Breadcrumb
Tecavüzden kurtulan çocukları 'ölüm tecrübesi' bekliyor
Orhan Gökdemir
Yayın Tarihi: 21.12.2022 , 07:57 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
“Öğretmenim geceleri korkudan uyuyamıyorum. Ölüm rabıtası yaptık yurtta. Çok korkuyorum. Kızar diye anneme de diyemedim.” Tarikat yurdunda kalan 11 yaşındaki bir öğrencinin öğretmenine anlattığı olay korku filmlerden çıkmış gibiydi. Tarikat yurdunda kalan çocuklar toplu halde ölümü deneyimlemeye zorlanıyordu. Ölüm rabıtası bir tarikat geleneği, bu tarikatın yurtlarında kalan öğrenciler de bu deneyimi yaşamak zorunda bırakılıyor.
Rabıta-i mevt, ölüm rabıtası, Nakşibendi tarikatında yaygın bir uygulama. Etimolojik açıdan râbıta sözcüğü “rabt kökünden türemiş; “birleştirmek” ve “bağlamak” anlamlarına geliyor. Tasavvufta ise müridin, konsantre olup şeyhini aklında canlandırarak şeyhinden yardım istemesi, şeyhinin yardımı ile Allah'tan feyz alması anlamına geliyor. Nakşibendi Tarikatının kurucusu Bahaeddin Nakşibend’in ömrünün son döneminde yaptığı hac yolculuğunda halifesine kendisine râbıta etmesini ve suretini düşünmesini tavsiye ettiği iddia ediliyor. Tarikat geleneğine göre râbıtada şeyhin iki kaşının arasını düşünmek gerekir. Çünkü burası feyiz mahalli (Allah’tan türeyen bilgilerin bölgesi) olarak düşünülüyor.
Tarikat kabulüne göre râbıta uygulaması tasavvufî eğitimin sadece başlarında gerekli. Olgunlaşmış müritler için gereksiz. Çocukların maruz kalmasının nedeni, tarikat yurduna, okuluna katılan her öğrencinin tarikatın müstakbel müridi sayılması.
'Şeyhi düşündün, sıra ölümü düşünmede'
“Ölüm rabıtası” bu tarikat geleneğinden türetilmiş. Ölümü düşünmek; öldüğünüzü, başınızda ağlayanları, yıkanıp kefene sarındığınızı, toprağa gömüldüğünüzü vs. zihninizde canlandırmak şeklinde tarif ediliyor. Böylece nefs ölüme ölümden önce alıştırılır ve terbiye ediliyor. Rabıta akşam namazından sonra yapılıyor. 15 dakikadan az olmuyor, bir buçuk saate kadar uzayabiliyor. Böylece çocuklardaki yaşama sevinci törpüleniyor, akılları ölüm korkusuyla şekillendiriliyor.
Bu sapkınlığın yurtta kalanlar üzerinde nasıl ağır bir tahribat yaptığının örneği Enes Kara. 20 yaşında tıp fakültesi öğrencisi olan Kara, dinî inancı bulunmadığı hâlde aile yönlendirmesi ve teşvikiyle kaldığı Nur Cemaati yurdunda gördüğünü iddia ettiği baskı sonucu 10 Ocak 2022 tarihinde intihar etti. Kara, intiharından önce intihar notu sayılabilecek bir video çekti ve yaşadığı baskıları anlattı. Erişim yasağı gelen videoda Kara, dinî baskı yüzünden ateist olduğunu; kendisine yurtta zorla yaptırılan ibadetler, zorunlu okuma programları, telefonlara el koyulması gibi nedenler yüzünden “yaşama sevincini yitirdiğini” açıklıyordu.
Ocak ayında bir öğretmen, cemaatlerin ve tarikatların eline teslim edilen öğrencilerin neler yaşadıklarını soL’a anlatmıştı. Öğrencilerden biri “Öğretmenim geceleri korkudan uyuyamıyorum. Ölüm rabıtası yaptık yurtta. Çok korkuyorum. Kızar diye anneme de diyemedim’’ diye yakınıyordu. Diğeri, “Sabah namazına kalkıp temizlik yapıyoruz. Çok uykusuzum öğretmenim. Uyuyabilir miyim?’’ diyordu. Bunlar öğretmenlerin çoğunun tanığı olduğu olaylar. Ancak gerici iktidar öğrencileri ve öğrencilerini korumaya çalışan öğretmenleri yalnız bırakıp, susturup sindirmek için elinden geleni yapıyor.
Dayak cennetten...
Çocukların ölüm korkusuyla intihara sürüklendiği tarikat yurtlarında baskılar Nazi toplama kampı kıvamında. Yurtlarda kot pantolon, yazılı ya da resimli tişört giymek yasak. Her öğrenci günün her saati kumaş pantolon, beyaz gömlek ya da yakası olan yazısız tişört giymek zorunda. Liseye geçen öğrencilerin tamamı takım elbise ceketlerini giyerken arkasında bulunan yırtmacı dikmeli. Okullarda kadınlarla konuşmak, iletişime geçmek ve hatta yan yana oturmak yasak.
Herhangi bir kurala uyulmadığında en yaygın ceza dayak. Dayak, tokat atmadan terlikle vurmaya, kemerle dövmekten sopalamaya kadar çeşitlendirilmiş bir uygulama. Hafta sonu aile ziyaretlerin iptal edilmesi, bütün hafta bulaşık yıkayıp, patates soğan doğramak da yaygın. Telefon yasak, bilgisayar kullanımı yalnızca yurdun bilgisayarlarından sağlanabiliyor. Banyo yalnızca haftada bir. Özetle “talebeler” Nazi kamplarında olduğu gibi ölüm korkusu ve sistematik şiddetle terbiye ediliyor.
Ölüm Rabıtası uygulaması o kadar yaygınlaştı ki, bu “ibadetin” dinde yeri olup olmadığı da tartışılıyor. Bazılarına göre bu bir tarikat uygulaması ve dinde yeri yok. Haliyle onlar tarikatların bu yolla “şirk koştukları”nı, yeni bir ibadet icat ettiklerini iddia ediyor. Tabii bu tartışmaların akıp giden hayata bir etkisi yok. AKP tarikatları bir iktidar manivelası olarak kullanmaya devam ediyor. Tarikat eliyle eğitim düzeneği bir çocuk öğütme makinasına dönüşmüş durumda. Nazi uygulaması tarikatlar eliyle yürürlükte.
Çocukları bu toplama kamplarından kurtarmak ve savunmak acil görev. Sadece tarikatları değil, kontrol ettikleri bütün kurumları da derhal kapatmak ve dağıtmak gerekiyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.