Breadcrumb
Venezuela ve Vatikan: Trump’a taraf olmadan Maduro’ya karşı olmak
Yayın Tarihi: 12.01.2026 , 00:04
ABD’nin Venezuela’ya dönük haydutluğu üzerinden yürüyen tartışmalarda Vatikan’ın nasıl bir tutum aldığı konusu kamuoyunda merak uyandırıyor. Ayrıca yeni Papa’nın hem ABD hem de bir Peru yurttaşı olması bu merakı daha da kışkırtıcı kılıyor. Peru’daki uzun Piskoposluk mesaisinden sonra Kardinallik makamına Arjantinli Papa Francis tarafından atanan ABD’li Papa XIV. Leo, Peru’ya olduğu varsayılan sevgisi ile tanınıyor.
ABD’li Papa XIV. Leo’nun Latin Amerika’ya bakışı Venezuela’ya yapılan emperyalist barbarlığı Batı medyasının jargonu ile Maduro’nun “yakalanması” mı yoksa Maduro ve Venezuela’ya dönük alçakça bir saldırı mı olarak adlandırdığı konusu ile doğrudan ilişkilidir. Pek çok başlıkta olduğu gibi, bu konuda da Vatikan diplomasisi ne yardan ne serden geçiyor. Vatikan Devlet Sekreterliği yaptığı açıklamada Trump ve Maduro adlarını anmazken, yapılan ABD haydutluğuna dair keskin bir kınayıcı üsluptan uzak durmayı tercih etti. Vatikan açıklamasında barış ve Venezuela halkının iyiliği gibi son derece genel nitelendirmelere yer verildi. Ülkenin meşru ve yasal başkanına yapılan alçakça saldırı mahkûm edilmeden, Venezuela’nın bağımsızlığı ve Venezuela halkının egemen iradesinin vurgulanması dikkat çekti.
Katolik Kilisesi’nin Venezuela’daki örgütlülüğü hafife alınmamalıdır. Venezuelalı Kardinal Baltazar Enrique Porras etkili bir Vatikan üst düzey bürokratıdır ve Maduro iktidarı ile gerilimli bir iletişim içinde olduğu biliniyor. Venezuela karşıdevrim cephesinin etkili pek çok unsurunun kiliselerde örgütlü olduğunun haber değeri elbette ki bulunmuyor. Ancak soru şu: Kiliseleri üs edinmiş rejim karşıtı unsurlar doğrudan ABD’nin programı çerçevesinde mi hareket ediyorlar yoksa Bolivarcı hareket karşıtlığından kilise başka bir şey mi anlıyor?
Hiç kuşku yok ki ABD/CIA, Bolivarcı hareket karşısında konumlanan kilise muhalefetinin de içine sızmıştır. Ancak Trump ekibinin hiçbir kural tanımayan barbarlığı ile Vatikan kurmaylığının hemfikir halinde olduklarını gösteren ikna edici bir veri bulunmamaktadır. Bütün örselenmişliğine rağmen Maduro’da ifadesini bulan bağımsızlıkçı tutum, ulusal egemenlik vurgusu, kamucu ısrar ve seküler uygulamalar doğası gereği Katolik Kilisesi kurmaylığını rahatsız etmektedir. Ve bu başlıkta pek çok kilise mensubu siyasi iktidar ile çatışmaya girmiş, azımsanamayacak cezai yaptırımlarla karşılaşmışlardır.
Chavez karşıtı cephenin iki üst düzey kilise bürokratı: Garcia ve Porras
Vatikan News’in İtalyan Il Messaggero gazetesine referans verdiği habere göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin ile hafta içinde yapılan görüşmede cezaevindeki tutuklular konusunun gündem maddelerinden biri olduğu açıklandı. Katolik Kilisesi’nin Maduro iktidarı ile yaşadığı gerilimden dolayı cezai kovuşturmaya tabi tutulan kişilerle ilgili girişimi yeni değil.
Venezuelalı Kardinal Porras’ın haftalar öncesinden yürütülmekte olan cezaevlerindeki tutukluların serbest bırakılmasına dair çok yönlü çabaları Vatikan tarafından resmi olarak da kabul ediliyor zaten. Örneğin, Vatikan News’in haberine göre Kardinal Porras, 10 Ocak’ta yaptığı açıklamada şu değerlendirmede bulunmaktadır: “Helicoide hapishanesinden birkaç kişinin serbest bırakıldığını öğrenmekten büyük bir rahatlama duyduk (...) Onlarla dua ediyoruz ve daha fazla güzel haber bekliyoruz.”
Venezuelalı Kardinal Baltazar Enrique Porras, Venezuela karşıdevrimci cephesinin tanınmış bir fügürü. 2002 Nisan ayında Chavez’e karşı darbe girişiminin faillerinden biri. ABD istihbaratı ile arasının son derece sıkı olduğu biliniyor. Bir başka kilise üst düzey yetkilisi olan Karakas Başpiskoposu Antonio Velasco Garcia ile Bolivarcı devrim karşısında yoğun faaliyetler örgütledikleri yeterince açığa çıkalı çok oldu. Tipik bir yobaz olan Karakas Başpiskoposu Garcia, heyelanda hayatını kaybeden insanların acısını sömürerek, heyelanın “tanrının cezası” olduğunu çünkü Chavez’in seçilmesinin bedeli olduğunu söylemişti. 2003’te hakkın rahmetine kavuşması ile karşıdevrimci ağ yöneticiliğini Porras üstlendi.
Kurtuluş Teolojisi Hareketi’ne karşı Vatikan barikatı
Chavezci antiemperyalist çizgide ısrar edenlere karşı Vatikan’ın temsil ettiği çizgi Venezuela halkına yalnızca “sabır” dilemekten ibaretti. Kurtuluş Teolojisi deneyimine sahip Latin Amerika dindarlığının çok geçmeden Katolik Kilisesi’nin bu gizli gündemi herkesin bildiği sır olarak kalırken, Vatikan tarafından yer yer telaffuz edilen “yoksulların kilisesi” söyleminin ayağına da dolanmamalıydı.
Tanrıya uzak, ABD’ye yakın olmanın bütün bahtsızlığını yaşayan Latin Amerika halkları, din başlığında da “başka türlü bir dindarlık” pratiğine yöneliyordu. Latin Amerika coğrafyasında ciddi bir itibar ve üye kaybına uğrayan Katolik Kilisesi, ABD’nin belirleyeni olduğu sermaye düzenine karşı olmadan kitleleri denetiminde tutmaya çalışmak için ilk adımları atıyordu. 1959 Küba Devrimi ile açılan bağımsızlıkçı ve sosyalist yol, bir bütün olarak Latin Amerika halklarına devrimci ilham vererek, Vatikan’ın elini çabuk tutmasına dair motive edici girdide bulunuyordu. Bu amaçla dönemin Papa’sı XXIII. Johannes 1962’de İkinci Vatikan Konsili toplayarak, Vatikan’ın yönetme krizine çözüm arıyordu.
ABD destekli sömürü düzenlerine ve haydutluğuna karşı halk direnişleri tablosuna din cephesi de katılıyordu. 1968’de Kolombiyalı 146 Piskoposun ortak deklarasyonu ile hayata geçen Kurtuluş Teolojisi Hareketi, Hristiyanlığın ilk döneminden ve Marksizmden esinlenen bir yönelimle örgütlenerek, sömürücülük ve sömürgecilik karşıtı samimi bir dindarlığı vaaz ediyordu. Perulu Gustavo Gutierrez neredeyse Marksist bir yönelim içindeydi. Brezilyalı Leonardo Boff, sosyal adaletçi referanslarla hareket ederek, Vatikan kurmaylığına dönük keskin eleştirilerde bulunuyordu.
“Yoksulların ilahiyatı” olarak da anılan Kurtuluş Teolojisi karşısında Vatikan’ın ilk yanıtı yüzlerce kilise emekçisine kapıyı göstermek oldu. Gutierrez ve Boff’a dönük iç disiplin kuralları işletilerek fiili olarak sesleri kesiliyordu. Namı diğer Polonyalı Papa II. Johannes Paul döneminde Latin Amerika’daki “solcu papazlara” dönük tırpanlama harekete geçiriliyor, o zamanki lakabıyla “panzer Kardinal” olarak bilinen Alman Ratzinger (Polonyalı Papa’dan sonra o da Papa seçiliyordu), adeta bir panzer gibi kilise içi muhalefeti ezip geçen kararnamelere imza atıyordu.
Trump’a taraf olmadan Maduro’ya karşı olmak
Vatikan yönetimi bu disiplin soruşturmalarıyla da yetinmiyordu. Vatikan’ın Venezuela’da toplamda 9 Piskoposluğu bulunuyordu ve tamamının Kurtuluş Teolojisi taraftarı papazlar tarafından yönetiliyor olması ciddi bir sorun kaynağıydı. Bu amaçla Polonyalı Papa ve Alman Kardinal ikilisi üzerinden kilise içine dönük önemli bir operasyon örgütleniyordu. Vatikan’ın en gerici unsurlarının CIA ile koordineli çalıştığı Opus Dei cemaati dolaşıma sokularak, “solcu papazlar” üzerinde özel bir baskı mekanizması yaratılıyordu. 1995’te Polonyalı Papa’nın atadığı Valasco Garcia bir Opus Dei elemanaydı. Eş deyişle etkili bir CIA elemanı. Ve Karakas’a Piskopos olarak atanıyordu. Garcia’nın Venezuela Katolik Kilisesi içinde önemli bir solcu papaz kıyımı yaptığı kayıt altına alınmıştır.
Bununla birlikte kilise içi disiplin yönetmeliklerine ve tırpanlamalara karşın bağımsızlıkçı ve kamucu bir hat izlemeye yönelen dindar pratiklerinin önü alınamıyordu. İşte bu çabalardan birinin adı IRC yani Reforme Edilmiş Katolik Kilisesi taraftarlarıydı. Vatikan’ın Venezuela’ya ABD kadar düşman olduğunu gören samimi dindarlar, Venezuela’nın Reforme Edilmiş Katolik Kilisesi’ni (IRC) 2007’de kurarak din başlığında da bağımsızlıkçı bir yönü işaret ediyorlardı. Panzer Kardinal Ratzinger bu kez Papa’ydı ve aynı acımasızlıkla kilise içi halkçı muhalefeti baskılayıp, etkisizleştirmeyi hedefliyordu. Alman Papa XVI. Benedigt, 2009’da Opus Dei ajanı Fernando Jose-Castro Aguayo Karakas’a atayarak, ülke içindeki karşıdevrimci faaliyetlere kilisenin desteği tahkim ediliyordu. Mevcut durumda ise, Jose-Castro Aguayo’nun yerine getirilen Opus Dei elemanı Kardinal Baltazar Enrique Porras’dır. Porras’ın en son icraatı ise, seyahat özgürlüğünün kısıtlandığı yaygarası yaparak Maduro iktidarı karşısında “özgürlük” propagandası üzerinden ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yardım istemek oldu.
Peru yurttaşı da olan Papa XIV. Leo’nun Peru’ya sevgi duyduğu rivayet edilir. Ancak Perulu Kurtuluş Teolojisi kuramcısı Gustavo Gutierrez’e hiçbir sempatisinin olmadığı da bir yana kaydedilmeli. Bir bütün olarak bu sempati-antipati ilişkisinin dışında Papa’nın konumlandığı yere baktığımızda görülen eğilim şudur: Vatikan kurmaylığı Trump politikaları ile uyumlu görülmemektedir. Ancak eksikli de olsa Chavezci siyasal hattı izleyen Maduro ile de mutlu değildir. ABD siyasetinde Demokratlar çizgisine yakın duran Papa, doğası gereği Bolivarcı bağımsızlıkçılık ile Chavezci halkçılık karşıtıdır. Ama aynı zamanda da Trumpcı haydutluğa da hayırhah bakmamaktadır. Bu hassasiyetlerden geriye kalan ise, öznesi belirtilmemiş bir genel barış ve huzur söylemidir. Demek ki, Papa’nın köşeli bir laf edebilmesi için Kurtuluş Teolojisi taraftarlarının hızla örgütlenerek, denkleme dahil olmaları gerekmektedir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.