Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

‘Yalnızlık hissi biz kadınlara hiç yakışmıyor, el ele verelim’

“Sadece temizlik emekçisi kadınlar değil, AVM, depolama, tarım emekçisi kadınlarla buluşacağız. Sorunlarımızı ortaklaştıracağız, güç biriktireceğiz ki iş yerlerinde sesimiz daha gür çıksın.”

Ozan Kapar

Yayın Tarihi: 16.10.2023 , 08:02 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Zeynep, Antalya’da yaşayan bir temizlik işçisi. Turizm sektöründe koşullar hep ağır. Antalya büyük, zenginlerin evleri de oteller de uzak.

Zeynep, “Çalışmadığımız tek zaman uyuduğumuz zaman” diyor. Ancak umutlu.

Maden işçisi babasından gördüğü örgütlü mücadeleyi, şimdi Kadın Dayanışma Komiteleri’yle o sürdürüyor.

Merhaba, bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Tabii ki. Ben 1978 Zonguldak doğumluyum. Adım Zeynep. 1996 yılında Antalya’ya taşındık. Şu anda da Antalya Altınova Mahallesi’nde yaşıyorum. Önceleri çeşitli işlerde çalıştım, marketlerde, AVM’lerde, sebze paketleme depolarında, ki buralarda çok yaygındır. Sonrasında da temizlik işlerine gitmeye başladım. Uzunca bir süredir de bu işi yapıyorum. 

Ne tür temizlik işlerinde çalışıyorsunuz, çalışmak için gittiğiniz yerler daha çok nereler oluyor?

Antalya’da bu sektörün belli başlı yoğunlaştığı bölgeler var. Özellikle Lara bölgesi. Çoğu zaman villalara gidiyoruz. Otellerde kat temizliğine gidiyoruz. Bazen apartman dairelerine, bazen de boş, yeni yapılmış bina temizliğine gidiyoruz. 

‘Müşteri elinizde çayla görmesin, göz zevki bozulur!’

Çalışma koşullarınız nasıl?

Çalıştığımız yere göre değişiyor. Genel olarak çok zor tabii. Ama en zoru oteller diyebilirim. Sezon öncesi tadilat temizliği ya da sezon içinde kat temizliği oluyor. Bizim belli bir iş saatimiz yok, en başta bunu söyleyebilirim. İş bitmeden asla çıkamıyoruz, iş de bitmiyor zaten. Ve sürekli “Sezon açılışı yapacağız, hadi çabuk bitirin işinizi” denir, bu cümleyi her sezon başı çok sık duyarız. 

Sezon içinde ise, malum Antalya’da turizmin yoğunluğunu biliyorsunuz. Oteller de genelde Antalya’nın çevre noktalarında, gidip gelmek ayrı bir dert zaten. Çalışırken de her işi hızlı yapmak zorundasın, müdürler ya da şefler tarafından bu konuda sürekli baskı uygulanıyor çünkü sürekli müşteri girip çıkıyor, ön hazırlık yapmamız gerekiyor. “Yeni grup gelecek, hadi çabuk bitirin işinizi”, bu da sezon içinde en çok duyduğumuz cümle. 

Molalarda aynı acelecilik… “Çabuk yiyin, iş var, hadi…” Bir defasında çayımı içememiştim, çay bizim enerji içeceğimiz, (gülüyor) elimle gizli gizli çayı götürürken müdür gördü, bağırdı: “Müşterilerin önünden bu şekilde geçmeyin demedik mi?” diye. Müşterilerin göz zevkini bozuyormuşuz!

‘Her gün kimyasal maddeyle besleniyoruz resmen’

Oteller dışında diğer çalıştığınız yerlerde koşullar nasıl?

Pek bir fark yok aslında. Yine yoğun çalışıyoruz. Yine çok fazla kimyasal maddeye maruz kalıyoruz. Bizim işin en zor yanlarından birisi de bu. Her gün kimyasal maddeyle besleniyoruz resmen. 

Onun dışında, ev sahibinin dediği her şeyi yapmak zorundasın. Bu bazen temizlik dışındaki angarya işler de olabiliyor. İşin doğru düzgün tanımı, saati olmayınca bir nevi kölelik yapıyorsun. Çoğu zaman yemeğimizi bile evden götürüyoruz. 

‘Biz kadınların çalışmadığı tek zaman uyuduğumuz zaman’

İşten eve gelmek çok uzun sürüyor, gittiğimiz yerler uzak. Eve geldiğinde de aslında aynı iş devam ediyor. Temizlik, yemek, çamaşır, bulaşık… Biz kadınların çalışmadığı tek zaman uyuduğumuz zaman maalesef… Ama hayatta kalmak zorundayız, o nedenle katlanıyoruz.

Bu sektörde ya özel şirketlere bağlı çalışılıyor ya da kendi iletişim ağlarınız üzerinden iş bulabiliyorsunuz öyle değil mi? Bunu biraz anlatır mısınız?

Temizlik şirketlerinde düzenli iş olabiliyor, boş kalmıyorsunuz, sigortanız oluyor ama bu sefer aldığınız ücret çok az oluyor. Büyük payı şirket alıyor yani. 

Kendi başınıza olduğunuzda iş daha düzensiz, sigortanız yok, ama hiç değilse birazcık daha fazla para kalıyor size ve kısmen zamanınız olabiliyor. Kadınlar kendi koşullarına göre tercih ediyor çoğu zaman ikisinden birini. Ama her ikisi de kötü.

‘Biz olmasak bu çarklar asla dönmez’

Peki, bu durumun değişmesi, yani ücret artışı, tanımlı mesai saatleri, sigorta vb diğer tüm haklarınızın iyileşmesinin bir yolu var mı sizce? 

Her zaman bir yol olmalı. Ama bu asla bekleyerek, ‘’bir şeyler kendiliğinden değişir, birileri de bize görür ve acıyıp halimizden anlar’’ diyerek olacak şey değil. 

Benim babam Zonguldak maden işçisiydi. Çocukluğumdan hatırlıyorum, siz de hatırlarsınız, o dönem Büyük Zonguldak Madenci Yürüyüşü olmuştu. Ben çocuktum, büyük bir heyecan, cesaret ve güç vardı sanki babamın ve arkadaşlarının içinde. Biz de bu duyguyu taşımıştık ve binlerce madenci greve çıkmıştı, aileleri ve halk da destek olmuştu. Patronlar da çok korkmuştu. Bu örnekleri hatırlamak zorundayız. 

O günler benim hayatımda hiç unutamadığım ve iz bırakan zamanlar olmuştu. Ondan sonra da çalıştığım her işte emeğin ve emeğiyle geçinen insanın gücünü gördüm. 

Ama biz maalesef şu dönemde bu gücün pek farkında değiliz. Halbuki, madenci olsun, fabrika işçisi olsun, turizm, hizmet sektörü emekçisi, kadın veya erkek olsun fark etmez, biz olmasak bu çarklar asla dönmez, bunu bilelim.

‘Kadın Dayanışma Komitemiz var!’

Önemli bir grevdi Zonguldak Maden Grevi… Evet, tarihsel süreçte bu ve benzer grevler, işçilerin hak arama mücadeleleri oldu. Dediğiniz gibi bugün birçok sektörde işçiler arasında büyük bir dağınıklık, örgütsüzlük var. Çoğu sektörde artık sendika yok ya da sendikaların da gücü, enerjisi yok. Bu koşullarda emekçiler nasıl örgütlenebilir, nasıl yan yana gelebilir?

Bunun birçok yolu var. Önce mücadele etmek isteyelim, sendika olur, başka bir platform olur fark etmez. Biz birbirimizden güç almayı bilelim ve isteyelim. Bunun yolu bulunur.

Örneğin, benim şu an yaşadığım mahallede bir semt evimiz var. Orada Kadın Dayanışma Komitemiz var, ve tam da bunları konuşuyoruz, mahallede veya iş yerlerinde yaşadığımız sorunları… 

Şu an bile birçok sektörden kadın arkadaşlarımızla iletişim halindeyiz ve giderek daha fazla kadına ulaşmayı hedefliyoruz. Sadece temizlik emekçisi kadınlar değil; AVM, depolama, tarım emekçisi kadınlarla buluşacağız. Sorunlarımızı ortaklaştıracağız, güç biriktireceğiz ki, yarın öbür gün iş yerlerinde sesimiz daha gür çıksın. 

Yani sorunuzun yanıtı böyle verebilirim; emekçi kadınların bir mücadele aracı var aslında: Kadın Dayanışma Komiteleri. Türkiye’nin birçok noktasında var bu komiteler. Mahallede veya iş yerinde kadınların yan yana gelmesi ve mücadele etmesi için onlara el uzatıyor. Bu eli tutmak lazım.

Bu eli tutma çağrısı yaptığınız kadınlara ne söylemek istersiniz?

Biz emekçi kadınlar yan yana gelince başaramayacağımız hiçbir şey olamaz. Bunu bilsin kadınlar. Yalnızlık ve çaresizlik hissi bize hiç yakışmıyor. Kadın Dayanışma Komiteleri artık Türkiye’nin birçok noktasında var; bizi bütün sosyal medya hesaplarında bulabilirler

Bize ulaşsınlar, elimizi tutsunlar, gerisi gelir. Zaten hayatın çoğu noktasında mücadele ediyoruz biz.

İş yerinde yaşanan tacize, mobbinge, düşük ücretlere, fazla mesailere de boyun eğmemeyi ve birlikte mücadele etmeyi öğretelim birbirimize. Bu sanıldığı kadar zor değil. Hem kadın olmamızın bize kazandırdığı direngenlik hem de emeğimizin gücüne güvenelim yeter.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.