Sayfa yolu
Üçüncü Suud Devleti’nde Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Kupası
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
CELİL DENKTAŞ
Yayın Tarihi: 26.10.2023 , 09:53 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Türkiye Cumhuriyeti’nin futbol süper kupa karşılaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılında, Riyad’da yapılacak; böylelikle, monarşiyi devirenin başkentinden, monarşisini Osmanlı’dan kopartarak kuranın başkentine taşınıyor.
Türk Suud ilişkileri biraz tuhaftır. Bugünkü Suudi Arabistan Krallığı, Üçüncü Suud Devleti olarak da anılır. Birincisinin son kralı, Abdullah bin Suud 1818’de, Osmanlı’ya karşı girişilen Hicaz İsyanı’nın başarısız olması sonrasında, İstanbul’da idam edilmişti. Abdullah’ın büyük dedesinin müttefiki olan, Muhammed bin Abdülvahhab, ki Vahabiliğin kurucusu olarak bilinir, Selefilik ve Tevhid’in de esin kaynağıdır. Abdullah, babası Muhammed bin Suud’un işte bunlarla birlikte giriştiği, İkinci Kerbela katliamının da bedelini ödedi bir bakıma. Onun krallığı döneminde isyan artık bir Osmanlı-Vahabi savaşına dönüşmüştü.
Konuyu, evet, biraz taşırdık. Ama çok yetersiz de olsa bu tarih kısaslarının Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük futbol kupasının, bugünkü adı biraz garip ya, Turkcell Süper Kupası’nın (sanki halkın parasıyla düzenlediği kupayı TFF değil de, özel şirket verecek; sanki Galatasaray ve Fenerbahçe bir özel şirketin keyfi için oynayacak, filan), hem de 100’üncü yılda neden Riyad’da oynandığı konusunda “fikir jimnastiği” yapmamıza yarıyor.
Ha, şunu unutmamalı: 1966’da, Cumhurbaşkanlığı Kupası olarak kurumlaşan karşılaşma, 1998’de kaldırılmıştı. Ama hep Ankara’da oynandı ve Cumhurbaşkanı tarafından verildi. 2006’da, Türkiye Süper Kupası olarak yeniden tesis edildi, yine lig şampiyonuyla Türkiye Kupası şampiyonu arasındaydı maç, ama bu kez Ankara dışındaki şehirlerde de oynanabilir oldu, hatta yurt dışına açıldı. Katar ilkidir, biliyorsunuz. Cumhurbaşkanı o günden sonra kaç tanesine teşrif edip kupayı bizzat takdim etti, hiç ilgilenmiyorum ama, TFF bayağı sahiplenmesine karşın, Cumhurbaşkanlığı Kupası olarak anılmaya devam etti kupa; bir tür lakap edindi yani. Demek ki simgesel yanı halk tarafından önemseniyormuş.
Konuk kralın otelinde
Bir yıl sonra, 7 Kasım 2007’de, bir başka Kral Abdullah Türkiye’ye geldi: Abdullah bin Abdülaziz el Suud. Ziyareti öncesi, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın 162 numaralı duyurusunda şöyle deniliyordu: “Ziyaret sırasında, Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmenin yanısıra (yazım hatası dışişlerine aittir-CD.), heyetlerarası görüşmeler gerçekleştirilmesi (ifade hatası dışişlerine aittir-CD.) ve Sayın Başbakanımız ile Sayın Bakanımızın, Konuk Kral tarafından kabul edilmesi öngörülmektedir.”
Neresinden tutsanız elinizde kalacak bu duyurunun ardından gerçekleşen ziyaret esnasında bunu da aratacak olayları dönemin gazete haberlerine bakıp öğrenin; gerçekten öğreticidir. Heyetler arası görüşmeler nerede gerçekleşti bilmiyorum ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’yla konuğun görüşmesi, Çankaya’da değil, konuğun otelinde gerçekleşti. Abdullah, bu görüşmede dedesini andı mı bilinmez ama öldüğünde, Türkiye Cumhuriyeti’nde yas ilan edildiğini ve Cumhuriyet’in simgesi bayrağın yarıya indirildiğini biliyoruz. İçinin yağları erimiştir; sağken kendinin, ölümünden sonra da nesebinin.
Monarşik kalıtım işleri karışıktır. Osmanlı’nın koruyup kolladığı Haşemi ailesi, Hicaz’daki mülkü Suud ailesine kaptırdıktan sonra bir süre Suriye’ye çöreklenmeyi denedi, belki de cenazesi ortada kalan son Osmanlı padişahının Şam’a gömülmesinin hikmeti budur, ama gerçek şu ki, Fransa’nın manda niyetini pek ciddiye almayıp İngiltere’ye ikinci kez güvenme aymazlığına kapılan I. Faysal’ın yerine manda valiliğine tayin edilen Nami Bey, kendi, Fransa da oraya oturtsa bir cumhurbaşkanıydı fakat bir monarkı bağrına basmakta sakınca görmedi; eh, eski bir Osmanlı tebası, tipik bir Kuvayı Milliye düşmanıydı ne de olsa. Yıl 1926. Kim bilir, belki de Fransız’ın ya da İngiliz’in biri bir hilafet ışığı yakmıştır. Yerine oturduğu Faysal’ın babası, ünlü Lawrence’ın kankası Hüseyin o ışığı gördüğünü sanmıştı. O ışığın o gün bu gündür, Haşemi ailesinin yaşayan devamı Ürdün Krallığı’yla, onları zamanında Vahabi desteğiyle Hicaz’dan kovan Suud ailesinin hayalleri arasında gidip gelmesi pek de olasılık dışı değildir.
Aman sakın bu yorumdan, 100’üncü yılını dolduran bir cumhuriyetin artık süresini de doldurup o aile mi, yoksa bu aile mi, birinin eline tutuşturulup monarşik bir garabete dönüştürüleceği sonucu çıkartılmasın. Vahabiliğin, Selefiliğin gizli gizli zamana yedirilip laikliğe mezar kazıcısı yapılması her ne kadar böylesi bir felaket senaryosunu zorluyor olsa da, bu toprakların öyle ucuza kapatılamayacağını emperyalizm unutmamış olmalı. Unuttuysa hatırlatılır. Bu topraklara tayin ettiklerini sandıkları valiler, Lawrence kankaları ancak Abdullah’ın dedesi kadar ilerleyebilirler. Hatta öyle olacaktır; hadlerini çoktan aştılar!
Çok para kazanacaklar da...
Gelelim Galatasaray ve Fenerbahçe’ye: Çok para kazanacaksınız, hiç kuşku yok. “Kimsenin kazancında gözümüz yok,” diyemeyeceğiz; var! Çünkü sizleri var eden bu Cumhuriyet, bu halk. Kitlelerin, ki emekçiler hep çoğunluk olmuştur taraftarlar arasında, dişinden tırnağından ve de, yani artı, vergilerinden doğdunuz ve o sayede ayaktasınız. Fenerbahçe başkanının holdingi geçen yıl 69,8 milyar kâr etmiş. Herhalde gökten yağmadı. 2002’de, 46,3 milyoncuktu. 20 yılda kaça katladığını siz hesap edin. Şimdi kulübünü götürüp, borçlu olduğu Cumhuriyet’in en büyük kupasını, 100’üncü yıl kupasını, dedesini başkentinde holding sahibi yapan Cumhuriyet’in kupasını bir monarşinin başkentinde arayacak.
Galatasaray’ın Vahabiliğe “Hop!” dediği 15 Ocak 2011 akşamını, yeni stadının açılışını unutmadık. Onun başkanı da diğerinin patron başkanına uyacak, çaresi yok. İkisinin de çaresi yok. Sıkıysa gitmesinler. Sıkıysa TFF’ye itiraz etsinler. Sıkıysa, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıldönümü tüm Türk halkı gibi bizim için de anlamlıdır, bu yüzden Cumhuriyet’in başkenti dururken neden Riyad’a gidiyoruz?” diye sorsunlar. Kralın elini başka zaman da sıkabilirler, hoş, bunun hiçbir zaman, hiçbir garantisi yok ya. Ama futbolcularını, belki de kulüplerini pazarlama şanslarını kaçırmayacaklar. Bir de Cumhurbaşkanı teşrif ederlerse, değmeyin keyiflerine.
Ama taraftar soracaktır. Sormalıdır! Bırakın Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarını, tüm futbol taraftarları soracaktır. Ve herhalde kendi başkentlerinin değil, monarşinin başkentinin 100’üncü yıl kutlamalarının üzerini örtmesini kabullenmeyeceklerdir. Herhalde o akşam TV izlemektense, meydanlarda bir gün öncesinden devam edecek kutlamalara katılmayı yeğleyeceklerdir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
