Sayfa yolu
Yeni bir eğitim yılına başlarken: Eğitimde büyük çöküşün öyküsü
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Gülperi Putgül Köybaşı
Yayın Tarihi: 11.09.2023 , 08:42 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Yeni eğitim öğretim yılına Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitimi karşıya alan açıklamaları, devlet okullarının velilerden talep ettiği binlerce lira ve ÇEDES Projesi kapsamında okullara imam atanması gündemleriyle başlıyoruz. İktidara geldiği dönemden bu yana piyasacı ve gerici dönüşümlere imzasını atmış olan AKP, kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda en büyük hamlelerini eğitim alanında gerçekleştirdi. 21 yıl boyunca, çocukların ve gençlerin eğitim yaşamını alt üst eden, velileri belirsizliklerle dolu süreçlere terk eden sistem değişiklikleri yaşandı. 2023 yılına geldiğimizde özelleştirmelerin arttığı, devlet okullarında bile kayıtların soyguna dönüştüğü, altyapısı yetersiz, niteliksiz, tarikat ve cemaatlerin kuşatması altında dinselleştirilmiş bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız.
AKP’nin eğitimde piyasacılık ve dinselleştirme adımları
AKP hükümetinin iktidara geldiği 2002 yılındaki ilk planlarından biri eğitimde özelleştirmelerin önünü açmaktı ve bu konuda hiç gecikmeden harekete geçildi. 2005 yılına gelindiğinde dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik şu sözleri sarf etmekteydi: “Özel okullara üvey evlat muamelesi yapan zihniyet bizden çok uzak olan bir zihniyettir…Şu anda Başbakanlık'ta bulunan ve son rötuşları yapılan, TBMM'ye yakın zamanda gönderilecek olan 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu çıktığı zaman özel okullarımız bir kat daha teşvik edilmiş olacak, özel okullarımız çok daha rahat nefes alacaklar”. 2006 yılında Türkiye Özel Okullar Birliği’nin düzenlediği sempozyumda çok daha açık sözlü davrandı ve “Hiçbir dönemde hiçbir hükümet, bizim olduğumuz kadar özel okullara sempatiyle bakmamış, desteklememiş ve gerekli önemi atfetmemiştir” dedi.
Uzun yıllar boyunca MEB’de müsteşarlık yaparak AKP’nin eğitim modelinin mimarlarından olan bugünün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise 2018 yılında katıldığı bir özel okul açılışında; özel okullara giden öğrenci oranındaki ciddi artışı etkileyen en önemli faktörün, özel okullarda okuyan öğrencilere verilen eğitim ve öğretim desteği olduğunu söyledi. Yusuf Tekin, özel okulların ‘’devletin üzerindeki kamu hizmeti verme yükünü önemli ölçüde hafiflettiğini’’ de sözlerine ekleyerek, eğitime bakışını özetlemiş oldu.
4+4+4 Eğitim sistemi ne anlama geliyordu?
Eğitim sistemimizde gerçekleşmiş olan gerici ve piyasacı müdahalelerin en temel adımı, 2012-2013 eğitim öğretim yılında hayata geçen 4+4+4 düzenlemesiyle atıldı.
Özel okullarda artış
Eğitimde 4+4+4 düzenlemesinin en büyük hedeflerinden biri özel okul ve imam hatip okullarının sayısının arttırılmasıydı. Bakanından müsteşarına her kademedeki yöneticinin açıklıkla ifade etmiş olduğu, eğitimde özel sektörü desteklemeye dönük çalışmalar sonunda meyvesini verdi; özel okulların devlet okullarına oranı günümüz itibariyle yüzde 20’yi aşmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre 2002-2003 eğitim döneminde 41.999 okulun 1.246’sını özel okullar oluşturmaktayken; 2021-2022 eğitim döneminde resmi okul sayısı 56 bin 200, özel okul sayısı 14 bin 179’a ulaştı. 2002 yılından bu yana özel öğretim kurumlarındaki öğrencilerin toplam örgün eğitim içindeki oranı yüzde 2.7’den yüzde 9’a yükseldi. Özel okula dönük talebin artışında, 2014-2015 eğitim yılında devlet tarafından özel okul öğrencilerine, dolayısıyla özel okul patronlarına verilmeye başlanan teşvikin de önemi büyük. Öte yandan bugün özel okul ücretlerini karşılamakta zorlanacak gelir düzeyine sahip aileler bile devlet okullarına güvenmedikleri için ve çocuklarının nitelikli, bilimsel, laik eğitim alabilmesi umuduyla özel okulların kapısını çalıyor. Böylelikle AKP, toplumun önemli bir kesimini kredilerle borçlanma pahasına özel okullara mecbur bırakarak patronlara verdiği sözü tutmuş oluyor.
İmam hatipleşme
4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte ortaya çıkan ilkokul ortaokul ayrışmasının ardından, AKP’nin ideolojik hedeflerinin en önemli çıktısı olarak imam hatip ortaokulları ve imam hatip liselerinin sayısında belirgin artış yaşandı. Yenileri açıldı, var olan devlet okulları imam hatiplere dönüştürüldü. 2002-2003 eğitim yılında hiç imam hatip ortaokulu yokken, 4+4+4 sisteminin oturmasıyla birlikte 2014 yılında 1597 imam hatip ortaokulu açıldı. 2002’de 450 olan imam hatip liselerinin sayısı ise 1017’ye yükseldi. 2022 yılı itibariyle tüm imam hatip okulları sayısı 4413’e ulaştı. İmam hatip okullarının tüm okullar içindeki oranı ise yüzde 13,49’a yükseldi.
Açılan bunca yeni binaya, devlet liselerini imam hatip okullarına dönüştürme girişimlerine, aktarılan ciddi kaynağa rağmen imam hatiplerle beklenilen başarı elde edilemedi. Öğrenci sayısı giderek azalsa da hükümet hâlâ imam hatip okullarını desteklemeye devam ediyor. Özel okullara gidemeyen ve nitelikli devlet okullarını kazanamayan ortaokul mezunu gençler ya mahallesindeki yoksunluklar içindeki okullara, meslek okullarına ya da imam hatiplere mecbur bırakılıyor.
Eğitimden uzaklaşan çocuklar
Sekiz yıllık kesintisiz eğitime vurulan darbeye bir de derinleşen yoksulluk eklenince, olan yoksul emekçilerin çocuklarına oldu. 1998’de eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe yüzde 30,03 iken bu oran 2023 yılında 9,18’a geriledi. Okulların temel ihtiyaçlarının bile velilere yüklendiği, yeni öğretim yılında kimi okullardan talep edilen ücretlerin 60-70 bin TL’yi bulduğu bu sistemde, milyonlarca çocuğun nitelikli eğitim alma hakkı elinden alınmış oldu. Milli Eğitim istatistikleri örgün eğitim verilerine göre 5-17 yaş grubunda 1 milyon 201 bin çocuğun okul kaydı yok. Sayılarının çok daha fazlası olduğunu bildiğimiz bu çocuklar; ya çalışmak zorundalar ya evlendirildiler ya da beyinleri yıkanmak ve istismar edilmek üzere tarikat yuvalarına hapsedildiler. TÜİK verileri bile gerçekleri gizleyemiyor; 2022 istatistiklerine göre 15-19 yaş aralığında 856 bin öğrenci örgün eğitim dışına çıkmış durumda ve bu çocukların 556 binini kız çocukları oluşturmakta. AKP’nin pandemi döneminde önce eğitimi gözden çıkarmasının sonuçları da yeni yeni istatistiklere yansıyor.
Okul öncesi yaş grubuna din eğitimi ve sıbyan okulları
4+4+4 sisteminin bir diğer sonucu, 72 aydan küçük çocukların ilkokula başlatılmasıyla birlikte okul öncesi okullaşma oranında belirgin düşme olmasıdır. AKP’nin bu adımı atarken, okul öncesi yaş grubu için de bir planı vardı elbette. 2011 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılarak, Kur’an kursuna gidecekler için yaş sınırlaması kaldırıldı. O güne dek yasa dışı olarak varlığını zaten sürdürmekte olan sıbyan okulları, 2013 yılı itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘4-6 yaş grubundaki çocuklara yönelik sıbyan okulları projesini hayata geçirmesiyle yasal hale geldi. Tarikat ve cemaatler için beklenen gün gelmişti, pek çok ilde sıbyan okulları büyük bir hızla ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kreşlerden çok daha düşük ücretlerle hizmet vermeye başladı. Kurs ücretini karşılayamayacak durumdaki ailelerden, tarikat ve cemaatlere aktarılan kaynaklar ve bağışlar sayesinde ücret talep edilmedi.
Emekçilerin küçük çocuklarını kaderlerine terk eden, yasalarla belirlenmiş olmasına rağmen kamu kurumlarında kreş açmayan, özel sektörde ise patrondan yana tavır alarak kreş taleplerini görmezden gelen hükümet, konu sıbyan okulları olunca tüm kaynakları ile seferber oldu. Her geçen gün, emekçi mahallelerinde açılmayan kreşlerin yerini sıbyan mektepleri almaya devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, geçen yıl 168 bin 439 öğrencinin eğitim aldığı 4-6 yaş Kur’an kurslarından bu yıl 208 bin 920 kişi mezun oldu. 2013'ten bu yana 1 milyonu aşkın öğrenciyi mezun ettiklerini, kurslarda yüzde 75 değerler eğitimi, yüzde 25 ise Kur'an-ı Kerim'i tanıma derslerinin verildiği ilan ettiler. Aralık 2021’de toplanan 20’nci Milli Eğitim Şûrası’nda ise mevcut uygulamaları tamamlayıcı nitelikte, okul öncesi eğitim programında 4-6 yaş grubundaki çocuklara din, ahlak ve değerler eğitimi adı altında din eğitimi verilmesine ilişkin tavsiye kararı çıktı. Tüm bunlar henüz soyut düşünme yetisi gelişmemiş yaş grubu çocuklarının din eğitimine maruz kalarak hem zihinsel hem de psikolojik açıdan zarar görmeleri olmaları anlamına geliyor.
Müfredatın dinselleştirilmesi ve zorunlu din dersi
4+4+4 düzenlemesinin en önemli sonuçlarından birisi de okullardaki müfredatın dinselleştirilmesi oldu. Din kültürü derslerinin saatleri ve sınavlardaki ağırlığı yıllar içinde arttırıldı. 2014’ün Aralık ayında toplanan 19. Milli Eğitim Şûrası’nda ilkokul 1, 2 ve 3. sınıflara da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin konulması kararı alındı. Ülke düzeyinde tepkiyle karşılanan bu karara ders boykotları ile itiraz edildi. Zorunlu din dersi dayatmasına karşı davalar açıldı. Günümüzde zorunlu din dersi ilkokul 4.sınıftan itibaren verilmekle birlikte AKP Hükümeti her fırsatta, her yaş grubu için zorunlu din dersini dayatmaya devam ediyor. Son olarak 30 Ağustos 2023’te Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın Tebliğler Dergisi’nde yeni bir karar yayımlandı. Buna göre ortaokullardaki öğrencilere, “insan, toplum ve bilim”, “din, ahlak ve değerler” ile “kültür, sanat ve spor” seçmeli ders gruplarının her birinden en az bir ders seçilmesi zorunlu tutuldu. Böylelikle öğrenciler yeni eğitim öğretim yılında zorunlu din dersi yanında “seçmeli” olarak da din dersi almaya mecbur bırakılacaklar.
AKP’nin eğitimde en yeni hamlesi: Değerler Eğitimi ve ÇEDES Projesi
Değerler Eğitimi ilk kez 2010 yılında yayımlanan bir genelge ile duyuruldu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, eğitim öğretim yılının ilk dersini ''Değerler Eğitimi'' olarak bizzat kendisi vererek süreci başlatmış oldu. Milli Eğitim Bakanı imzası ile eğitim öğretim yılının başında değerler eğitimi ile ilgili okullara gönderilen yazıda “gönüllü ve istekli okullarda” öğretmenlerin kararı ile uygulanabileceğinden bahsediliyordu. Ancak AKP’nin değerlerden anladığının ‘din eğitimi’ olduğu ve çocukları öğretmenlere değil tarikatlara teslim ettikleri kısa süre içinde anlaşıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı arasında 15 Temmuz 2014’te, “Değerler Eğitimi Verilmesine İlişkin İşbirliği Protokolü” imzalandı. Temmuz 2017’de sona eren protokol, dönemin MEB müsteşarı Yusuf Tekin tarafından 2020’ye kadar uzatıldı. Aynı şekilde TÜRGEV ile Kasım 2015’te imzalanan sosyal, sportif, mesleki ve teknik kurslar düzenlemesine imkan veren protokolün süresi de MEB Bakan Yardımcısı Reha Denemeç’in imzasıyla Kasım 2019’a kadar uzatıldı. Tarikat ve cemaat işbirliği ile yürütülen Değerler Eğitimi protokolüne karşı Eğitim Sen tarafından açılan dava sonucunda 2019 yılında yürütmeyi durdurma kararı çıksa da günümüze dek başka kollardan çalışmalarını sürdürmeye devam ediyorlar.
2016 yılında Tokat’ta, Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜGVA, Eğitim Bir Sen, İlim Yayma Cemiyeti’nin yöneticileri ve 45 çocuğa cinsel istismarından sorumlu olan Ensar Vakfı’nın katılımıyla Milli Eğitim Bakanlığı Değerler Eğitimi Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaydan çıkan öneriler ise şöyleydi: “Medreselerin imam hatip okullarına yardımcı unsur olarak hizmet etmesi”, “değerler eğitiminin 0-6 yaştan başlaması, 2 yaşından itibaren mutlaka verilmesi”, “din öğretiminin okul öncesinde de verilmesi”, “ailelerin zeki çocuklarını imam hatip okullarına yönlendirmesi için teşvik edilmesi, bunun için burs olanaklarının sağlanması”, “temel öğretim kurumları öğretmenlerinin de başarılı öğrencileri imam hatip okullarına yönlendirmesi”, “öğrencilerin okul dışında da öğretmenler ve imamlar tarafından takip edilmesi”…
Değerler Eğitimi’nin depremzede çocuklar için bile fırsata dönüştüğü örnekler de yaşandı. Mart ayında Hatay ve Maraş merkezli depremlerin ardından Eskişehir’e gelen öğrenciler için, Hakka Hizmet Vakfı tarafından Eskişehir’de bulunan okul ve pansiyonlarda ‘Değerler Eğitimi’ faaliyeti düzenleneceği, Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Pervin Töre’nin kaymakamlıklara ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazı ile duyuruldu.
AKP’nin Değerler Eğitimi hamlesinin son ürünü ise ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) Projesi oldu. Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan proje kapsamında “manevi danışman” olarak görevlendirilen imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları tarafından, MEB okullarındaki öğrencilere "değerler eğitimi" verilmesi planlanıyor. 2021 yılında imzalanan ÇEDES protokolünde yalnızca ortaokullar ve imam hatip okulları proje kapsamındayken, 2023 yılında imzalanan ek protokolde proje, erken yaştaki ilkokul öğrencileri dahil tüm öğrencileri kapsayacak şekilde genişletildi. ÇEDES kapsamında toplamda kaç okula manevi danışman atandığı henüz net değil ancak Eskişehir’deki okullara ve İzmir’de 842 ilkokul, ortaokul ve liseye “manevi danışman” atandığı 2022-2023 Eğitim yılının sonlarında ortaya çıktı. Bu gelişmeler karşısında laik eğitime sahip çıkanlar sessiz kalmadı ve eylemler düzenledi. Eskişehir’de liseli gençler "Okullarımızda imamlar eli ile AKP propagandası yapılmasına izin vermeyeceğiz!” diyerek süreci protesto ettiler.
İzmir’de ise okullara imam atanmasına karşı velilerden imza toplanarak İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne teslim edildi. Haziran ayında Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından velilerin dilekçelerine yanıt geldi. Yazıda "Bahsi geçen okul-manevi danışman eşleştirmeleri tüm okul öğrencilerine yönelik olmadığı gibi okul içi çalışmaları da kapsamamaktadır. İddia edildiği gibi okul-manevi danışman eşleştirmesine yönelik bir iç protokol maddesi bulunmamaktadır. Söz konusu mesnetsiz haberler, ÇEDES projesi paydaşı olan üç resmi kurumun işbirliğiyle değerler eğitimi çalışmalarının yapılmasına yönelik karalama kampanyaları olup kurumlarımızı zan altında bırakmaktadır” ifadeleri yer aldı.
Hükümetin iki yüzlülüğünü anlamak için kısa bir araştırma yapmak ve ÇEDES projesinin uygulamalarına bakmak yetiyor; 19 Nisan’da Karaman Ermenek’teki Hurşit Akpınar İlkokulu öğrencileri, ÇEDES projesi kapsamında camiye götürülüyor. Ayrıntılara Ermenek Müftülüğü'nün resmi web sitesinden ulaşabiliyoruz: “Değerler Kulübü Velileri İftar Buluşması’nda camide iftar öncesi toplanan öğrenciler, cami oyunları ve bilgi yarışması ile doyasıya keyifli vakit geçirdi. Akşam namazının kılınmasının ardından öğrenci ve aileleriyle birlikte cami avlusunda iftar yapıldı. İftar sonrasında camide oyunlarına devam eden öğrencilerin programı Teravih namazı ile son buldu.”
Yaz Okulu adı altında devlet korumasındaki çocuklar tarikatlara teslim ediliyor
AKP’nin yaz okulu adı altında devlet korumasındaki çocukları tarikatlara teslim ettiğini de geçtiğimiz ay, soL Haber sayesinde öğrendik. Haberde; İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü sorumluluğundaki Çocuk Evleri’nde kalan devlet korumasındaki çocukların, tek bir kamu görevlisinin bile refakati olmaksızın, Nur Cemaati’nin bir kolu olan Suffa Vakfı’yla ilişkili olan Mutlu Yuva Derneği’nin düzenlediği 40 günlük eğitim kampına alındığı anlatılıyordu. Haberin ses getirmesinin ardından Bakanlık açıklama yaptı ve Mutlu Yuva Derneği’nin 23.06.2023 tarihli yazısına istinaden çocuk evlerinde kalan çocukların yaz tatilini verimli geçirmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olan yurtta yaz programına katılmalarının planlandığı öne sürüldü. Yurdun bakanlığa bağlı olduğu ve devlet denetimi altında hizmet verdiği iddia edildi. Açıklamalarının ikna edici olmadığını bildikleri için olsa gerek hemen ardından derneğin sitesinden çocukların fotoğrafları kaldırıldı.
Karma eğitim düşmanlığı
AKP iktidar olduğu günden bu yana hükümet tarafından karma eğitimi sonlandırmak açıkça dillendirilmese de yandaş gerici basın ve sendikalar, hükümetin sözcülüğünü defalarca kez yaptılar. Hatta 2016 yılında Yeni Akit "karma eğitim hak gaspıdır" diye manşet attı ve karma eğitimin son bulmasını talep etti. 2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Öğrenciler Mezuniyet Töreni’nde, Japonya’daki kadın üniversitelerini işaret ederek benzer bir atılımın ülkemizde de şart olduğunu ifade etti ve ilgilileri harekete geçmeleri için uyardı.
Son dönemde ise karma eğitimle ilgili açıklamalar seçimlerden önce AKP’nin en büyük destekçisi HÜDAPAR’dan geldi; seçim vaadi, karma eğitimin zorunlu olmaktan çıkarılmasıydı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitimi hedef alan açıklamaları ise bu saldırılarının en son adımı oldu. Milli Eğitim Bakanı, katıldığı bir canlı yayında “Kız çocuklarını okula göndermeyen ailelerin en baştaki argümanı, ‘Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum’ oluyor. Veliyi ikna etmek için gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz. Veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli” diyerek karma eğitime yönelik tartışmaları tekrar açtı. Bakan, ortaya çıkan tepkilerin ardından sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek geri adım atsa da, AKP’nin yeni eğitim döneminde karma eğitime karşı saldırılara devam edeceği ortaya çıkmış oldu.
Eğitimde AKP gericiliğine mahkum değiliz!
İktidar olduğu günden itibaren toplumsal yaşamı etkileyen pek çok alanda gerici müdahalelerde bulunan AKP için eğitim, en başından itibaren özel bir yer tuttu. Laik ve bilimsel eğitimin ortadan kaldırılması dindar bir nesil yetiştirme hedefinin en önemli adımıydı ve ne yazık ki çok yol katettiler. İlk dönemlerinde FETÖ okullarına aktarılan kaynaklar, ayrışma sonrası dernek ve vakıflar aracılığıyla meydanın yeni sahipleri unvanını elde eden tarikatların hizmetine sunulmaya başlandı. Değerler eğitiminden yaz okulu projelerine, sıbyan mekteplerinden zorunlu din eğitimi yaşının düşürülmesi çabalarına kadar tüm çalışmaları, aynı hedef doğrultusunda ilerliyor: laik eğitimin kökünün kazınması! AKP’nin eğitim alanındaki kazanımları, toplumsal alana müdahalelerinde elini çok güçlendiriyor. Bu nedenle eğitime saldırmaktan vazgeçmeyeceklerini bilmek gerekiyor. Öte yandan 21 yıl boyunca attıkları her gerici adımda frene basmalarının, toplumsal itirazların örgütlü eylemlere dönüşmesi ile mümkün olduğunu da unutmayalım. Katettikleri yola rağmen tüm bu başlıklarda istedikleri noktaya gelememelerinin nedeni, toplumda Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkan kesimin direncidir. Yıllar içindeki gelişmeleri özetlediğimiz bu karanlık tablo can sıkıcı olmakla birlikte, AKP politikalarını benimsemeyen ve laiklikten vazgeçmeyen toplumsal gücün devreye girmesi ile hâlâ etkili bir karşı duruş sergilenebilir. Ne çocuklar ne de biz yetişkinler AKP’nin dayattığı karanlığa mahkum değiliz. Eşit, bilimsel ve laik bir eğitim sistemi talebimizden geri adım attığımız ölçüde, gerici hükümetin eli güçlenecek. AKP, yeni eğitim döneminde yeni hamleleriyle gelecek, bunların ne kadar etkili olacağını ise vereceğimiz yanıt belirleyecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.