Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Üretim araçlarına el koyamadık, birbirimizi öldürelim!

İşçileri sınıf arkadaşına hava basmaktan, evde karısına şiddet uygulamaktan, arkadaşını patrona gammazlamaktan, borçlanıp kumar oynamaktan alıkoyacak olan temel şey, onun, örgütlü mücadele içinde olmasıdır. Sendikaysa sendika, partiyse parti…

Kemal Okuyan

Yayın Tarihi: 05.12.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 05.12.2025 , 14:07

Hava kompresörü hemen bütün sektörlerde yaygın olarak kullanılan ve çok farklı türleri olan bir cihaz; bir üretim aracı. Otomotivden mobilyacılığa, tekstilden inşaata, sağlıktan gıdaya akla gelebilecek her alanda işleri kolaylaştırıyor, insanlığa hizmet ediyor. Öte yandan, kendisine sahip olan kapitalist sınıfın artı-değer hırsızlığına yardımcı oluyor, bu anlamda başka birçok makine gibi sömürü için kullanılıyor.

Ve giderek bir işkence aletine dönüşmesi yaygınlaşıyor. Bir işkence ve cinayet aletine…

Urfa’da 15 yaşında bir işçi çocuk, marangozhanedeki bir başka çalışan tarafından işkence edilerek öldürüldü. Haberlerde “makatından kompresörle hava verildiği” yazıldı. “Şakalaşıyordu” diyen oldu, oysa düpedüz zarar vermek amacıyla gerçekleştirilmişti, maksat hasıl oldu, bağırsakta yırtık oluştu, çocuk öldü.

Aradan iki hafta kadar geçti, bu kez Bolu’da birkaç işçi birleşip bir başka işçiyi aynı yöntemle ağır yaraladı. Yine “şaka”, sonra “kaza” dendi, ilgisi yoktu, bayağı işkence yapmışlardı iş arkadaşlarına.

Bu ilk kez olmuyordu ülkemizde, daha önce de yaşanmıştı benzer olaylar. Yalnız bizde değil. ABD ordusunda basınçlı hava ile sistematik işkence yapıldığı kayıtlara geçmiş durumda. Hindistan’da da epey örnek var, yoksulların birbirlerini cezalandırma yöntemi olarak kullanılıyor.

ABD emperyalizminin kötülükte sınırı olmadığını zaten biliyoruz. Bizi ilgilendiren işçi sınıfı içinde kötücüllüğün neden yaygınlaşmaya başladığıdır.

Uzun bir süredir çürümeden söz ediyoruz. Başlangıcı insanlığın tarihi kadar eskidir, Mesut Odman’ın yıllar önce kaleme aldığı iki ardışık yazıda pek güzel hatırlattığı gibi, para girdiği her yeri bozmuştur ve elbette çürümeden söz ediyorsak bu açıdan en büyük tahribatı çok uluslu tekellerin düzeni emperyalizm yapmıştır.1

Dolayısıyla çürüme kapitalizmin egemen olduğu her yerde var.

Ama bir de özel olarak çürütücü iktidarlar var. Yerel yönetimlere dayatılan taşeronluk ve ihale sistemi çürütür örneğin. Her köşeyi tutmuş tarikatlar, cemaatler çürütür. Bahisin yasalı yasadışısı olmaz, kumardır, çürütür. Tecavüzcüsüne, çocuk istismarcısına, katiline, dayanıksız konut yapan müteahhidine genel af çürütür. Devletin ya da yandaşın kanalında mafya ve aşiretleri boktan dizilerle meşrulaştırmak çürütür.

Evet bunlar rantçılığı, asalaklığı teşvik eden sistemin doğal sonucudur ama bazı hükümetler bir de tüy dikmeye meraklıdır.

Tüy dikerler çünkü toplum daha fazla çürüsün isterler. Çürüyen toplumu daha kolay yönetirler.

Burjuvalar zaten hem çürüyen hem çürüten bir sınıftır, onlar için yapacağımız tek şey bir sınıf olarak egemenliklerini sonlandırmak için uğraşmaktır.

Ya işçi sınıfı ne olacak?

İşçi sınıfını nasıl koruyacağız?

“İşçi kahramandır, işçi tertemizdir, işçi vicdanlıdır, işçi dayanışmacıdır" diye ezbere konuşmak olmaz.

Gerçek değil.

İşçi sınıfının en devrimci sınıf olması tarihsel bir değer taşır. Ve bir tarihsel sabittir, değişmez. Ancak işçilerin kapitalizm koşullarında çürümeyeceğini iddia etmenin alemi yoktur. Marx’tan beri sermaye egemenliğinin işçileri de ideolojik, kültürel ve ahlaki olarak etkilediği söylenir.

İşçileri sınıf arkadaşına hava basmaktan, evde karısına şiddet uygulamaktan, arkadaşını patrona gammazlamaktan, borçlanıp kumar oynamaktan alıkoyacak olan temel şey onun örgütlü mücadele içinde olmasıdır. Sendikaysa sendika, partiyse parti…

Mücadele etmeyen bir işçi, sistemin kötücülleştirici bütün saldırılarına açıktır. Emekçilerin doğalında çürümeden uzak duracağını iddia etmek tamamen metafizik bir düşüncedir.

Birilerini sömürerek ya da asalak bir yaşamın ürünü olarak aldığı lüks otomobiliyle görgüsüz ve kuralsızca giderken bir yayaya çarpan adamla borç harç edindiği eski model aracını modifiye ettirip trafikte makas atarken birkaç kişinin ölümüne neden olan genç tamirci kalfasının arasındaki derin sınıfsal uçurum, konu vicdan ve ahlaka geldiğinde derhal kapanır.

İşin o kısmı güzellenemez.

İşte mücadele ve mücadelenin örgütleri işçinin kötücülleşmesine set çeker, iyicil özelliklerini güçlendirir. Onur, yardımlaşma, dayanışma, aydınlanma, cesaret, akıl teşvik görür, bunlara alan açılır. Bencillik utanılacak bir özellik haline gelir.

Evet, örgütlülük insanın zemzem suyuyla yıkanması türünden mutlak bir arınmaya yol açmaz ama onun sağaltıcı etkisi asla küçümsenemez.

En azından arkadaşına kompresörle hava basıp bağırsak yırtmak örgütlü işçinin aklının ucuna gelmez.

İşçi sınıfı da atomize oldu, yalnızlaştı deniyor. Bu kısmen doğrudur ve sermaye sınıfının bilinçli bir çabasının ürünüdür.

Öte yandan unutulmamalı ki, işçi sınıfının üretimdeki birlikteliği, çalışma zamanı dışındaki yan yana gelişleri, ortak mekanları tarih boyunca mücadeleye yol açtığı sürece geliştirici olmuştur.

İşyerlerinde birlikte üretip birlikte sömürülen emekçilerin birlikte hareket etmesi hem kolay hem etkilidir. Ama ya hareket etmezlerse? Ya medyası, polisi, yargıcı, sarı sendikası kalabalıklar halinde bulunan işçilere mücadele etmemeyi vazediyorsa!

Ya işçiler yanı başındaki arkadaşını ekarte edilmesi gereken bir rakip olarak görüyor, kendi gemisini yürütmeye odaklanıyorlarsa?

İşçi sınıfının ilk örgütleri, daha sonra birçok devrimci örgüt ve parti kafelerde, meyhanelerde, publarda ortaya çıktı. Birçok eylemin planlaması bu mekanlarda gerçekleşti. O yüzden bu mekanların yol açtığı olumsuzluklar bir kenara kondu ve onların sınıf kültüründeki yeri olumlandı.

Çünkü işçiler bu mekanlarda dertleştiler, sorunlarına çözüm aradılar, birlikte hareket etmeye karar verdiler, örgütlendiler, devrime kalkıştılar.

Bütün bunları çıkarın, geriye çürümeden başka bir şey kalmaz. Örgütlü mücadele olmayacaksa, siyasallaşmaya hizmet etmeyecekse ayyaşlığı mı, dedikoduculuğu mu, sarkıntılık etmeyi mi, birbirini bıçaklamayı mı olumlayacağız?

Geçiniz.

Mücadele etmeyen, hakkını aramayan bir işçiyi kapitalizm er geç çürütür. Bu mekanizmaları fazlasıyla var.

Kapitalizm çürütür, mücadele yüceltir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.