Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yine halkı kandırıyorlar: Doğalgaz faturalarımızda ne değişiyor?

Doğalgaz faturalarında da tıpkı elektrik faturalarında olduğu gibi tüketim limiti getirilmesi gündemde. Limiti aşan tüketiciler sübvansiyonlardan faydalanamayacak. soL, fatura gerçeklerine mercek tutuyor. 

Rüzgar Baturoğlu

Yayın Tarihi: 23.10.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 23.10.2025 , 11:07

Elektrik ve doğalgaz sübvansiyonları, Türkiye’de uzun süredir “vatandaşı koruyan sosyal politikalar” olarak sunuluyor. 

Doğalgazda, elektrikte, devletin faturaya el atması kamuoyuna bir “koruma kalkanı” olarak anlatılıyor. Hatta faturalarımızla ilgili gelen mesajlarda “esas faturanız şu kadar, bunun şu kadarı devlet desteği ile karşılanıyor” diye propaganda ediliyor. Oysa biraz derinlemesine bakıldığında bu sistemin kimin yararına işlediği görülüyor.

Elektrik faturalarından sonra doğalgaz faturalarında da tüketim limiti dönemi başlıyor. Buna göre çok tüketenler çok ödeyecek. Ancak tüketimi fazla olan dar gelirliler için ise gelir tespiti modeli öngörülüyor. Yüzeyde adil gibi görünen bu yaklaşım, aslında bugüne kadar sübvansiyonların neye hizmet ettiğini de yeniden tartışmaya açıyor.

Sübvansiyonlar kimin için?

Bir gerçeği açıkça konuşmak gerekiyor: Enerji sübvansiyonları doğrudan tüketiciyi değil, elektrik ve doğalgaz dağıtım şirketlerinin gelirini garanti altına alıyor. Çünkü devlet, vatandaşın ödeyemediği faturayı üstlenerek, şirketin tahsilat riskini ortadan kaldırıyor. Sonuçta şirket parasını tam alıyor; farkı Hazine ödüyor.

Yani sübvansiyon, şirketlerin kâr sürekliliğini kamu bütçesiyle sigortalayan bir mekanizmaya dönüşüyor. Bu durumda “vatandaş korunuyor” söylemi, gerçekte “piyasanın istikrarı korunuyor” anlamına geliyor. Üstelik bu para da yine vatandaşın cebinden, vergiler yoluyla çıkıyor.

Kısacası, yurttaş hem elektrik ve doğalgaz faturasını ödüyor, hem de kendi vergileriyle bu sistemin devamını finanse ediyor. Kamusal kaynaklar, piyasanın kâr düzenini sürdürmek için seferber ediliyor.

Adil bir limit getirmek mümkün mü?

Adil bir tüketim limiti belirlemek, Türkiye’nin mevcut enerji yapısı içinde neredeyse imkânsız. Örneğin soğuk bölgelerde yaşayan insanlara “fazla tükettin” demek adaletsizliğin en çıplak hâli; çünkü bu insanlar daha çok ısınmak zorunda. Üstelik merkezi sistemlerle ısınan apartman ve sitelerde bireysel tüketimi sınırlandırmak teknik olarak mümkün değil, dolayısıyla buralardaki haneler kaçınılmaz biçimde limit üstünde kalacak.

Tüm bu karmaşık takip süreçlerini ise özelleştirilmiş dağıtım şirketlerine bırakmak da başka bir sorunu doğuracak: Kamu denetiminin zayıf olduğu bir ortamda, şirketlerin veriyi manipüle etmesi ya da BOTAŞ gibi kamu kurumlarını dolandırması işten bile değil.

Planlama yeteneğini kaybetmiş, tamamen piyasalaştırılmış bir enerji sektöründe adil tüketim limiti belirlemek bir hayal. Sonuç, teknik bir düzenleme değil, yeni bir sosyal eşitsizlik biçimi olacaktır — faturanın adı “sübvansiyon”, bedeli ise yine yurttaşın yaşam kalitesi...

Enerji hakkı mı, piyasa istikrarı mı?

Kamucu bir enerji politikasında sübvansiyon, şirketleri değil yurttaşları korur. Enerji, bir meta değil, temel bir hak halini alır. Isınma, aydınlanma, yemek pişirme gibi temel ihtiyaçlar, insan onuruna yaraşır yaşamın parçası gibi görülür. Devletin görevi, bu hakka erişimi güvenceye almak olmalı, özel sektörün gelirini desteklemek değil.

Bugünkü sistemde ise kamu, “piyasanın sürdürülebilirliğini” sağlamak için yük üstleniyor. Bu durum, özelleştirme sonrası oluşan piyasalaşmış enerji sektörünün bir sonucu. Devlet, üretimden çekilmiş ama risk ve maliyetin garantörü olarak kalmış durumda. 

Adil bir gelir tespiti mümkün mü?

Türkiye’de gelir tespiti, kağıt üzerinde “adalet”in ölçüsü olarak sunulsa da, gerçekte mevcut ekonomik yapının dengesizliklerini görünmez kılmanın aracına dönüşmüş durumda. Çünkü zenginliğin tavana vergilerin tabana yayıldığı düzende adil bir gelir analizi yapmak mümkün değil.

Bu sistemde kayıt dışı kazançlar korunurken, emek gelirleri her adımda denetlenir; vergilendirme yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru işler. Dolayısıyla devletin “gelirine göre destek” sözü, pratikte düşük gelirli haneleri daha da dezavantajlı konuma iter. Adil bir gelir tespiti modeli, ancak adil bir vergi düzeniyle mümkündür; bugünkü yapı ise tam tersine, adaletsizliği yönetmenin teknik adı haline gelmiş durumda.

Koskoca şirketler, işçilerden memurlardan daha az vergi öderken bu düzende “düşük gelirli” elbette patronlar olacak, fatura yükü yine kuşkusuz emekçi halka yüklenecektir. 

Faturalar gerçekten nasıl düşer?

Eğer gerçekten toplumun çıkarını önceleyen bir enerji politikası istiyorsak, sübvansiyon sistemini kökten sorgulamak gerekiyor.

Elektrik ve doğalgaz sektöründe kamu işletmeciliğini yeniden tesis etmek ve enerjinin üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticaretindeki kârı sıfırlamak faturalarımızı düşürmenin en kolay yolu. 

Enerjide temel ihtiyaç miktarını ücretsiz veya düşük tarifeyle garanti etmek, gelir düzeyine göre doğrudan destek mekanizması kurmak ve en önemlisi, enerji verimliliğini bireysel davranışa değil, kamusal yatırımlara dayandırmak enerjinin daha verimli ve daha uygun fiyatlara sunulmasını sağlayabilir.

Bugün elektrik ve doğalgaz faturalarında “destek sistemi değişiyor” deniliyor. Belki teknik olarak doğru, ama asıl değişmesi gereken şey sistemin mantığı. Enerji politikasını piyasa dengeleri üzerinden değil, toplumsal gereksinimler ve kamusal adalet üzerinden kurmak zorundayız. Sübvansiyon, bir hakka erişimi desteklemek için varsa meşrudur; özel kârı finanse etmek için varsa meşruiyetini yitirir. Enerjiyi ticari bir mal değil, kamusal bir hak olarak görmediğimiz sürece, hangi sübvansiyonu kaldırırsak kaldıralım, yük yine yurttaşın sırtında kalmaya devam edecek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.