Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Türkiye sanayisi askerleşirken: 'Yerli ve milli' silah sanayii, emperyalist savaş ekonomisine nasıl entegre oluyor?

Hem NATO projelerini hem de devlet siparişlerini gören sermaye, dümeni kârlılığın yüksek olduğu silah endüstrisine kırdı. Otomotiv yan sanayiinden beyaz eşya üreticisine, savaş ekonomisinin büyüdüğünü gören sıraya girdi.

Emre Alım

Yayın Tarihi: 21.10.2025 , 07:27 Güncelleme Tarihi: 30.12.2025 , 22:59

Metrodan dışarı adımınızı attığınızda, yüzüne yaz sıcağının çarpmasından önce gözünüze polis ordusu takılıyordu.

Yan yana duran ve sessizce aynı yöne bakan polislerin arasından süzüldüğümüzde nedenini anladık.  

Bariyerlerin arkasında, Filistin kefiyesi takan bir genci gözaltına alıyorlardı. Ne slogan atıyor ne pankart taşıyordu. Boynundaki kefiye suç sayılmıştı çünkü birkaç adım ötede, İsrail ordusuna silah satan onlarca şirket az sonra “savunma teknolojilerini” tanıtacaktı.

Yürüyüp salona girdiğimizde sokaktaki polis gürültüsünün yerini kırmızı halı üzerinde dolaşan sakin bir kalabalık aldı.

Üniformalı subaylar, yabancı askerler, şirket temsilcileri, mühendisler, gazeteciler, garsonlar… Burası yalnızca bir fuar değildi, sanayinin askerileştiği “Yeni Türkiye”nin vitriniydi.

soL, Cumhurbaşkanlığı’nın Temmuz ayında düzenlediği silah sanayi fuarı IDEF 2025'i yerinde takip etti. İstanbul’da ağırlanan soykırım ortağı şirketleri görüntüledi, haberleştirdi. Ancak fuarda haber değeri taşıyan tek unsur bu değildi. Fuarın kendisi de başlı başına bir hikaye anlatıyor, körüklenen savaş ekonomisinden pay kapmaya çalışan sanayi patronlarının fotoğrafını çekiyordu.

Bir ambargonun ardından

Fuarda en büyük stant Roketsan’a ayrılmıştı. Sebebini standın sergi bölümünü aşıp arkasına geçtiğimizde anladık. Uzun bir koridorda 13 toplantı odası bulunuyordu. Odaların tamamı doluydu. Ellerinde tepsilerle koşuşan catering şirketi çalışanları odalara servis yapmaya yetişemiyordu.

Bu telaşın nedenini daha iyi anlamak için biraz geriye gitmekte fayda var.

Türkiye silah sanayinde ilk büyük kırılmayı yaratan 1974 Kıbrıs Harekatı oldu.

O döneme kadar ordunun ihtiyaçlarının neredeyse tamamı Batı menşeli silah, araç ve teçhizatlarla karşılanıyordu. Harekat sonrası ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ambargo silah sanayinde dışa bağımlılığın boyutunu gösterdi.

1970’lerin sonlarından itibaren Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıfları kuruldu. Bu vakıflar, 1987’de Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) çatısı altında birleşti. Bugün Türkiye silah sanayinin omurgasını oluşturan Roketsan, Aselsan, Havelsan ve Tusaş gibi şirketler de bu dönemde doğdu.

1985’te kurulan Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve onun finansal aracı olan Savunma Sanayii Destekleme Fonu, sistemin temel dayanaklarından biri oldu. Fon, akaryakıt, sigara, içki, piyango gibi kalemlerden alınan paylarla besleniyor ama bütçenin dışına taşınıyordu. Bu durum, Meclis denetiminden büyük ölçüde muaf bir ekonomik yapı yarattı.

Bugün milyarlarca dolara ulaşan bu ekonomik yapı önce büyük sermaye gruplarını, sonra onların altındaki binlerce taşeronu besliyor.  

Örneğin, son günlerde AKP içindeki krizle gündeme gelen KAAN uçağı projesinde ana yüklenici TUSAŞ. Ancak TUSAŞ'a bağlı yüzlerce alt yüklenici şirket bulunuyor. Bu şirketlerdeki toplam çalışan sayısı 2 binden fazla. TUSAŞ’ın Ankara yerleşkesinin hemen karşısına bu amaçla kurulmuş dev bir sanayi bölgesi var.

Sermaye NATO’nun gölgesinde yayılıyor

Sanayi patronlarının beslendiği bir diğer kaynaksa NATO. 

Fuar alanında gezinirken, Brüksel ve Washington’dan dağıtılan projelerle ihya olanları bulmamız zor olmuyor.

Roketsan'dan biraz ilerde yeni radar sistemlerini tanıtan Meteksan’ın standını görüyoruz. Bilkent Holding (eski adıyla Tepe Grubu) bünyesindeki Meteksan, ekipman imalatının ötesine geçip insansız deniz aracı üretti. Şirket ilk satışını birkaç ay önce Katar’a yaptı. 

Bilkent Holding silah endüstrisinin inşaat ayağında da etkin. Holding bünyesindeki Tepe İnşaat, Romanya’da ABD için hava üssü inşa ediyor.  

Bilkent Holding’in İsrail'le derin ilişkilere sahip olduğunu da hatırlatalım. Filistin’de soykırım sürerken, Trump'ın ilk başkanlık döneminde uluslararası hukuku hiçe sayıp Tel Aviv'den Kudüs’e taşıdığı ABD Büyükelçiliği için Tepe İnşaat, şu aralar ek bina yapımına devam ediyor.

Ortaklıktan gelen iki yüzlülük

Fuarda hangi şirketin İsrail’e çalıştığını anlamak zor değil. Özel güvenlik görevlilerinin yoğunlaştığı her noktada bir soykırım ortağı bulunuyor.

İsrail ordusuna savaş uçakları için bileşenler, mühimmat, füze fırlatma kitleri ve zırhlı araçlar temin eden Bae Systems'ın, fuar için “Ortaklıktan gelen güç” sloganını tercih etmesi dikkatimizi çekiyor.

Şirketin standında sergilenen iki ürün var: Eurofighter Typhoon savaş jeti ve bu uçakla uyumlu Meteor füzesi. İsrail ikisini de Gazze’de kullanıyor.

1
Artık Baykar’la da ortak olan İsrail tedarikçisi Leonardo, standını Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Savunma Sanayii Başkanlığı’nın yanı başına kurmuş.

İlk gününde sadece silah sanayi üreticileri ve askeri heyetlerin kabul edildiği fuarda takım elbiseli ve üniformalı kişi oranı neredeyse eşitti. TSK mensuplarından sonra en sık gördüğümüz üniformalar Pakistan ve Sudan ordularına aitti.

Manzara tesadüf değil. Türkiye silah ihracatının yaklaşık onda birini Pakistan’a yapıyor. Sudan’da son iki yılda 150 bin kişinin öldüğü iç savaşta paramiliter güçler Birleşik Arap Emirlikleri’nden, orduysa Türkiye’den İHA alıyor.

Asker ve mühendis ağırlıklı kalabalığın içerisinde patronlara denk gelmek de mümkün. Adnan Polat’ı Avustralya merkezli askeri lojistik şirketi Eclips’in standında bilgi alırken görüyoruz.

Silah sanayinde sömürü olanakları genişliyor

Son 15 yılda Türkiye’deki sanayi sermayesi, küresel kapitalizmin yeni yönelimlerine uyum sağlayarak üretimini hızla militarize etti. Bu dönüşümün merkezinde, NATO'yla iç içe geçmiş bir “değer zinciri” bulunuyor.

2009’dan 2023’e kadar silah imalatı, hem üretim hacmi hem de katma değer (aynı anlama gelmek üzere sömürü) açısından imalat sanayisinin en hızlı büyüyen alanı haline geldi.

2009’da toplam imalat içindeki payı yalnızca yüzde 0,5 olan bu sektör, 2023’e gelindiğinde yüzde 1,5’e yükseldi. Katma değerdeki pay ise yüzde 1’den yüzde 3,2’ye çıktı. Yani üretim değeri 1,4 milyar dolardan 10 milyar doların üzerine, katma değer ise 700 milyon dolardan 5 milyar doların üzerine tırmandı.

Özellikle kamuya ait savunma tekelleriyle özel sektör arasında kurulan simbiyotik ilişki, NATO tedarik zincirine entegrasyonu hızlandırdı. İhracat da bu süreçte katlanarak arttı. 2009’da 800 milyon dolar civarında olan silah ihracatı, 2024’te 7,1 milyar dolara ulaştı.

1
Kaynak: TÜİK

Silah üretimi, doğası gereği riskten arındırılmış bir yatırım alanı sunuyor. Siparişler NATO ülkelerinden ya da doğrudan devlet ordularından geliyor, ödemeler garanti altında ve fiyatlar imalat sanayi ortalamasının üzerinde. Dolayısıyla sermaye açısından burası, klasik sivil üretim alanlarına göre çok daha avantajlı bir sömürü alanı haline gelmiş durumda.

Sektörün iç yapısı da giderek derinleşti. Artık yalnızca Aselsan, TUSAŞ, Roketsan, Havelsan, Aspilsan ya da MKE gibi kamuya ait devler değil, bunların çevresinde kümelenen geniş bir “silah ekosistemi” de oluşmuş durumda. NATO’nun büyük tedarikçileri —Boeing, Lockheed Martin, Leonardo, Thales, Rolls Royce, Pratt & Whitney gibi tekeller— bu sistemin merkezinde yer alıyor. Koç, Kale, Nurol, Zorlu, Hema, Canik, Sarsılmaz gibi büyük sermaye grupları ise onların taşeron zincirine dahil olarak hem üretim hem ihracat kanallarını genişletiyor.

2023 itibarıyla silah, mühimmat, askeri araç ve hava taşıtları üretiminin toplam değeri 10 milyar doları aşarken, bunun yaklaşık yarısının özel sektör tarafından gerçekleştirildiği tahmin ediliyor.

1
Kaynak: İSO

Yan sanayinin yeni rolü: Tedarik zincirinden cepheye

İstatistiklerin soyut olarak işaret ettiği gerçeği, fuardaki stantlar somut olarak gösteriyor. Her salonun duvar kenarına dizilmiş yan sanayi firmaları bu konuda daha iyi fikir veriyor.

Kablo üreticileri Yapıtaş ve Telemar birlikte Milkab adında yeni bir şirket kurarak ambargo nedeniyle yurtdışından tedarik edilemeyen özel kablo türlerini üretmeye başlamış.

Gebze’de adını işçi direnişleriyle duyduğumuz birçok şirket bu amaçla “Kocaeli Savunma Sanayi” adında bir çatı firma kurmuş. Asıl niyetleri silah sanayi için Kocaeli’de dağınık da olsa bir üretim üssü oluşturmak. Bu nedenle aralarında hastane de var tersane de. İrili ufaklı 64 şirket içinde öne çıkansa işçi düşmanı uygulamalarıyla bilinen bakır sanayindeki en büyük sermaye gruplarından Sarkuysan ve iştirakleri.    

Henüz bir tane özgün ürünleri var. Aselsan’ın siparişi üzerine bir meteorolojik gözlem sistemi geliştirmiş, hatta ihracatına başlamışlar. Ayrıca silah sanayindeki büyük üreticilere parça tedarik ediyorlar.

Madencinin grevi Nurol ve KİM için yasaklanmış

Silah sanayine kolay adapte olabilen sektörlerden biri madencilik. Bu konuda ilk adımı atanlardan biriyse kamu şirketi olan Eti Maden.

Temmuz ayında kamu işçileri hükümetin sefalet zammı dayatmasına karşı grev kararı almıştı. Bu kapsamda Eti Maden’e bağlı üç işletmede başlayacak grevler, 1 gün kala Cumhurbaşkanı kararıyla “milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü” gerekçesiyle fiilen yasaklanmıştı. Haklı olarak “madencilerin grevi ‘milli güvenliği’ nasıl bozabilir ki” sorusu akıllara gelmişti. Fuarda öğreniyoruz ki “milli güvenlik” denilen aslında birkaç patronun kârından ibaretmiş.

Madencilerin Bigadiç ve Kırka’dan çıkardıkları borun bir kısmı Eti Maden’in Balıkesir’deki TRBOR adlı tesisinde işlenip bor karbür haline getiriliyor. Bor karbür yüksek sıcaklığa dayanımı, sertliği, fiziksel mukavemeti, düşük yoğunluğuyla silah sanayi açısından gözde bir malzeme. Boru daha kârlı bir ürün haline getiren tesis henüz 1 yıldır seri üretim yapıyor. Peki bu ürünü kimler alıyor?

TRBOR Genel Müdürü Yaşar Taşkın, zırh üretiminde kullanılan malzemeleri için “yalnızca Türkiye’deki savunma sanayisiyle ilişkili firmalara satacağız” demiş ancak bu şirketlerin isimlerini saklamıştı. Fuarda TRBOR standını görünce yaklaşıp “Kim bu şirketler” diye soruyoruz. Görevliler uzun bir girizgahın ardından söylüyor: Nurol ve KİM.

İnşaat sektöründeki faaliyetleriyle bilinen Nurol Holding uzun yıllardır TSK’dan BM güçlerine birçok büyük alıcı için zırhlı araç üretiyor. KİM ise Kayserili 5 sanayi patronunun ortaklığında kurulan bir zırhlı ekipman üreticisi.

Yani Cumhurbaşkanı’nın ortalama 35 bin lira ücretle çalışan ve zam isteyen madencilerin grevini yasaklamasının ardında, 6 patronun 1 gün dahi taviz vermek istemediği kâr hırsı yatıyor.

Tekerlekten tanka

Silah sanayine en hızlı adapte olabilen sektörlerden bir diğeri, otomotiv sanayi.

Örneğin Türkiye’nin en büyük otomotiv yan sanayi üreticilerinden Coşkunöz artık Renault ve Citroen’e kaporta üretmekle yetinmiyor, Boeing ve Sikorsky için parça da imal ediyor.

Coşkunöz Aerospace adıyla Güney Kore merkezli Korean Aerospace Industries’e 60 adet helikopter gövdesi teslim edildi.

Şirket, insansız hava aracı üretiminiyse UAVERA isimli iştiraki üzerinden yapıyor. Fuarda öğrendiğimize göre, Nijerya’ya 30 adet İHA satılmış, Tayvan’a 160 SİHA teslimatı için imzalar atılmış.

Otomotivden silah sanayine yönelenlerden biri de Albayrak’lar. Holdingin traktör firması Tümosan aynı zamanda askeri sanayi için motor üretiyor. Şirket fuarda hidrojen yakıt pili ürettiğini de duyurdu. Bu pillerin insansız hava araçlarının uçuş süresini uzatması hedefleniyor.

1
Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Savunma Sanayii Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın ev sahipliğindeki fuar 22-27 temmuz tarihleri arasında düzenlendi.

Cihatçılar sektörde, SADAT memnun

Fuarda görüyoruz ki sadece otomotiv ve maden sanayi silah endüstrisine entegre olmamış. Medyadan da sektöre geçiş yapanlar var.

Sekizaltmış isimli firmanın yönetiminde iki gazeteci var. Anadolu Ajansı eski muhabiri Said İbicioğlu ve Daily Ummah, Orta Doğu gibi haber sitelerinin imtiyaz sahibi Ensar Çalışkan. Bu isimlerin ortak noktasıysa Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla ve cihatçı çetelere desteğiyle bilinen İHH. AKP’li ASG Grup da ilk yıllarında şirket yönetimine girmiş.

Şirketin asıl ürünü İHA’ları etkisizleştiren bir elektronik sistem. Henüz geliştirme aşamasında. İHA ve kamikaze dron da üretim hedefleri arasında.

Bu arada şirketin adının öyküsü, amacı hakkında ipucu veriyor. Firma, ismini Kuran’ın 8. suresinin 60. ayetinden alıyor. Ayet şöyle:

“Ey mü’minler! Düşmanlarınıza karşı bütün imkânlarınızı seferber ederek kuvvet hazırlayın ve beslenmiş, eğitilmiş savaş atları yetiştirin.”

Hemen ardından SADAT standını görüyoruz. Sadece broşürlerin olduğu standdaki görevliye “Rağbet var mı” diye soruyoruz. Yabancı askeri heyetlerin ilgi gösterdiğini belirtiyor ve “Allaha şükür rağbet var” diyor.  

Yeni alanlara baş uzatan şirketlerden biri de Katmerciler. Eski AKP milletvekili İsmail Katmerci’ye ait şirketin en bilinen ürünü TOMA. Daha sonra zırhlı araç üreten şirket, en büyük satışını Kenya’ya yapmıştı. Katmerciler şimdi de uzaktan kumandalı atış platformu üretmiş.  

Teknoloji cephesinde rekabet kızışıyor

Yabancı ülkeler ve teknoloji şirketlerine ayrılmış salonda tanıdık bir isim görüyoruz: NETAŞ. Türkiye işçi sınıfı, 12 Eylül yasalarını NETAŞ fabrikalarında başlayan grevle geçersiz kılmış, 1989 Bahar Eylemleri'ne dek kar topu gibi büyüyecek bir yükselişin işaret fişeğini çakmıştı. Theodorakis şarkılarıyla zafere ulaşan işçilerin hikayesini Ortaklaşa sayfalarından okuyabilirsiniz.

NETAŞ o gün İngiliz sermayesinindi, santraller ve sabit telefonları üretiyordu; bugün Çin sermayesinin ve baz istasyonlarından bilgisayar sunucularına telekomünikasyon altyapısının kritik parçalarını üretiyor. Şirketin ana hissedarı, adını akıllı telefonlar üzerinde giderek daha sık gördüğümüz ZTE.

Peki, silah sanayi fuarında ne arıyor?

Aslında NETAŞ bu alanda yeni değil. 90’lı yıllarda Aselsan’la birlikte TSK birliklerinin temel haberleşme mekanizmasını inşa etmişti. Bugünse faaliyetlerinin önemli bir bölümünü silah sanayine kaydırmış durumda.

Gemiler için haberleşme araçları üretiyor, savaş uçaklarına navigasyon sistemleri geliştiriyor, askeri veriler için bulut ağları kuruyor, sunucular, güç kaynakları inşa ediyor.

Üstelik tüm bunlar Çin’in teknolojisi ile Türkiye’de üretiliyor. NETAŞ bu yönüyle ABD ve NATO ile ilişkilerde bir sorun başlığı. ZTE ürünlerinin ABD'de kullanılması 3 yıldır yasak. Trump aynı performansı diğer NATO ülkelerinden de bekliyor. Nitekim geçen hafta Hollanda’da Çin’li bir çip üreticisine el konuldu. ZTE ise NETAŞ adı altında ordunun birçok birimine teknoloji tedarik ediyor, Kuzey Kıbrıs’ın haberleşme altyapısını yeniliyor, 5G sistemlerine giriyor.

Savaşın ekonomisi, ekonominin savaşı

Fuardaki son durağımız, hikayeyi tamamlayan bir sembol gibiydi. NETAŞ’ın standı, yalnızca bir şirketin dönüşümünü değil, Türkiye sanayisinin bütün yönelimini özetliyordu. Dün çevirmeli telefon üreten bir fabrika, bugün savaş uçaklarına veri ağı kuruyorsa, mesele yalnızca üretim çeşitliliği değildir. Bu, sanayinin dokusuna sinmiş bir arayışın, sömürü ihtiyacının göstergesidir.

Silah sanayisi, sadece üretim değil, aynı zamanda yüksek kârlılık anlamında da sanayinin tepe noktası haline geldi. Bu sektör, işçi başına yaratılan artı-değerin en yüksek olduğu alanlardan biri. Hazır giyim sektörü silah sanayinden on kat daha fazla işçi çalıştırmasına rağmen, toplam katma değerde yalnızca yüzde 5,4 paya sahip.

Silah sanayi ise imalat sanayindeki üretimin yüzde 1,5’ini üstlenmesine rağmen katma değerdeki payı yüzde 3,2.

Son 15–20 yılda otomotiv yan sanayinde Avrupa merkezli değer zincirlerine eklemlenmiş şirketlerin —örneğin Coşkunöz, Parsan gibi metal devlerinin— silah üretimine kayması da militarizasyonun toplumsal-ekonomik boyutunu gözler önüne seriyor.

Bu yönelimin bir diğer itici gücü ise NATO’nun tüm üyelerine dayattığı askerî harcama hedefi. Ülkelerin GSYH’larının yüzde 5’ine kadar çıkması planlanan savunma bütçeleri, önümüzdeki yıllarda küresel ölçekte yeni bir silahlanma dalgası anlamına geliyor.

Türkiye’deki sanayi burjuvazisi, NATO’nun askeri yeniden yapılanmasının yalnızca taşeronu değil; aynı zamanda onun ekonomik motoru haline gelmiş halde. Sivil üretimden elde edilemeyen kârlar artık savaş üretiminden çıkarılıyor. Bu, “sanayisizleşme” değil, sanayinin savaş için yeniden örgütlenmesi. Sermaye, silah imalatında bulduğu yüksek sömürü oranlarıyla, klasik üretim alanlarında karşılaştığı krizleri telafi ediyor. NATO zinciri boyunca birbirine eklemlenen bu şirketler, artık yalnızca üretimin değil, emperyalist savaş ekonomisinin asli bileşenleri haline gelmiş durumda.

Sonuçta Türkiye’nin sanayi yapısı, küresel kapitalizmin askeri mantığına uyarlanarak yeniden biçimleniyor. Her ne kadar devlet bu süreci “yerli ve milli savunma hamlesi” olarak sunsa da, gerçekte yaşanan, sermayenin NATO’nun emperyalist ihtiyaçlarına entegre edilmesinden ibaret. Üretim zincirleri artık savaş ekonomisinin zincirleri; işçilerse bu zincirin halkaları.

Haberimizin ilk versiyonunda Coşkunöz Holding'in Güney Kore merkezli KAI'ya 60 adet helikopter gövdesi teslim edileceğini aktarmıştık. Şirketten yapılan bilgilendirme üzerine, habere, bu teslimatın tamamlandığı bilgisi eklendi ve şirketin adı Coşkunöz Aerospace olarak düzeltildi.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.