan OECD ortalamasının gerisindeyiz. Diğer ülkelerin düzeyine çıkmış durumda değiliz malesef.

'ÖRNEKLEMİ DE BİLMİYORUZ'

Ayrıca diğer ülkelerde de yükselme var. Dolayısıyla 2012'nin gerisinde olduğumuzu söylememiz mümkün. Daha da önemlisi, geçmişte hangi okulların örnekleme girdiğini biliyorduk. Şimdi o bilgilere sahip değiliz ve bu durum değerlendirme yapmayı zorlaştırıyor. Bakarsınız, daha iyi okullar örnekleme girmiştir ve o nedenle yükselmiştir. Eski değerlere ulaşmanın bana göre bir nedeni de, bu 2012'de başlayan 4+4+4 sisteminin 2015'te getirdiği aşırı dincileşme vardı. Bu hâlâ var ama hepimiz biliyoruz ki, öğrenciler de artık İmam Hatip'e gitmek istemiyor. Eskisi kadar din derslerine seçmeli ders olarak da gitmiyorlar, ilk yıllardaki kadar. Bunlar da küçük artışları açıklayabilir."

'2009 AYARINA HENÜZ GELEBİLDİK'

"Aslında sevinilecek bir şey yok bu raporda, 2009 ayarına henüz gelebildik. Her konuda OECD'nin çok altındayız. Aynı OECD bu puanlardaki dalgalanmanın da bir anlam ifade etmediğini, yarın bir gün düşme olabileceğini de gösteriyor.

OECD ekonomik durumu daha iyi olanlar daha başarılı diyor. Türk öğrencilerin dezavantajlı olanlarından yüzde 1'i iyi başarı göstermiş. Ama bunlar biraz rastlantıyı çağrıştırıyor. Ek veriyi yok aslında. Hangi okullar bu veriye girdi, okullardan yüzde kaçı katıldı, bunlar önemli. Üstelik bizim öğrencilerimizin çoğunluğu 10.sınıfta. Diğer ülkelerde daha düşük sınıflardan öğrenciler var. Bizim daha uzun süre okumuş öğrencimiz test almış. Ama buna rağmen de başarımız OECD'nin altında. 15 yaş grubunu alıyorlar ama farklı sınıflarda oluyor bu yaş grubu. Okul türleri de belli değil. Belli olan ekonomik düzeyi yüksek olanların başarısı yüksek, o net."