Sayfa yolu
THTM İzmir'de sordu: 'Çerçeve yasa, barış, Türkiye: Yıkımı nasıl durduracağız?'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 21.09.2026 , 16:43
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM), İzmir’de hafta sonu düzenlenen iki ayrı etkinlikte Türkiye’nin içinden geçtiği süreci, “çerçeve yasa” tartışmalarını, barış başlığını ve ülkenin geleceğini ele aldı.
THTM Karşıyaka Meclisi’nin cumartesi günü Bostanlı Suat Taşer Sanat Merkezi yanındaki parkta, THTM Bornova Temsilciliği’nin ise pazar günü Çamdibi Atatürk Parkı Amfi Tiyatro’da düzenlediği etkinliklerde THTM Kurucu Üyesi ve emekli diplomat Engin Solakoğlu konuşmacı olarak yer aldı.
“Çerçeve Yasa, Barış, Türkiye: Yıkımı Nasıl Durduracağız?” başlığıyla gerçekleştirilen buluşmalarda, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu siyasi gelişmeler ve dış politika başlıkları ele alınırken, yaşanan sürecin halk açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve yıkıma karşı nasıl bir mücadele hattı kurulabileceği üzerine tartışmalar yürütüldü.
Etkinliklerin açılışında Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin (THTM) kuruluş süreci ve çalışmalarına ilişkin bilgi verildi. 7 Ocak 2024’te kuruluşunu gerçekleştiren Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin (THTM), farklı komisyonlar üzerinden yürüttüğü çalışmaların ardından meclis ve temsilciliklerini oluşturma kararı aldığı aktarıldı.
THTM’nin bir tartışma platformu olarak değil, kamuculuk, laiklik ve antiemperyalizm başlıklarında toplumsal mücadeleyi örgütlemeyi hedefleyen bir yapı olarak çalışmalarını sürdürdüğü vurgulandı. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin (THTM), Cumhuriyet'in kamuculukla buluşturulması ve emekçi bir cumhuriyetin kurulması hedefi doğrultusunda çalışmalar yürüttüğü ifade edildi.
Ardından söz, THTM Kurucu Üyesi ve emekli diplomat Engin Solakoğlu’na bırakıldı.
İktidarın sansür kararı sonrası açtığımız yeni X hesabımızı https://x.com/soLPortal2026 adresinden takip edebilirsiniz. Bu saldırılara boyun eğmeyeceğiz. Yanımızda olmak, desteğinizi sunmak için soL'a abone olun.
'Türkiye bu tabloda hedef değil, aynı zamanda aktör'
Engin Solakoğlu, konuşmasına "Batı Asya" olarak adlandırmayı tercih ettiği bölgede son yıllarda art arda yaşanan saldırılara, rejim değişikliklerine ve bölgenin yeniden şekillendirilmesine yönelik girişimlere dikkat çekerek başladı. Irak, Libya, Suriye ve İran’da yaşanan gelişmeler üzerinden bölgedeki tabloyu değerlendiren Solakoğlu, bu gelişmelerin birbirinden bağımsız ele alınamayacağını vurguladı.
Dünyadaki güç dengelerinin değiştiğine, Çin’in yükselişine ve emperyalist güçlerin buna verdiği yanıtın savaşlar ve çatışmalar üzerinden şekillendiğine dikkat çektiği konuşmasında, Batı Asya’nın bu güç mücadelesinin önemli alanlarından biri haline geldiğini ifade etti.
Bölgedeki gelişmelerin Türkiye’ye doğrudan etkileri olduğuna değindiği konuşmasında etnik ve mezhepsel farklılıkların bölgedeki siyasi ve jeopolitik hesapların parçası haline getirildiğini de belirtti.
Solakoğlu, Türkiye’nin bölgede yaşanan gelişmelerden yalnızca etkilenen bir ülke olarak ele alınamayacağını ifade etti. Türkiye’nin NATO üyeliği ve emperyalist sistem içerisindeki konumuna dikkat çeken Solakoğlu, Türkiye’nin 1940’lardan itibaren bu hiyerarşi içerisinde hareket eden bir ülke olduğunu belirterek, ülkenin yalnızca bir “kurban” ya da “hedef” değil, aynı zamanda bu sistem içerisinde aktör olmaya çalışan bir ülke olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmanın devamında Türkiye’nin 1990’ların sonlarından itibaren emperyalist sistem içerisindeki yeni rollere göre dönüştürülmeye çalışıldığını belirten Solakoğlu, AKP iktidarıyla birlikte bu dönüşümün hızlandığını söyledi. Ekonomik ve sosyal politikaların da bu süreçten bağımsız olmadığını ifade etti.
Emekli maaşlarının ve asgari ücretin düşük olması, özelleştirmeler, sosyal devlet anlayışının geriletilmesi, sendikal hakların zayıflatılması ve toplu sözleşme hakkının aşındırılması gibi başlıkların Türkiye’nin uluslararası konumuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Solakoğlu, bu gelişmelerin emekçilerin yaşam koşulları üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Cumhuriyet kazanımlarının yalnızca siyasi haklarla sınırlı olmadığını, ekonomik ve toplumsal hakları da kapsadığını vurgulayan Solakoğlu, yurttaşlık haklarının aşındırılmasının Türkiye’de yaşayan herkes açısından ortak bir sorun olduğunu söyledi.

'Kürt sorunu toplumsal bir mesele'
Uzun yıllardır devam eden Kürt sorununa da değinen Solakoğlu, sorunun varlığının inkâr edilmesinin çözümün önünde engel oluşturduğunu söyledi. Kürt yurttaşların etnik kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğradığı yönündeki görüşlere dikkat çeken Solakoğlu, bu durumun yalnızca belirli bölgelerde değil, Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşayan yurttaşlar açısından da ele alınması gerektiğini ifade etti.
Sorunun çatışma ve ayrışma üzerinden değil, eşit yurttaşlık temelinde ve toplumsal bir mesele olarak ele alınması gerektiğini belirten Solakoğlu, Türkiye’deki sermaye düzeninin Kürt sorununu tarih boyunca etnik ayrışma ve çatışma üzerinden kullanmasının emekçilerin ortak mücadelesini de zayıflattığını söyledi.
Türk ve Kürt emekçilerin birbirinden ayrıştırılmasının sermaye düzeninin devamlılığı açısından işlev gördüğünü ifade eden Solakoğlu, farklı kimliklere sahip yurttaşların eşit haklara sahip olmasının tüm emekçiler açısından ortak bir kazanım olduğunu vurguladı.
'İçinde cumhuriyetin olmadığı bir cumhuriyet tablosuna doğru sürükleniyoruz'
Türkiye’de sermaye düzeninin Cumhuriyet'in kazanımlarından uzaklaşarak Osmanlıcılık ve bölgesel genişleme söylemleri üzerinden halkın dikkatini başka alanlara yönelttiğini ifade eden Solakoğlu, bununla birlikte Cumhuriyet'in kuruluşuyla elde edilen yurttaşlık haklarının da aşındırıldığını söyledi. Bugün yaşanan birçok tartışmanın, yurttaşların uzun mücadelelerle elde ettiği hakların geriletilmesiyle bağlantılı olduğunu belirtti.
Seçme ve seçilme hakkının Türkiye topraklarında uzun yıllara yayılan bir mücadele sonucunda elde edildiğini hatırlatarak, yurttaşların kendi yöneticilerini seçebilmesi ve gerektiğinde değiştirebilmesinin demokratik düzenin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Uzun yıllar boyunca Türkiye’de seçimlerin, iktidarların halkın oylarıyla değiştirilebileceğine ilişkin bir inanç yarattığını belirtirken, özellikle yerel seçimlerin yurttaşların gündelik hayatını doğrudan etkileyen yönetimleri belirleme açısından önemli olduğunu ifade etti.
1994 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini hatırlatan Solakoğlu, seçimlerde yaşanan usulsüzlük iddialarının Türkiye’de seçimlerin niteliğinde yaşanacak değişimlerin işaretlerinden biri olduğunu söyledi. Bu gelişmelerin yeterince fark edilmediğini belirten Solakoğlu, muhalefet dahil olmak üzere siyaset alanındaki aktörlerin de bu süreci yeterince değerlendiremediğini ifade etti.
Türkiye’de 2002 yılından itibaren demokratik, toplumsal ve ekonomik hakların giderek aşındığını belirten Solakoğlu, toplu sözleşme ve sendika hakkının zaman içerisinde “aksesuara” dönüştürüldüğünü savundu. Sendikal mücadelenin insanlığın yüzyıllara yayılan mücadeleleri sonucunda elde edilmiş bir hak olduğunu vurgulayan Solakoğlu, sendikaların da zaman içerisinde işlevsizleştirildiğini söyledi.
Demokrasi ve adalet alanında da benzer bir gerileme yaşandığını ifade eden Solakoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“2002 yılından itibaren hızlanan bir şekilde demokratik haklarımızın, Cumhuriyet’ten kaynaklanan toplumsal ve ekonomik haklarımızın elimizden gittiğini görmeye başladık. Toplu sözleşme hakkı, sendika hakkı zaman içerisinde aksesuara dönüştü. İnsanlığın birkaç yüz yıllık mücadeleyle oluşturduğu sendikal mücadelenin içinin nasıl boşaltıldığını ve sendikaların nasıl işlevsiz hale getirildiğini de gördük. Aynı şekilde demokrasi derken demokrasi elden gitti. Adalet derken karşımızda artık tamamen partili bir adalet mekanizması var. Cumhuriyet derken de içinde Cumhuriyet’in olmadığı bir Cumhuriyet tablosuna doğru sürükleniyoruz.”

'Birinci çözüm süreci de ikinci çözüm süreci de Türkiye'nin içerisindeki dinamiklerin bir ürünü değildir'
Konuşmanın önemli başlıklarından biri de ikinci “çözüm süreci” oldu. Solakoğlu ilk çözüm sürecinin başarısızlıkla sonuçlandığını hatırlatılırken, hem birinci hem de ikinci sürecin yalnızca Türkiye içerisindeki dinamiklerle açıklanamayacağı görüşü dile getirdi.
Solakoğlu, birinci süreçte AKP ile Kürt siyasi hareketinin gündemlerinin örtüşmediğini ve sürecin bu nedenle sonuca ulaşmadığını ifade etti. İkinci sürecin 2024 yılının Ekim ayında başlayan gelişmelerle birlikte gündeme geldiği belirtilirken, Türkiye’deki askeri dengelerin ve Suriye’de yaşanan gelişmelerin süreç üzerinde etkili olduğu ifade edildi. Solakoğlu, PKK’nin Türkiye’deki silahlı mücadele kapasitesinin geçmişe kıyasla önemli ölçüde gerilediği ve Suriye’de ABD ile kurulan ilişkilerin de yeni dengeler nedeniyle farklı bir noktaya geldiğini belirtti.
Solakoğlu, Suriye’deki gelişmelerin de ikinci sürecin arka planında önemli bir yer tuttuğunu belirterek, PKK’nin Suriye’de ABD desteğiyle elde ettiği konumu Türkiye’de siyasi bir kazanıma dönüştürme hesabı yaptığını vurguladı. Ancak Suriye’de yaşanan gelişmelerin ardından bu hesabın karşılık bulmadığını ifade eden Solakoğlu, PKK’nin Suriye’de askeri ve siyasi açıdan ağır bir yenilgi aldığını söyledi.
Bölgedeki güç dengelerine de dikkat çeken Solakoğlu, Kürt siyasi ve silahlı hareketlerinin emperyalist güçler açısından belirli görevlerde kullanılabilecek bir işlev üstlendiğini savundu. Ancak bu hareketlerin kendi gücünü aşan bir rol üstlenmeye çalışmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Solakoğlu, PKK’nin de Türkiye’nin bölgesel rolünün yerine geçebileceği yönündeki hesabının başarısız olduğunu ifade etti.
'Çerçeve yasa Kürt sorununun tamamına yanıt vermiyor'
Konuşmasında çerçeve yasa tartışmalarına da değinen Solakoğlu, uzun süre içeriği ve kapsamı tartışılan sürecin sonunda gündeme gelen düzenlemenin Kürt sorununun toplumsal boyutlarına yanıt vermediğini ifade etti.
Çerçeve yasanın ağırlıklı olarak silahlı örgütün yöneticileri, üst kadroları ve cezaevindeki üyelerine ilişkin düzenlemeler üzerinden şekillendiğini belirten Solakoğlu, bunun Kürt yurttaşların gündelik yaşamda karşı karşıya kaldıkları sorunları çözmeye yetmeyeceğini söyledi.
Kendi dilini eğitimde kullanmak isteyen bir Kürt yurttaşın ya da geçim sıkıntısı yaşayan bir Kürt emekçinin sorunlarının bu kapsamda ele alınmadığını ifade eden Solakoğlu, Kürt yurttaşların eşit yurttaşlık temelinde toplumun geri kalanıyla nasıl ortak bir yaşam kuracağının tartışılması gerektiğini vurguladı.
Solakoğlu, sürecin kamuoyunda Abdullah Öcalan’ın koşulları ve yaşam alanı üzerinden yürütülen tartışmalara sıkıştırılmasını da eleştirdi. Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan sorunlara dikkat çeken Solakoğlu, yüz binlerce mahpusun bulunduğu bir ortamda tartışmanın tek bir kişinin yaşam koşullarına indirgenmesinin sorunun toplumsal boyutunu geri plana ittiğini savundu.

'Verilen tavizler emekçilerin sırtından'
Türkiye’de yürütülen sürecin Türk ve Kürt emekçiler arasında karşıtlık yaratacak biçimde ele alınmaması gerektiğini belirten Solakoğlu, tartışmanın etnik kimlikler üzerinden değil, sınıfsal çıkarlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Kürtler için bazı hakların tanınmasının Türklerin haklarını azaltacağı” yönündeki yaklaşımın doğru olmadığını ifade eden Solakoğlu, tartışmanın merkezine Cumhuriyet kazanımlarının, yaşam hakkının ve demokratik hakların korunmasının konulması gerektiğini savundu.
Solakoğlu, söz konusu düzenlemelerin Türk ve Kürt emekçilerin ortak mücadelesini zayıflatacak biçimde kullanılmaması gerektiğini belirterek, asıl ayrımın etnik kimlikler arasında değil, emekçiler ile sermaye sınıfı arasında kurulması gerektiğini ifade etti.
'Halkların direnişi emperyalist hesapları değiştirebilir'
Solakoğlu, konuşmasının son bölümünde bölgedeki gelişmeler üzerinden halkların direnişinin belirleyici rolüne dikkat çekti. İran’a yönelik dış müdahaleler karşısında farklı etnik ve mezhepsel grupların ülke bütünlüğü içerisinde direnç göstermesinin, dışarıdan yapılan hesapların her zaman beklenen sonucu vermediğini gösterdiğini söyledi.
Benzer biçimde Yemen’deki gelişmelerin de emperyalist güçlerin bölgeye ilişkin hesaplarının karşısına halkların direnişinin çıkabileceğini gösterdiğini belirten Solakoğlu, bölgedeki gelişmelerin halkların kendi iradelerinin önemini ortaya koyduğunu ifade etti.
Konuşmasının sonunda Türkiye’de yaşayan insanların da kendilerine biçilen rollerle sınırlı olmadığını vurgulayan Solakoğlu, örgütlenmenin ve toplumsal mücadelenin önemine dikkat çekti. Türkiye’nin ve bölgenin geleceğinin yalnızca devletler ve uluslararası güçler arasındaki hesaplarla belirlenemeyeceğini belirten Solakoğlu, halkların mücadelesinin de bu süreçte etkili olabileceğini söyledi.
Solakoğlu konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Nasıl Yemen’de beş yüz bin tane Husi direnip bir şeyler yapabiliyorsa, nasıl İran’ın doksan milyona yakın nüfusu ‘Evet, benim bu rejimden şikâyetim var ama emperyalizmin bana biçtiği gömleğin içine girmek istemiyorum’ diyebiliyorsa, Türkiye’de yaşayan insanlar da emperyalizmin bize biçtiği bu gömleği giymeye rahatlıkla karşı çıkabilirler. Bunu da örgütlenerek, direnerek ve öncelikle çaresiz olmadıklarını bilerek yapmak durumundalar. İşte bu akşam ben sizlerin karşısına bu inanç ve bu düşünceyle çıktım.”

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.