Sayfa yolu
Üzerinden 43 yıl geçti: Celalettin Kesim cinayetinin sorumlusu kim?
Mehmet Amaan
Yayın Tarihi: 05.01.2023 , 13:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
TKP üyesi Celalettin Kesim 5 Ocak 1980’de Berlin’in Kreuzberg semtinde, Kottbusser Tor Alanı’nda dinci-faşistler tarafından katledildi. O günden bu yana Partisi, çeşitli uluslardan yoldaşları ve anti-faşistler, her 5 Ocak günü o cinayetin işlendiği meydanda Celalettin Kesim'i anmaktan ve faşizme, gericiliğe, emperyalizme karşı mücadeleyi sürdürme iradesinden vazgeçmediler.
Celalettin Kesim Berlin’in Neukölln semtinde meslek okulu öğretmeni ve eğitim emekçilerinin sendikası olan GEW üyesiydi; bir gençlik ve kültür merkezi olan Türk Merkezi’nin de sekreterliğini yapıyordu.
1970’li yılların ikinci yarısından sonra, Türkiye’de devrimci hareket yükselişe geçmişti ve emekçi direnişleri de giderek ivmeleniyordu. TKP ve diğer devrimci hareketler binlerce, hatta on binlerce kişiyle gösteriler düzenleyebiliyordu. Düzen, yükselen devrimci hareketi bir yandan polisiye önlemlerle, diğer yandan dinci, faşist ve kontrgerilla saldırılarıyla yıldırmaya çalışıyor, ama başarılı olamıyordu. 1977’de düzenlenen 1 Mayıs Taksim mitingine beş yüz bin emekçi katılmış, kontrgerillanın saldırısıyla mitinge katılan 34 emekçi katledilmişti.
Türkiye burjuvazisi kapitalist-emperyalist sistemle daha fazla bütünleşebilmek arzusundaydı; ancak giderek daha fazla toplumsallaşan devrimci fikirler ve işçi sınıfı hareketi, burjuvazinin isteklerinin önünde bir engel oluşturuyordu. Burjuvazinin çıkarları için devrimci yükselişin bastırılması gerekliydi (Burjuvazinin bu istekleri 12 Eylül 1980 darbesinden sonra 24 Ocak Kararları adıyla uygulamaya konulacaktı). Ne Türkiye burjuvazisinin ne de emperyalizmin giderek toplumsallaşan devrimci hareketlere tahammülü vardı.
Emperyalizm, Türkiye gibi Sovyetler Birliği ile sınırı olan bir ülkede, devrimci ve sosyalist hareketlerin kitleselleşmesini bir tehdit olarak görüyordu. Afganistan da tıpkı Türkiye gibi Sovyetler Birliği ile sınırı olan bir ülkeydi ve Sovyetler Birliği’ne dost, ilerici bir hükümet tarafından yönetiliyordu. ABD ve İngiltere gibi ülkeler, Afganistan yönetimine son vermek için açıktan dinci örgütlenmeleri desteklediler. İlerici ya da sosyalist bir iktidar olacağına, Ortaçağ zihniyetli dinci barbarların egemen olması yeğleniyordu.
Almanya’da ülkücüler ve dinci örgütlenmeler Alman burjuvazisinin de elbette işine yarıyordu
Yeşil Kuşak Projesi bunun için geliştirilmişti. Türkiye, Afganistan, İran gibi Sovyetler Birliği’ne komşu olan Müslüman ülkelerde ve Ortadoğu’da kullanışlı dinci örgütlenmelerin önü açılmalı ve gereken her türlü destek verilmeli, her ne pahasına olursa olsun Sosyalizmin önü kesilmeliydi.
Almanya’da Ülkücüler ve dinci örgütlenmeler hiçbir engelle karşılaşmadan örgütlenebiliyorlardı. Almanya’da sınıf hareketine katılan ya da sempati duyan Türkiyeli işçilerin bölünmesi, işçilerin birliğinden rahatsız olan Alman burjuvazisinin de elbette işine yarıyordu.
Türkiye’deki devrimci yükselişe karşı konumlanan dinci ve faşist yapılanmalar, Almanya’daki Türkiyeliler arasında devrimci fikirler yayıldıkça, aynı saldırgan tutumu Almanya’da da sergilemeye başladılar.
Celalettin Kesim yoldaşımızın öldürüldüğü günde ve öncesinde, TKP yaklaşan darbe tehdidine karşı ve Sovyetler Birliği’nin desteklediği ilerici Afgan hükümetini savunan bildiriler dağıtıyordu.
5 Ocak gününü, Celalettin Kesim´in yoldaşı Mebrure Tezcan soL Haber Portalı’na şöyle anlatıyor:
"[…] Olayın olduğu gün iki eylemimiz vardı. Benim de içinde bulunduğum grup Türkiye Konsolosluğu önünde eylem yapıyorduk, Celalettin’in içinde olduğu ise tam burada köşede (Kottbusser Tor Alanı) bildiri dağıtıyordu. Konu Afganistan’dı, Sovyetler’in Afganistan’daki konumu. Dinciler Sovyetler Afganistan’dan çıksın diyordu, çok aktiftiler. Biz de tersi yönde çalışma yürütüyorduk. İşte bu dinciler tam burada bizimkileri sarıyor ve içlerinden birisi Celalettin’i öldürüyor.”
Celalettin Kesim’in öldürüldüğü alanda, onunla birlikte olan yoldaşı Turgay Eriçok o güne ilişkin Boyun Eğme- Almanya dergisinin 1. sayısında daha ayrıntılı bilgiler veriyor: "Celalettin’in içinde bulunduğu bir grup arkadaşımız lambaları geçerek metronun altına geldi. Bu sırada benim de olduğum grup, Celalettinlerin yanına gitmek için ilk lambaya vardığında kırmızı ışık yandı. İşte tam o anda, Mevlana Camii’nden çıkan dinci-faşist güruh koşarak metronun altında bekleyen arkadaşlarımıza saldırdılar.”
(5 Ocak gününde yaşananlara ve Celalettin Kesim anmalarının tarihçesine ilişkin, Turgay Eriçok’un ve Murat Alp’in anlatımlarının tamamına aşağıdan ulaşılabilir.)
TKP yalnızca Türkiye burjuvazisini değil, aynı zamanda Afganistan’daki sol iktidara karşı dincileri destekleyen emperyalizmi de karşısına almıştı. Celalettin Kesim yoldaşımızın ve dünyanın birçok yerindeki devrimcilerin ve komünistlerin öldürülmesinde tetikçiler değişse de, katliamların asıl sorumlusu, kapitalist-emperyalist sistemdir. Sosyalist devrimlerle burjuvazinin bu bataklığını kurutmak da dünya üzerindeki tüm devrimcilerin asli görevi ve aynı zamanda yitirdiğimiz yoldaşlarımıza karşı sorumluluğumuzdur.
Ocak 1980’de öldürülen Celalettin Kesim, her yıl Berlin’in Kreuzberg ilçesinde, öldürüldüğü yer olan Kottbusser Tor meydanında, onun adına dikilen anıtın önünde anılıyor. Boyun Eğme Almanya'nın 2018'de anmanın hazırlıklarını sürdüren Celalettin Kesim’in mücadele arkadaşlarından Murat Alp ve Turgay Eriçok ile yaptığı söyleşi şöyle:
Celalettin Kesim anmaları ne zamandan beri yapılıyor?
MURAT ALP: Celalettin Kesim yoldaşımızın öldürülmesinden sonra anmaları organize etmeye başladık. 1989’a kadar anmalar Türk Merkezi tarafından düzenlendi. Sonra 4-5 yıllık bir süre anmalar yapılmadı.
Peki bu boşluktan sonra anmaları kim düzenledi?
MURAT ALP: Anmaları Çarşamba Platformu olarak düzenledik.
Bize Çarşamba Platformu hakkında bilgi verir misiniz?
MURAT ALP: 1984’de parti yönetimine Haydar Kutlu’nun gelmesiyle, partinin Almanya örgütünden kopmalar başladı. Likidasyona giden süreçte ayrılmalar devam etti. Partinin kapanmasından sonra, bu durumu kabullenemeyen, benim de içinde olduğum bazı kadroların inisiyatifiyle diğer sol yapılara da açık, düşünce ve tartışma platformu olarak Çarşamba Platformu kuruldu. Her hafta düzenli olarak toplanarak Türkiye siyasetini tartıştık, sosyalizmi ve Sovyetler Birliği’ni savunmaya devam ettik. İşte bu platformun katılımcıları partinin çözülmesinden sonra da anmalara devam etti.
Çarşamba Platformu’nun dışında, başka bir örgüt bu anmaları düzenlemedi mi? Sadece siz mi düzenlediniz?
MURAT ALP: Bizim dışımızda hiçbir örgütsel yapı bu anmalara sahip çıkmadı. Çarşamba Platformu olarak yalnızdık. Ancak 2003 yılından itibaren, yeniden kurulan (2001) TKP’nin üyeleri de bizimle beraber anmalara katılmaya başladılar.
Celalettin Kesim anmalarını ne za¬mandan beri TKP düzenliyor?
MURAT ALP: Çarşamba Platformu’ndan benim ve tanıdığım bazı eski partililerin yeniden kurulan TKP’ye katılmasıyla (2011), anmalar TKP adına düzenlenmeye başlandı. Ancak anmaya, Celalettin Kesim’in ideallerine sahip çıkan, saygı gösteren herkes gelebilir.
İnternet ortamı dışında, mücadelede görünmeyen bazı oluşumların, Celalettin Kesim anmalarına sahip çıkmak istemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
MURAT ALP: Bugün anmaların düzenlenmesinde hak ve yetki talep edenlerin, öncelikle uzun yıllar nerede oldukları sorusuna yanıt vermeleri yerinde olurdu.
Celalettin Kesim’in öldürüldüğü 5 Ocak 1980 Cumartesi günü, Murat Alp gibi Turgay Eriçok da onunla birlikteydi. Turgay Eriçok’a o gün neler yaşandığını sorduk.
TURGAY ERİÇOK: Berlin’de, uzun süredir gerici-faşist örgütlerle aramızda bir gerginlik vardı. Celalettin öldürülmeden bir gün önce, 4 Ocak Cuma günü Türkiyelilerin pazar kurduğu Maybachufer’de yaklaşan darbe tehdidine karşı bildiri dağıttık. Mevlâna Camii’nde örgütlenmiş dinci-faşist grup da pazar yerinde el ilanı dağıtıyordu. O gün aramızda bir sürtüşme oldu. Herhalde kalabalık olmamız nedeniyle ve hazırlıksız oldukları için bize saldırmadılar. Aramızdaki sürtüşmeden sonra 50-60 kişilik bir grup halinde Demokratik İşçi Derneği’ne gittik.
Celalettin’in öldürüldüğü gün olan 5 Ocak Cumartesi günü saat 09.30’da Demokratik İşçi Derneği’nde yeniden buluştuk. Saat 12’de darbe tehdidine karşı basın açıklaması yapmak için konsolosluk önüne gidecektik. Ancak konsolosluk önüne gitmeden önce, Kottbusser Tor Meydanında bildiri dağıtmaya karar verdik. Derneğimiz Kottbusser Tor’a çok yakındı.
Dernekten çıktık. Soğuk, ama güneşli bir gündü. Gökyüzü maviydi. Bildirilerimizle dernekten Kottbusser Tor’a gittik.
Biz bildiri dağıtırken, bir VW mini¬büs caminin önüne, çok yakınımıza gelip parketti. Minibüsün kapılarını açtılar. Minibüsün içinde, sopaların ucuna takılmış çok sayıda uzun bıçak olduğunu gördüm. Bizim üzerimizdeyse kendimizi savunabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Minibüs oradayken de biz bildirilerimizi meydanda dağıtmaya devam ettik. Saat 11.00 gibi bildiri dağıtmayı bıraktık. Konsolosluğun önüne gitmek için yürümeye başladık. Celalettin’in içinde bulunduğu bir grup arkadaşımız lambaları geçerek metronun altına geldi. Bu sırada benim de olduğum grup, Celalettinlerin yanına gitmek için ilk lambaya vardığında kırmızı ışık yandı. İşte tam o anda, Mevlâna Camii’nden çıkan dinci-faşist güruh koşarak metronun altında bekleyen arkadaşlarımıza saldırdılar.
Biz de saldırganların arkasından yoldaşlarımızı savunmak için koştuk. Kavgaya tutuştuğumuzda, bazı saldırganların ellerinde demir zincirler gördüm. Bir süre sonra saldırıyı püskürttük. Dinci-faşist güruh cami önüne çekildi.
Ortalık sakinleşince, Celalettin Kesim’in yaralı olduğunu gördüm. Ben ve birkaç kişi daha Celalettin’i bugün anıtının olduğu yere taşıdık; ilgilenmesi için bir arkadaşımıza teslim ettik. Dinci-faşist güruh dağılmamıştı ve her an yeni bir saldırı olabilirdi. Nitekim çok geçmeden ikinci saldırı başladı. Bu saldırıyı da püskürttük. Dinci-faşistler geri çekilip sokağı terk ettiler.
Ardından anıtın arkasındaki bir so¬kakta yaralı olarak yatan Celalettin’in yanına gittik. O sırada Celalettin gibi bıçaklanmış olan başka bir yaralımızı da getirdiler. Celalettin’in başını dizime yatırdım. Ambulansın gelmesini bekliyorduk. O sırada yanımıza Celalettin’in kardeşi Hasan geldi ve Celalettin’le ilgilenmeye başladı. Her şey bir anda olup bitmişti. Olayın sıcaklığından olsa gerek, ambulans ne kadar süre sonra geldi, bilmiyorum. Ambulans görevlilerinin itirazına rağmen iki yoldaşımızı da ambulansa aldırdık. İki ağır yaralımızın dışında, birçok arkadaşımız da aldıkları darbelerle hafif şekilde yaralanmışlardı.
Ardından gruplar halinde derneğe doğru yürümeye başladık. Yolda annemle karşılaştım. “Ne oldu oğlum?” diye sordu üzgün bir yüz ifadesiyle. “Ben geldim” dedim. “İyi de oğlum, öbür evlatlarım nerede?” diye sordu bu kez. “Hepimiz iyiyiz” demek zorunda kaldım.
Dernekte toplandığımızda kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. O sırada herkesin aklı iki ağır yaralı arkadaşımızdaydı. İçimizden bir kişi durum değerlendirmesi yaptı. Sonra beklemeye başladık. Saat 18.00 gibi sorumlu arkadaşımız, önemli bir açıklama yapacağını söyledi. O bunu söylediğinde, ben de çoğumuz gibi korkulan haberin geldiğini hissettim. Hepimiz dikkat kesildik. Celalettin yoldaşımızın öldüğü, diğer yoldaşımızın komada olduğu söylendiğinde gözlerimin önüne Celalettin, oğlu, hamile eşi geldi. Anlatması zor bir acı bu. Hepimiz çökmüş durumdaydık.
Hatırladığım kadarıyla, hemen orada iki hafta sonra protesto yürüyüşü yapmayı kararlaştırdık. O akşam kaleme alınan yürüyüşe çağrı metnini, ben ve bir arkadaşım Kurtuluş Gazetesi’nin matbaasında basmaya götürdük. Ertesi günden başlayarak protesto yürüyüşünün olacağı güne değin arkadaşlarımızla Türkiyelilerin yoğun olduğu her yerde, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa, yürüyüşe çağrı bildirileri dağıttık.
Protesto yürüyüşüne yaklaşık 15 bin kişi katıldı. Ama Celalettin’i yitirmenin acısını ne bu yürüyüş, ne de anmalar hafifletti. Celalettin’in öldürüldüğü gün hayatımın en kara günlerinden biri olarak kaldı. Her yıl 5 Ocak’ta Celalettin Kesim’i anmak, benim ve hâlâ sosyalizm mücadelesi veren yoldaşlarım için büyük anlama sahip. Celalettin eşit ve özgür bir dünya için hayatını verdi. Bu mücadele bugün de sürüyor ve sürecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
