Breadcrumb
TKP MK üyesi Senem Doruk İnam: AKP'yi durduracak şey toplumsal mücadelelerdir
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 26.01.2023 , 08:18 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Tele1'de Zeynel Lüle'nin Gerçeğin İzinde programında "Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği seçimlere nasıl hazırlanıyor?" sorusu mercek altına alındı.
Programın konukları Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Senem Doruk İnam, SOL Parti PM üyesi İsmail Hakkı Tombul, TKH MK üyesi Umut Kuruç, Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit oldu.
'AKP'yi durduracak şey toplumsal mücadelelerdir'
TKP MK üyesi Senem Doruk İnam, açıklanan seçim tarihine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"Türkiye hepimizin bildiği gibi uzun zamandır 'gece yarısı kararnameleriyle' bir anda bir kişinin isteğiyle yönetiliyor asında, İstanbul Sözleşmesi bunun bir örneği, grev yasakları bir örneği... 14 Mayıs seçim tarihi de bunun bir örneğidir, Erdoğan çıktı ve dedi ki 'Seçim tarihi 14 Mayıs'tır.'
Burada daha ayrıntılı bir tartışmaya girilmesi gerektiğini düşünüyoruz, Sosyalist Güç Birliği de bu konuda bir açıklama yaptı 'Erdoğan Cumhurbaşkanı Adayı Olamaz' diye. Biliyorsunuz Anayasa'ya göre Erdoğan dillendirdiği tarihte aday olamıyor. Ama önemli olan şu, bu konunun matematiksel hesaplarla bakılmasının belli açıdan Erdoğan'ın işine yaradığını söylememiz gerekiyor. Bu matematiksel hesaplamalar aslında Erdoğan'ın zaten 21 yıllık iktidarı boyunca hukuksuzluk üzerine kurduğu düzeni hukuki olarak sorgulamak anlamına geliyor. Burada önemli bir ayrıntı var, AKP zaten gayrı meşru bir parti. Dolayısıyla burada bir hukuk aramak doğru değil, elbette bunun mücadele kanalları açılmak zorundadır ancak AKP'yi durduracak şey, geriletecek şey toplumsal mücadelelerdir.
Seçim hemen yapılmalıdır, zaten buna hazırız. Ülkenin geldiği durum belli, yoksulluk, gericilik, çürüme, bunların hepsiyle hesaplaşılması gerekiyor, mesele sadece sandık ya da seçimler değil, toplumsal muhalefetin, sermayeye dönük öfkenin, Erdoğan'a dönük öfkenin vücut bulması gerekiyor. Dolayısıyla bu seçim tartışmalarını buradan okumanın doğru olduğunu düşünüyoruz. AKP'nin meşruluğunu sorgulatacak olan şey toplumsal mücadelelerdir."
'Sosyalist Güç Birliği tek başına bir seçim ittifakı değil'
Sosyalist Güç Birliği'nin 14 Mayıs Seçimleri'ne ilişkin nasıl yaklaştığını anlatan Doruk İnam, şöyle konuştu:
"Türkiye çok uzun süredir bir seçim atmosferinde, yani Erdoğan'ın 14 Mayıs'ı dillendirmesiyle bir seçim atmosferine girmedik. Neredeyse 2 yıldır, 3 yıldır ittifaklar var, bu ittifakların Türkiye siyasetine müdahaleleri var, temsil ettikleri bir takım ilkeler var ve bunun üzerinden siyaset yürüyor Türkiye'de, seçimler de bunun önemli bir ayağı. Biz sol-sosyalist güçler olarak zaten her bir partinin ayrı ayrı bu süreci okuması, her birinin ayrı ayrı taktikler geliştirmesi söz konusu elbette. Ama Sosyalist Güç Birliği'ni hayata geçirirken şunu söylemiştik: Türkiye'nin temeldeki sorunlarına dair bir ortaklık geliştirmek gerekiyor. Zaten ittifaklardaki temel sorun şu: Kimin ne dediği belli değil, ortadaki fark belli değil. Baktığınızda hangi ittifakın ne dediği belli değil. Biz sorunları tespit edelim ve belli sorunlar üzerinde ortaklaşalım diyerek masaya oturduk. Tabi ki partilerin farklı farklı görüşleri var ama şu önemli, Sosyalist Güç Birliği tek başına bir seçim ittifakı değil. Türkiye zaten çok zor bir süreçten geçiyor, büyük bir sömürü düzeninin içindeyiz, çok büyük bir yoksullaşma ve karanlık var. Burada emekçi sınıfların üzerine binen büyük bir yük var, biz şunu merkeze koyduk: Bugün Türkiye'de emekçilerin rahat bir nefes alabilmesi için ya da emekçilerin kurtuluşu için neyi öne çıkarmak gerekiyor? Aslında bu soruları sorarak başladık ve burada ilkeler üzerinde bir ortaklık sağladık.
Seçim sürecinin burada bir ara uğrak olduğunu düşünüyoruz. Sosyalist Güç Birliği'nin seçimlerde de ortak bir pozisyon alması, birlikte karar vermesi, seçim sonrasında da bu ittifakın güçlü olmasını belirleyecektir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda, biz emekçilerin seçeneksiz kalmaması için bir cumhurbaşkanı adayı çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Ama elbette ki süreci de Sosyalist Güç Birliği'ndeki diğer partilerle de takip ediyoruz ve ortak bir adım atmayı da merkeze alıyoruz. Bu konuda en kısa sürede bir netliğe kavuşacağımızı da söyleyebiliriz.
'TKP emekçilerin sesini daha da güçlendirecek'
Türkiye'de özellikle toplumsal muhalefette baskın bir 'Erdoğan gitsin' duygusu var. Biz bu duyguyu mutlak olarak paylaşıyoruz. Bu öfkeyi zaten sokakta da alanlarda da yaymaya çalışıyoruz. Burada şöyle önemli bir nokta var: Bu yeni söylediğimiz bir şey değil, 21 yıldır bunu söylüyoruz. Biz AKP'nin kuruluş gününden beri, AKP'ye ve Erdoğan'a karşı bir tavır aldık. Dolayısıyla 14 Mayıs seçimleri için, cumhurbaşkanlığı seçimleri için, Erdoğan'ın gitmesi için üzerimize düşen sorumluğu yerine getireceğimizi öncelikle belirtmek gerekir. Ama şu kısım önemli, 'Erdoğan gitsin' duygusunun, 15 Mayıs'ta bizi neyin beklediği önemli. Yaşadığımız sorunlar, sömürü, gericilik, bunlar Erdoğan'la sınırlı değil, düzenle alakalı. Dolayısıyla 14 Mayıs seçimlerinde de Erdoğan'ın karşısında ne dediği belli olmayan, ilkeleri olmayan, bir fark göremediğimiz bir şeyin bir parçası olmayacağımızı en başından söylüyoruz.
Parlamento seçimleri açısından Sosyalist Güç Birliği bir dayanışma içerisinde olacak ve işçi sınıfının siyasal hattının güçlenmesini merkeze alarak bir çalışma sürdürecek, TKP de emekçilerin sesini daha da güçlendirmek için parlamento için adaylarını çıkaracak."
'Erdoğan'sız AKP' seçeneği
Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği arasında herhangi bir "işbirliğinin" mümkün olup olmadığı üzerine gelen soruya ise TKP'li Doruk İnam şöyle yanıt verdi:
"Bir yaklaşım farkı var ona dikkat çekmek gerekiyor. AKP de muhalefet de çok açık ki bir meşruiyet krizi yaşamak istemiyor. Ama 21 yıl boyunca o kadar ok dönem de AKP'nin meşruluğunu yitirdiği olay yaşadık ki, mesela 15 Temmuz'dan sonra Erdoğan'ın bir daha cumhurbaşkanlığı yapamaması gerekiyordu ama ne oldu? 'Yenikapı Ruhu' denildi, sahip çıkıldı, ayağa kalkıldı. Ya da mecliste ana muhalefet partisi liderine yumruk sallandı. Sonra o meclisin koltuklarına gidildi, tekrar oturuldu.
17-25 Aralık diye bir şey yaşadık. Gezi Direnişi'nden söz edildi, milyonlar sokağa çıktı, hükümet istifa diyerek aylarca direndiler, meclis boşalmadı. Geldiğimiz noktada AKP'ye verilmesi gereken hiçbir yanıtın güçlü bir şekilde verilmediğini görüyoruz. En basitinden HDP'nin kapatılması, meselesi, bu kabul edilemez bir durumdur. Ama geldiğimiz noktada, bir 14 Mayıs'ta seçim HDP'nin kapatılmasını tartışıyoruz, sonrasında HDP kapatılırsa seçimlere nasıl gireceğini konuşuyoruz. Biz burada TKP olarak şunu söylüyoruz: Eğer HDP kapatılırsa seçimlerin öncesinde, o seçimlerin bir meşruiyeti yoktur. Tunus'ta benzer bir şey yaşandı, muhalefet seçimleri boykot etti, girmedi, yüzde 8'le sınırlı kaldı katılım. Tam da orada ciddi bir meşruiyet kaybı oldu orada.
İBB açısından da öyle, seçme ve seçilme hakkı, bu iradenin gaspı konuşuluyor. Ekrem İmamoğlu ilk seçimi kazandığı zaman bitmişti zaten seçimler, İmamoğlu kazanmıştı ve bir daha seçimlerin tekrarlanmaması gerekiyordu. Bu gibi şeylerin AKP'nin elini rahatlattığını bilmemiz gerekiyor. Burada sosyalistlerin, solun, biraz daha cesur, toplumsal muhalefeti sokağa çağıran, orada bir mücadeleyi örgütleyen bir düzen dışı alternatifi örmesi gerekliliğinin zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Millet İttifakı meselesi de tam olarak bununla bağlantılı. Anayasal mesele, hukuksuzlar vs. neden sahip çıkamıyorlar? 'Millet İttifakı ortak noktada buluştu' denildi; 'bir sürü ayrı ayrı düşünceden insanlar var'... Ortak noktada buluştu ama bir heyecan yaratamıyorlar. Yaratamamalarının nedeni, aslında o masadaki bir toplamın 'Erdoğan'sız bir AKP' istemesi. Bu toplumsal muhalefete heyecan vermiyor.
Mesela Anayasa'ya karşı olmak hukuksuzluk diyoruz, tarikatlar, bu ülkede hukuksuzluğun en büyük örneği. Anayasa'ya göre tarikatların suç olduğunu herkes biliyor. Ama Altılı Masa'dan kimileri çıkıp diyor ki 'İyi tarikatlar var, tarikatalar kapatılamaz'. Şimdi burada neyi tartışacağız? Hangi anayasayı, hukuku tartışacağız. Dolayısıyla burada düzlemi biraz değiştirmek gerekiyor.
Biz TKP olarak belli konularda netiz ve herkesle birlikte yürümeye açığız bunlara evet diyen. NATO'ya, AB'ye, ülkedeki yabancı üslere karşı çıkan, buraya karşı net bir tutum alan, piyasa ekonomisine karşı duran, TÜSİAD sermayesine karşı olan, laikliği ikirciksiz savunan herkesle birlikte yürürüz. Bu hem ittifak hem de seçim için geçerli. Ama şu denirse bize, 'Seçimler geliyor, çok önemli bir seçim, şu an NATO karşıtlığından vazgeçin' ya da 'Şu anda TÜSİAD karşıtlığını boş verin' derse bu bizim devrimci ahlakımıza sığmaz, yalan söylemiş oluruz, iki yüzlülük yapmış oluruz. Bizim buradaki tavrımız çok net, piyasa egemenliğine, laikliğe, yurtseverliğimize ilişkin pozisyonumuzu belirsizliğe sokabilecek hiçbir davranışın içine girmeyiz. Girersek zaten TKP, TKP olmaktan çıkar, bu da Türkiye'nin işçi sınıfı için çok kötü bir tablo demektir."
'Örgütlü hareket etmemiz gerekiyor'
Doruk İnam, seçim güvenliği tartışmalarına ilişkin ise şöyle konuştu.
"Seçime giden süreçte sosyalistlerin çok dikkatli davranması gerektiğini düşünüyoruz. Erdoğan ve AKP güç kaybetmiş olsa da kimi manevra yetenekleri olduğunun, Türkiye'nin iç siyaseti ile uluslararası dengeler arasında bir bağlantı olduğunun unutulmaması gerekiyor. Dolayısıyla seçim güvenliği meselesi sadece seçim gününü bağlayan bir şey değildir. Mutlak suretle hiç vakit kaybetmeksizin bu meseleye dair, seçimlere, Türkiye toplumunun, Türkiye emekçilerinin örgütlü bir biçimde girmesi için ciddiyetli davranmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da Türkiye Komünist Partisi bütün sorumluluğunun farkında ve yapılması gerekenlere dair hiç vakit kaybetmeden adım atacak. Çünkü biz aynı ciddiyeti, bütün meseleyi 'Erdoğan gitsin'e koyan Millet İttifakı'nda görmüyoruz. Seçim yasası dökülüyor, bir sürü boşluğu var. En basit, mükerrer oy kullanılmasını engellemek açısından parmağa mürekkep dökmek kadar basit bir konuş bile bugün tartışma dışı haline geldi.
Dolayısıyla, müdahaleye çok açık, Erdoğan'ın kimi hamlelerine çok açık bir seçim süreci olduğu kesin ve bizim seçim öncesinde bu ciddiyetle hareket etmemiz gerekiyor, bu bilinçle örgütlü hareket etmemiz gerekiyor.
'Erdoğan'dan bu ülkenin kurtulması gerekiyor, TKP buraya odaklanacak'
Erdoğan'dan bu ülkenin kurtulması gerekiyor, TKP buraya odaklanacak. Çünkü bugün Erdoğan'ın Türkiye'de emekçi sınıflar ve sermaye sınıfı arasındaki hesaplaşma için çok büyük bir engel oluşturuyor. Bu sorun Türkiye'nin en önemli sorunu, Türkiye'deki eşitsizlikler, sömürü düzeni, bu ülkenin geldiği hali, emekçilerin yaşadıkları sorunların en temel nedeni. Bugün bu ülkede, birilerinin fabrikaları var, okulları var, hastaneleri var, AVM'leri var, madenleri var ve bu çok sınırlı bir kesim. Bunun dışında kalan Türkiye'nin yoksulları ise sadece çalışmak için yaşıyorlar, evlerine bir ekmek götürebilmek için yaşıyorlar. Bu kabul edilemez bir durum, bizim açımızdan bu mutlak bir mücadele gündemi. İnsanların en temel hakları olan barınma, ısınma, sağlık, eğitim haklarının konuşulmuyor olması bile çok büyük bir problem.
Bir sıkışma var, Türkiye çok büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor, seçim de bunun önemli bir durağı. Ama seçim sonrasında da bir istikrar, bir ferahlama, bir normalleşme süreci olmayacak. Dolayısıyla Sosyalist Güç Birliği, TKP, buraya hazırlanacak. Buradaki boşluklara, kırılmalara müdahale etmeye çalışıyoruz, çünkü gerçek hesaplaşma emekçiler ile patronlar arasındadır. Biz Türkiye emekçilerine güveniyoruz."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
