Breadcrumb
SÖYLEŞİ | 'İş cinayetleriyle ilgili resmi verilere güvenemeyiz'
Sancak Yıldız
Yayın Tarihi: 14.04.2022 , 13:23 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Önlenebilir iş kazalarında her yıl çok sayıda işçi ihayatını kaybediyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin son yayınladığı rapora göre 2022 yılının ilk üç ayında en az 347 işçi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin 18’i göçmen/mülteci işçi.
Diğer yandan göçmen işçilerin büyük oranda kayıt dışı olarak çalıştıklarını ve burada yaşanan iş cinayetlerinin istatistiklerine ulaşmanın kolayca mümkün olmadığını da unutmamak gerekiyor. Güvencesiz ve açlık sınırının altında ücretlerle çalışma, mobbing ve birçok nedenden dolayı işçi intiharlarında da ciddi artış olduğu raporda öne çıkanlar arasında.
Konuyu İstanbul İSİG Meclisi gönüllüsü Av. Balım İdil Deniz ile konuştuk.
İş cinayeti ne demek ve yasalarda nasıl bir karşılığı var, kısaca anlatır mısınız?
“İş cinayeti” artık işçi sınıfı mücadelesine ve işçi haklarına duyarlı her kesimin söylemlerinde yer edindi. Bu kavramı ele almadan önce, bir hukuk terimi olarak iş kazası üzerinde durabiliriz. İş kazasına ilişkin olarak mevzuattaki tanımlara göz atarak başlarsak, aslında iş kazasını nasıl tanımlamamamız gerektiğine dair bir fikir edinmek mümkün. İş kazası, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda (m.3/1/g) "işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay" olarak tanımlanıyor. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi ise iş kazası olarak sayılan belirli halleri düzenlemekte. Aynı maddede "sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay" ifadesi yer alıyor.
İki hükmü detaylarıyla bir arada değerlendirecek olursak; mevzuatta iş kazasının ne kadar dar kapsamlı olarak tanımlandığını görebiliriz. İş kazası sayılacak hallerin yanında “kimin” iş kazası geçirebileceği de belirlenmiş, dolayısıyla işçilerin büyük bir bölümü aslında daha en başından işçi hakları ve sosyal güvenceler kapsamı dışında bırakılıyor. Mevzuatın uygulama aşaması bir yana, daha düzenleme aşamasında işçilerin nasıl işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin dışına itildiğini ve güvencesiz çalışmaya zorlandığını görüyoruz.
Peki iş kazaları ve cinayetlerini nasıl tanımlamamız gerekir?
İSİG Meclisi olarak hazırladığımız raporlarda iş cinayetlerinin nerede gerçekleştiği, çalışma esnasında olup olmadığı vb. hususlarla sınırlı olmaksızın “iş ile ilgili tüm süreçlerde gerçekleşen ölümleri” kayıt altına alıyoruz. Dolayısıyla aslında iş cinayetlerinin tanımını da bunun üzerinden yapabiliriz.
SGK ile İSİG Meclisi’nin verilerinde ortaya çıkan tablolar epey farklı. Bu farkın temel sebebi nedir?
İş cinayetleri özelinde konuşmak gerekirse -hayatını kaybeden işçilerin sayılara indirgenemeyeceğini vurgulamakla beraber- gerçek sayılara ulaşamıyor olmamız en büyük sorunlardan biri. İSİG Meclisinin raporlarında "en az" ifadesi bu yüzden kullanılıyor. Ayrıca gerekli denetimlerin yapılmaması, bildirim yükümlülüğünün ihlaline ve kayıt dışı çalışmaya göz yumulması da sunulan verileri ve resmi istatistikleri güvenilmez kılıyor. Dolayısıyla manipülasyon diyebileceğimiz bir husus yeterli veriye ulaşılamaması, bunun engellenmesi. Buna rağmen raporlarda da gördüğümüz gibi, elimizdeki sınırlı verilerle dahi karşılaştığımız tablo can yakıcı.
Peki SGK iş cinayetlerini nasıl tarif ediyor?
SGK, iş kazasının varlığı konusunda mevzuattaki sayılı halleri esas alıyor. Şıklardan biri size uymuyorsa iş kazası geçiremezsiniz, çalışırken ölmüş olamazsınız. Kısa bir parantez açalım: SGK’nın bu tutumu aynı zamanda işçinin veya yakınlarının geçici/sürekli iş göremezlik ödeneği, ölüm geliri gibi iş kazası sigortasından sağlanan haklardan mahrum kalmasına da sebep oluyor. İşverenler ise cezasızlık politikası sayesinde hiçbir yaptırımla karşılaşmadan kâr hırslarının peşinden gitmeye devam ediyor. Bu döngünün kırılması, baştan sona tüm süreçte iş cinayetlerine kayıtsız kalınmasını önlemekle mümkün.
Siz verilere nasıl ulaşıyorsunuz, zorlanıyor musunuz?
İSİG Meclisi olarak düzenli çıkardığımız raporların yanında geçtiğimiz ay ikinci sayısını çıkardığımız e-dergimiz ve web sitemizde yer alan yazılarla da iş cinayetleri konusunda üretimlerimize devam ediyoruz.
Raporlarımızı yerel ve ulusal basın, işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, meslek örgütleri ve sendikalardan öğrendiğimiz bilgilerle hazırlıyoruz.
Dolayısıyla iş cinayetlerinin basına yansımasının engellenmesi, bu tür haberlere yer veren basın organlarının giderek azalması, ölen işçilerin mesai arkadaşlarının işyerindeki baskılar nedeniyle susmak zorunda bırakılması gibi hâller bizim de verilere ulaşmamız önünde bir engel teşkil ediyor.
İş cinayetlerinde yargı süreci nasıl işliyor? Burada adaletin yerini bulduğunu söylemem mümkün mü?
İş cinayetleri yargıya farklı şekillerde taşınıyor: Ceza davası, maddi/manevi tazminat davaları ve kimi zaman karşımıza çıkan iş kazası tespit davaları. Ceza yargılaması açısından hangi suç kapsamında inceleme yapılacağı verilecek cezayı doğrudan etkiliyor. Suçun kasten veya taksirle işlenmesi, ölümün ihmal sonucu olması gibi faktörler devreye giriyor. Türkiye’de yargılama sürelerinin uzunluğu tahammül sınırlarının ötesinde. Bir şekilde dava sonuçlansa bile cezasızlık kültürü yerleşik hâle geldiğinden adalet arayışımız karşılığını bulamıyor. Kanunda öngörülen cezalar bile uygulanmıyor.
SGK tarafından söz konusu olayın iş kazası olarak değerlendirilmemesi de süreci uzatan bir başka etken. Bu durumda olayın iş kazası olup olmadığının tespiti için ayrıca bir dava açılması gerekiyor.
Tazminat davaları bakımından da yargılamanın uzaması olağanlaştırıldı. Manevi tazminat tutarları yaşanan adaletsizliğin bir başka sembolü haline gelmiş durumda.
Senelerce süren davaların kimi cezalandırdığını, kimi yıprattığını biliyoruz ve yazık ki bu kişiler iş cinayetlerinin sorumluları değil.
Son olarak sendikalıların ve sendikalı olmayanların durumunu karşılaştırdığımızda ne görüyoruz?
Raporlarda dikkat çeken noktalardan biri iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin çok büyük bir bölümünün sendikasız olması. 2021 yılı raporunda bu oran %94 sendikasız, %6 sendikalı şeklindeydi. Bunun tesadüf olmadığı kanaatindeyim. İş cinayetleri özelinde de işçi hakları genelinde de kazanımlar ancak örgütlülükle ve birlikte mücadele edildiğinde elde edilebiliyor. Mücadelemizin, bizi sağlığımızdan eden, öldüren kapitalist sistemle olduğunu unutmamak gerek.’
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

