Abluka günlükleri 240 | 29 Ekim 2026 Perşembe
Haber Merkezi
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
'130 ülkenin desteği, Küba halkının zaferi'
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik, ticari ve finansal ablukanın sona erdirilmesini talep eden karar tasarısını 130 lehte, 17 aleyhte ve 25 çekimser oyla kabul etti.
Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, sonucu ABD’nin baskı ve tehditlerine boyun eğmeyen Küba halkının zaferi olarak değerlendirdi. Díaz-Canel, 130 ülkenin desteğinin Küba’nın haklı mücadelesinin uluslararası alandaki karşılığını gösterdiğini vurguladı.
Halk İktidarı Ulusal Meclisi Başkanı Esteban Lazo ve Başbakan Manuel Marrero da oylama sonucunu uluslararası toplumun abluka karşısındaki güçlü tutumunun göstergesi olarak değerlendirdi. Küba heyeti, ablukanın son bir yılda benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığına, ülke ekonomisinin temel sektörlerini ve halkın gündelik yaşamını ağır biçimde etkilemeye devam ettiğine dikkat çekti.
1992'den bu yana her yıl BM Genel Kurulu gündemine getirilen kararın bu yıl da geniş destekle kabul edilmesi, ABD'nin Küba'ya yönelik abluka politikasına karşı uluslararası itirazın sürdüğünü bir kez daha ortaya koydu.
BM'de ABD'ye yanıt: Tehdit Küba değil, abluka!
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla, BM Genel Kurulu'nda ablukanın kaldırılmasına ilişkin oylama öncesinde yaptığı konuşmada, ABD'yi ekonomik savaş, tehdit ve şantaj yoluyla diğer ülkelerin egemen kararlarını etkilemeye çalışmakla suçladı.
Rodríguez, özellikle yakıt tedarikini hedef alan kısıtlamaların deniz ablukasına eşdeğer bir baskı yarattığını belirtti. Halkın temel ihtiyaçlarının siyasi baskı aracına dönüştürüldüğünü vurgulayan Bakan, bu uygulamaların uluslararası hukuku ihlal ettiğini söyledi.
Ablukanın sonuçlarının Kübalıların gündelik yaşamında doğrudan hissedildiğini belirten Rodríguez; elektrik ve içme suyu kesintilerine, ilaç kıtlığına, gıda fiyatlarındaki artışa ve sağlık hizmetlerindeki aksamalara dikkat çekti. ABD'nin Küba'yı ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak gösterme iddiasını da reddeden Rodríguez, Küba'nın geçmişte uyuşturucu kaçakçılığı, terörizm ve uluslararası suçlarla mücadele kapsamında Washington'a hassas bilgiler sağladığını hatırlattı.
Bakan, azami baskı politikasının uygulanmaya başlamasından bu yana bebek ölüm oranının iki katına çıktığını belirterek, ablukanın ağır insani sonuçlarını vurguladı. Rodríguez ayrıca, ABD heyetinin BM'deki tutumunu ve Küba heyetine yönelik taciz girişimlerini kınadı. Genel Kurul'un, ülkelerin oylarını etkilemeye yönelik baskılara karşı tavır alması gerektiğini söyledi.
Küba'nın talebinin kendi sorunlarını barışçıl biçimde çözmek ve egemenliğini korumak olduğunu belirten Rodríguez, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Küba bir tehdit değil! Tehdit abluka!”
Şili Komünist Partisi’nden Şili hükümetinin BM tutumuna tepki
Şili Komünist Partisi liderlerinden Juan Andrés Lagos, BM Genel Kurulu'nda ablukanın kaldırılmasını talep eden oylamada Şili hükümetinin çekimser kalmasını eleştirdi. Söz konusu tutumun ülkenin geçmişte sağcı hükümetler döneminde dahi sürdürülen abluka karşıtı diplomatik geleneğinden uzaklaşmak anlamına geldiğini vurguladı.
Bugün ağırlaşan ablukanın özellikle petrol tedarikini ve elektrik üretimini hedef aldığını belirten Lagos, enerji krizinin ameliyatların ertelenmesine ve sağlık hizmetlerinin aksamasına yol açtığını ifade etti. Küba'ya ulaşması engellenen yüzlerce gemiye de dikkat çeken Lagos, ablukanın yalnızca Küba'yı değil, bu ülkeyle ticaret yapmak isteyen diğer devletleri de cezalandırdığını söyledi.
Küba diplomasisi üzerine
Küba diplomasisi, ABD ablukasına karşı yürüttüğü mücadeleyi yalnızca devletler arası bir diplomatik anlaşmazlık olarak değil, egemenlik hakkının, halkların kendi kaderini tayin iradesinin ve uluslararası dayanışmanın savunusu olarak ele alıyor. Bu açıdan abluka, yalnızca ekonomik faaliyetleri kısıtlayan bir politika değil, Küba'nın bağımsız siyasi ve toplumsal tercihlerini değiştirmeyi hedefleyen bir emperyalist baskı aracı olarak ele alınıyor.
Küba'nın sağlık, eğitim, bilim ve mesleki bilgi birikimini uluslararası dayanışmanın parçası haline getirmesi ise bu baskıya karşı geliştirilen farklı bir ilişki biçimini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımda dayanışma, kapitalist sistemin eşitsizlikleri içinde sınırlı bir yardım faaliyeti değil, toplumsal kazanımların paylaşılmasına dayanan enternasyonalist bir sorumluluk.
Bakanlık ülkenin diplomatik mücadelesini geleneksel devlet çıkarlarının temsilinin ötesine taşırken özellikle Afrika ve Latin Amerika'da sağlık ve eğitim alanlarında yürütülen işbirliği faaliyetlerini, tek yönlü bir yardım ilişkisi olarak değil, bilgi ve toplumsal kaynakların halkların ortak yararı doğrultusunda paylaşılması olarak değerlendiriyor.
Bu çerçevede Küba diplomasisi, egemenlik, enternasyonalizm ve maddi dayanışmayı bir araya getiren bir mücadele alanı. BM'de abluka karşıtı kararın kabulü de yalnızca diplomatik bir sonuç değil, emperyalist baskının meşruiyetine ve uluslararası ilişkilerde güçlü devletlerin dayatmalarına karşı yükselen itirazın bir ifadesi olarak değerlendiriliyor.