Melis Gönenç 'Pekinel sansürü'nü soL'a değerlendirdi: Karabatak yoldaşlığının canlı kanıtı

İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi, Melis Gönenç'in soL için kaleme aldığı 'Saray’a can suyu Pekineller' başlıklı yazısı için erişim engelleme kararı aldı. Güher Pekinel'in başvurusu üzerine alınan karara ilişkin soL'un sorularını yanıtlayan Gönenç, 'Sanatsal bir marka olmaktan çok, ticari bir marka gibi davranıyorlar. Liberal kültür ve normların o soğuk yüzünü görüyorsunuz. Bu tarz tepkiler büyük şirketlerin ticari refleksleridir: Ticari sırların ifşası, ticari itibarın zedelenmesi vb' diyor.
Mehmet Kuzulugil
Pazar, 27 Ekim 2019 11:30

Güher Pekinel ve Süher Pekinel kardeşleri ve Saray'la olan ilişkilerini tüm yönleriyle kaleme alan Melis Gönenç'in "Saray’a can suyu Pekineller" başlıklı yazısı, Güher Pekinel'in başvurusu üzerine mahkeme kararıyla erişime engellendi.

Gönenç, mahkemenin verdiği hukuksuz sansür kararına, yazının nedenlerine ve aldığı tepkilere ilişkin soL'un sorularını yanıtladı.

'KARABATAK YOLDAŞLIĞININ CANLI BİR KANITI'

Merhaba. “Saray’a can suyu Pekineller” yazınız için İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi “erişim engelleme kararı” aldı. Karar bize ulaştığında bir şaşkınlık yaşadığımızı söylemeliyim. Böyle bir karar çıktığı için değil. Erişim Engelleme Kararı’nın AKP’li Cumhurbaşkanı’nın “Saray” kelimesi yüzünden yaptığı başvuruyla alınmasını beklerdik. Karar Güher Pekinel’in başvurusu ile alınmış.

Sorun nedir? Bir müzisyen, daha doğrusu iki müzisyen, sanatçı kişiliklerini ve politik tavırlarını eleştiren bir yazının okunmasını engelleme kararını neden aldırır? Çok sık yaşanan bir şey değil sanırım bu?

Haklısınız. Çoksesli müzik dünyasında nadir sayılabilecek bir durumdur. 

AKP’nin son seçimlerde aldığı ağır yenilgi, aynı ağırlıktaki ekonomik kriz ve çok başarısız Suriye politikası toplumsal muhalefeti güçlendirdiği için, Saray’ın eskisi gibi, her hapşıranı mahkemeye verdiği dönem kısmen geride kalmış görünüyor.

Pekinel kardeşlere gelince; aldırdıkları “erişim engelleme kararı” çoksesli müzik dünyamız açısından oldukça talihsiz bir girişim. İki nedenle:

İlki, çokseslilik, Türkiye’nin tarihsel koşulları gereği, ilerici/çağdaş kültürün yapı taşlarından sayılır. Dolayısıyla da, demokratik, eleştirel olgunluğa en açık alan olarak bilinir. Nitekim, bu alanda, bu türden yargı kararlarına sığınarak korunma çabası oldukça yapay ve istisnaidir. 

Pekinel’lerin sansürcü, eleştiriye tahammülsüz, hoşgörüden uzak tavırlarının bu değerlerle epey çelişik olduğu görülüyor. Ama, Saray zihniyeti ile çelişik olduğunu söylemek zor. Böylelikle, yazıda örneklemeye çalıştığım karabatak yoldaşlığının canlı bir kanıtı daha ortaya çıkmış oluyor.

İkincisi, Pekinel’ler sanatsal bir marka olmaktan çok, ticari bir marka gibi davranıyorlar. Liberal kültür ve normların o soğuk yüzünü görüyorsunuz. Bu tarz tepkiler büyük şirketlerin ticari refleksleridir: Ticari sırların ifşası, ticari itibarın zedelenmesi vb. Zaten, yazıda sermaye dünyası ile organik olan yaşam ve sanat anlayışlarının ayrıntıları yer alıyor.

Bir başka talihsizlik ise, hukuksal; bu kararın nasıl alınabildiğini anlamak kolay değil. Çünkü yazıda kullanılan bütün maddi bilgiler, Pekinel’lerin basılı, elektronik ya da görsel medyada yer alan demeç, söyleşi ve yazılarından ya da mahkeme belgelerinden derlendi. Hiçbiri üzerinde hukuki bir kısıtlama bulunmuyor. Geriye işin siyasal yorumu kalıyor; herkesin Saray kültürü ve politikalarını benimsemek zorunluluğu yok ki!

KARARI ALAN HAKİM TANIDIK BİRİ...

Öte yandan, ilginç bir tesadüf sayılmalı; kararı alan hakim tanıdık biri: Sinop Boyabat Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunu olan Hasan Basri Savaş.  Anımsarsanız, İstanbul Dolmabahçe’de 13 Nisan’da yapılan ve Erdoğan’ın da katıldığı Kalyoncu-Demirören ailelerinin düğününde polislere yolun neden kapatıldığını soran avukat Sertuğ Sürenoğlu, Cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından araca alınarak Çırağan Sarayı’na götürülmüş ve burada 1.5 saat darp edilmişti. Zorla tutanak imzalatılan, bir gün gözaltında kaldıktan sonra İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Cumhurbaşkanına hakaret suçundan konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol altına alınmıştı. 12. Sulh Ceza Hakimi Hasan Basri Savaş, yapılan itiraz karşısında da kararında direnmişti.

Biraz daha geriye gidersek; 2017’nin ilk saatlerinde, Reina katliamından hemen sonra, Halkevi üyelerinden bir grubun IŞİD’e karşı mücadele ve laikliği savunma içerikli konferansları, dönemin 14. Sulh Ceza Hakimi Hasan Basri Savaş tarafından jet hızıyla bir yıldan üç yıla kadar hapis istemiyle tutuklanmalarına yol açmıştı.

'NEOLİBERAL DALGANIN ÇOK MEŞRU FİGÜRLERİ'

Gerçekten ilginç! Bu tabloyu tamamlayıcı diğer bir ilginçlik de, engellenen yazınızda ikiliye ilişkin yer alan görüş ve bilgilerin daha önce basılı ya da elektronik medyada yayımlanmış olan şeylere dayanıyor olması. Ve bunlar hakkında çıkartılmış toplatma ya da erişim engelleme kararı da yok sanıyorum.

Evet. Pekinel kardeşler formasyonları gereği medyatik olmayı çok seviyorlar. “Marketing”, yaşamlarının doğal bir parçası olduğundan, her kayıt cihazı ya da kamera karşısında kendilerini frenlemekte zorluk çekecek ölçüde, yüksek konuşma debisine sahipler. Starlık yaşamının doğal göstergelerinden biri olarak kabul edilebilir. Tabii, özel hayatlarının medyatik alanlarda talep görmesi de. Ancak, Türkiye’de esas olarak, 2000’li yıllardan itibaren yerleşik bulunmaları ve yükselen neoliberal dalganın çok meşru figürleri olmaları, yakın zamana kadar, bu özelliklerinin siyasal ve etik maliyetinin oldukça düşük olmasına yol açmış durumda. Fakat, aynı özellikleri, neoliberal dönemin ve doğal uzantısı AKP iktidarının yaşamsal boyutta kan kaybettiği dönemde, söz konusu maliyeti oldukça tuzlu hale getirmeye de aday görünüyor. “Saygınlığımıza gölge düşürülüyor” gerekçesiyle aldırdıkları kararın arkasında yatan gerçeğin bu olduğu kolayca anlaşılabilir. 

'YALNIZCA BİR EZBER...'

Aslında Pekinel’ler hakkında belki soL okurlarının da çoğunlukla benimsedikleri imgeyi oldukça hırpalayan bir yazıydı. Dediğiniz gibi, yazılmamış, gizli kalmış bir şeyleri faş etmek gibi bir -magazinel mi diyelim- çabası da yoktu çalışmanızın ama belki daha topluca, bütünlüklü olarak bakınca ya da bir tarihsel süreç içinde görünce pek çok kişiye “sahiden yahu, bir dakika” dedirten bir tarafı var. Pekinel’lerin kamuoyunda, hatta ilerici kamuoyunda sahip oldukları imaj hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de çoksesli müzik dünyası hep bir fanus içinde görülmüş, doğası gereği siyasetüstü ama, var olma biçimi açısından, yukarıda belirttiğim gibi, ilerici/çağdaş imaja sahip olmuştur. Bunun, bir yanılsama olmakla beraber anlaşılabilir nedenleri de yok değildir. İslamcı iktidara kadar, merkez sağ-merkez sol arasında el değiştiren yönetimlerin çoksesli müziğe bakışlarında önemli farklılıklar yoktur. Bu da, siyasetüstü imgesini güçlendirir niteliktedir. İlerici/çağdaş imajı ise, Osmanlı’nın gerici ve yoz kültürüne karşı Cumhuriyet’in güçlü bir alternatif arayışı ile temellenir. 

Oysa, islamcı iktidar ile beraber işler değişmiştir. Bu süreci, olayları ve kahramanları ile birlikte, Devlet Opera ve Balesi bağlamında bir yazı dizisi ile ele almıştım. (AKP kıskacında bir kurum: DOB, soL Haber, 25-28 Eylül 2019)

AKP iktidarı, çoksesli müzik dünyasının kurum ve kişilerinin siyasal, sanatsal ve kişisel kimliklerinin belirgin hale gelip, deyim yerindeyse, o fanusun parçalanması açısından oldukça işlevsel, kara mizahi de olsa, epey yararlı oldu diyebiliriz. Bir turnusol kâğıdı görevi görmüş ve bu dünyayı çok daha iyi tanımamızı sağlamıştır.

AKP iktidarına kadar Pekinel’ler, tıpkı diğer bazı isimler gibi, ilerici/çağdaş, demokratik değerlere duyarlı “olumlu” tip imajına sahiptiler. Oysa, bu yalnızca bir ezberdir. Yakından baktığınızda durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığını görüyorsunuz. Laik-cumhuriyetçi değerleri hızla aşındıran bir islami iktidara -ki, çocuk gelin ve kadına şiddet patlaması, kız çocuklarının eğitimden çekilip kapatılmaları, ders programlarından Evrim Teorisi’nin çıkartılıp, “cihat” kavramının konması, müftülere nikâh kıyma yetkisinin verilmesi, öğrencilerin toplu olarak cuma namazlarına götürülmesi, ülkenin müzik politikasını yönlendirecek ismin Orhan Gencebay olarak belirlenmesi ve daha neler neler yaşanırken- koşulsuz destek vermelerinin tesadüfi olmadığını göstermeye çalıştım. Bu destek öncelikle aynı dünya görüşünü, liberalizmi benimsemek, ikinci olarak da, Türkiye’de liberalizmin son durağının islamcılık oluşu ile ilgilidir.

AKP’li yılların, bizde çoksesli müziğe, kurumları ve insanları içerecek biçimde ilk kez siyasal açıdan bakma zorunluluğunu doğurduğunu söylememiz yanlış olmaz. Unutmamak gerekir ki, siyasal olan ile sanatsal/estetik olan arasında çok yakın bir ilişki vardır. Böyle olunca da, kurumların ve insanların kökenlerini, yetişme ortamlarını, siyasal yaklaşımlarını, sanatsal/estetik beğeni ve tercihlerini bir bütün olarak ele almak durumundasınız. Eğer, magazinden kaçınmak istiyorsanız. Yapmaya çalıştığım budur. Türkiye’de çoksesli müziğin siyasal tarihi üzerinde çalışan biriyim. Yazının çerçevesi bu şekildedir ve kullanılan bilgiler de bu amaca dönük işlevi olanlardır. Eğer Pekinel kardeşlerin biyografileri söz konusu olsaydı, inanın, yakınlarının bile şaşıracakları gerçekleri gün ışığına çıkarmak gerekecekti.

'BİLMEDEN İŞBİRLİĞİ YAPANA APTAL, BİLEREK YAPANA HAİN DENİR'

Yazıda bir karabatak benzetmesi vardı. Konusunu açıklama değeri bir yana çok zihin açıcı olduğunu düşünüyorum. Yani, zaman zaman ortaya çıkıp, “yapacağını yapan” belki kazanacağını kazanan, sonra amiyane tabirle “arazi olan” bir süre kendini ya da sabık politik tavrını unutturup, sonra tekrar kendini gösteren bir “aydın” tiplemesi. “Saraya teslim oldu, yandaş oldu” filan da diyemiyorsunuz bunlar için ama büyük günahlar işlediklerini ancak dönüp baktığınızda görebiliyorsunuz. Sizce çok var mı böylelerinden?

Doğru söylüyorsunuz. Karabatak oyununu yalnız Pekinel’ler oynamıyor, başkaları da var. Pekinel’lerin farkı, bu oyunu inişli çıkışlı olmadan, sonuna kadar, çok istikrarlı bir destek hattında oynamaları. Bunun temel nedenlerinin başında derin “liberal” formasyonları geliyor. 

Ancak, konuyu biraz daha geniş bir perspektife oturtmakta yarar var: Çeyrek yüzyılı biraz aşmış olan neoliberal dalga, sanat dünyasında büyük bir etik yozlaşmaya ve yıkıma yol açtı. En sıradanından en doruktakine kadar, etrafımızda yalnızca şişkin egolar dolaşıyor. Çoksesli müzik dünyasının kendiliğinden ilerici/çağdaş imajı şişkin egoların çoğu kez “muhalif”, hatta “solcu” kimliğe bürünmelerini kolaylaştırıyor. Bu da, iktidar ile, sanılanın aksine, pazarlık güçlerini arttırıyor. Anlamlı gelirler ve konumlar elde ediyorlar. Artık, hepimizin midesi bulanmaya başladı. Neler yaşandığını bir bilseniz!

Üstelik, bu oyunu yalnızca sahnedeki müzik insanları oynamıyor. Örneğin, müzik eleştirmen ve yazarları da oynuyorlar. Özellikle, muhalif basının bu alandaki isimlerine dikkat çekmek isterim. 

Şunu herkesin iyi bilmesi gerekir: Siyasal kurum ve figürler ile yan yana duran herkes, o siyasal tarihin bir parçasıdır ve o siyasal tarihe mesafeli yaklaşan insanların eleştirilerine açıktır. Eleştiriden hoşlanmayanlar, starlık tutkusu peşinde koşup, ille görünür olmak çabasını bırakmak, ya da eleştiriye hoşgörülü olmak zorundadırlar. Tarihin öyle anları vardır ki, esneklik alanınız epey daralır. Böyle bir dönemden geçiyoruz.

B. Brecht’in bir sözünü hafifçe uyarlayarak aktarayım:

“Bilmeden işbirliği yapana aptal, bilerek yapana hain denir.”

'HERKESTE BU DÖNEM KAPANMALI DUYGUSU ÇOK BELİRGİN'

Belki en başta sormalıydım ama... “Saray’a can suyu Pekineller” yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıl oldu? Şunu merak ediyorum doğrusu: Mesela “yahu siz de hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz. Çölde vaha... Pekineller’i de yerden yere vurmuşsunuz, pes” gibi şeyler duydunuz mu hiç?

Doğrusunu isterseniz, ben de, tahmin ettiğiniz tepkilerin düzeyini merak etmiyor değildim. Ancak, tam tersine bir durum söz konusu oldu. Öyle isimler telefon ya da mesaj yoluyla ulaşıp teşekkür ve desteklerini bildirdiler ki, artık herkeste birikmiş olan “bu dönem kapanmalı” duygusunun çok belirgin olduğunu gördüm. Aynı zamanda müthiş bir bilgi akışı da söz konusu. Evet, özellikle çoksesli müzik kurumlarında halen görev yapanların, isimlerinin öne çıkmasına yönelik büyük tedirginlik ve korkuları var; ancak, karanlığın yırtılmaya başladığı izlenimini de çok rahat biçimde ediniyorsunuz.

[email protected]