Sayfa yolu
'Sokullu'da Rönesans' devam ediyor: 'Kasabadan modernist başkente Ankara'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 11.03.2024 , 19:23 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
2022 yılının Aralık ayından beri Ankara Sokullu Semt Evi’nde gerçekleştirilen “Sokullu’da Rönesans” başlıklı söyleşi dizisi devam ediyor.
2024 İlkbahar-Yaz dönemi etkinlikleri sanatçı Serenad Bağcan'ın katılımıyla “Kadın Ses Sanatçısı Olmak” başlığıyla gerçekleşmişti. Dönemin ikinci etkinliği Dr. Deniz Altay Baykan'ın katılımıyla “Kasabadan Modernist Başkente Ankara” başlığıyla yapıldı.
Yerel seçimlere bir aydan kısa bir süre kala düzenlenen etkinliğe akademisyenlerin, öğrencilerin, mahallelinin yanı sıra TKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ali Ufuk Arikan ve TKP Çankaya Belediye Meclis Üyesi Adayı Deniz Aksoy da katıldı.
'Modernizm projesinin gerçekleştirilme mekanı olarak görülüyor'
Sözlerine etkinlik başlığının anlamına vurgu yaparak başlayan Baykan, "Ankara başkent olarak seçiliyor ve modernizm projesinin gerçekleştirilme ve uygulanma mekanı olarak görülüyor. Cumhuriyeti kuran kadroların başkent ile ilgili çeşitli vizyonları var" dedi.
Baykan'ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
"Bu vizyonun sadece gözlerinde canlandırdıkları, hayal ettikleri ya da sürdürmek istedikleri ideolojik müdahalelerini gerçekleştirecekleri bir mekan olmanın ötesinde örnekleri de var. Modernizmin önemli göstergelerinden bir tanesi de ulus devlet anlayışının güçlenmiş olması. Ulus devletlerin tek elden ve kısa zamanda bir plan disiplini içinde kurulması 20. yüzyıla özgü bir olgu. Geliştirilen çeşitli başkentleri sayabiliriz: Canberra 1911, Tiran 1919, Brazil 1956. Bu örneklerde Ankara'nın o tarihsel süreç içinde çokta gelişmiş kimliği olan, yaşam biçimi ve yapılarıyla kendini gösterebilen bir kent olmamasının bir yerde tercih edilen bir şey olduğunu gösteriyor. Orada artık modernist bakış açısıyla gerçekleştirilmek istenen kent ortaya çıkarılabilecek.
Bunu gerçekleştirmek üzere sadece ekonomiyi canlandırmak, nüfusun içinde yaşayacağı alanın alt yapısını güçlendirmek yeterli olmuyor. Kurumsal ve yasal süreçlerin tariflenmesi çok önemli. Sadece fiziksel alanda müdahaleler değil, bu müdahaleleri ne biçimde yapılacağının kurgulandığı kurumsal yapılara ihtiyaç var. Kentsel altyapı ve hizmetlerin geliştirilmesi çok önemli. Kentin fiziksel olarak planlanması en başta geliyor. Birde kent yaşamını geliştirmek için kültür yapılarının inşası ve yeni kültür kurumlarının oturtulması önem kazanıyor. Bunlar çok ciddi ve tek elden kısa sürede yapılması gereken şeyler.
'Ankara'nın yeni bir kent olarak geliştirilmesinde iki farklı görüş var'
Ankara'da bir imar planı hazırlığı kapsamında çeşitli adımlar atıyor. Bir tanesi 1/4000 Ankara haritasının çıkarılması, bataklıkların kurutulması, büyük kamusallaştırılmaların yapılması ve kentsel altyapı hizmetlerinin gerçekleştirilmesi. Haritanın yapılması önemli bir süreç. Ankara'nın yeni bir kent olarak geliştirilmesinde iki farklı görüş var. Bir görüş tren hattını sınır alırsak kuzeye kaleye doğru olan eski kentte yoğunlaşarak gelişmesini istiyor. Bu kesim daha çok eski Ankaralılar. Diğer grup olan yeni gelen, ordu mensupları,teknokratlar güneye kayıp orada yeni bir kent kurmak isteyenler.
‘Aslında plansız gelişmenin o zamandan başladığını söyleyebiliriz’
Çoğunlukla yeni gelen nüfus eski Ankara'da kiracı olarak bulunurken böyle bir gelişme alanının ortaya çıkması, aslında şehremanetinin kamulaştırdığı bir alan olması, resmi olarak kentin kayacağı yönü gösterdiği için bu bölgede yavaş yavaş arsalar satın alınıp konutlar inşa edilmeye başlanıyor. Aslında plansız gelişmenin o zamandan başladığını söyleyebiliriz…
'Cumhuriyet kadroları kentin gelişmesinde hak sahibi olmak istiyorlar'
Şehremanetinin Ankara’nın kurgusunda çok önemli bir etkisi var. Mesela, İstanbul şehremaneti içinde bulunan belediye meclisi üyelerine arsa sahibi olmaları ve vergi ödemeleri şartı var. Yani İstanbul’da yerel yönetim içerisine yine yerel nüfusu barındıran ve oyları ile karar verilmesinde çok etkili olan üyelerin yerel halktan oluşması şartı var. Ankara’da bu şart ortadan kaldırılıyor. Cumhuriyet kadroları toprak sahibi olmamalarına rağmen yerel süreçlerde ve kentin gelişmesinde hak sahibi olmak, yönlendirmek istiyorlar. Zaten onların kenti. Bununla birlikte Ankara’nın güneyi ve kuzeyi arasındaki toprak sahiplerinin ya da oturanların farklılaşmaya başladıklarını görüyoruz. Bir ikili yapıdan söz etmeye başlıyoruz.
‘Ankara 1950'lere kadar iki plan çerçevesinde yapılaşıyor’
Ankara'da nüfus 1923'te 21 bin 446, 1928'de 107 bin 641 oluyor. Bu ve aynı zamanda kentsel dönüşüm yönünün belirlenmesi plansız imar girişimlerine neden oluyor. Her ne kadar imkansızlıklar olsa da bir plan yapılmasına karar veriliyor. Ankara aslında 1950'lere kadar iki plan çerçevesinde oluşuyor ve yapılaşıyor. Biri Alman şirkete ısmarlanıyor. Burada müellif mimar Lörcher. Alman şirkete iki farklı plan öneriliyor. Eski şehir planı ve yeni şehir planı. Eski kentte çok radikal değişiklikler öneren ve maliyetli bir plan. Yenişehir planı ise planın nitelikleri dolayısıyla değil ama plansız gelişmeleri çerçeve içinde meşru kılabilmek ve bundan sonraki gelişmeleri kontrol edebilmek için kabul ediliyor."
'Jansen’in planı daha toplum hedefli'
Etkinliğin ilerleyen bölümünde Lörcher Planının detaylarını aktaran Deniz Altay Baykan, planın yetersiz kalması nedeniyle 1927'de yeni bir yarışma yapılmasına karar verildiğini belirtti. Jürinin, Herman Jansen projesini birinci, Léon Jaussely projesini ikinci seçtiğini aktaran Baykan, etkinlik boyunca Jansen Planı'na dair görseller eşliğinde bilgilendirme yaptı.
Baykan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Jansen’in planı daha toplum hedefli. O zaman Avrupa'da çok yaygın olan bahçeşehir geleneğine inanan bir mimar. Mahallelerde bahçeli evler örneğini var edecek bir plan üretiyor. Merkezden çepere doğru yoğunlukları azaltan bir plan. Kale çok önemli. Kaleyi şehrin baştacı olarak niteliyor. Eski Ankara’ya hiç dokunulmaması gerektiğini söylüyor.
Jansen’in asıl inandığı öneri kentin güneye değil, kuzeye gelişmesi. Çok da haklı. Biliyorsunuz biz 1970’lerden sonra dağlarla çevrili Ankara’da çok fazla hava kirliliğiyle mücadele etmek zorunda kaldık. Bu nedenle 1990 yılında yapılan kent gelişim şemasının Batıkent yönünde gelişimi öngörmesinin nedeni iklim koşullarını daha iyi kullanmaktı. Bunu Jansen o günlerde söylüyor. Fakat yöneticilerin kararına uymak zorunda kalıyor. Yarışma 1927 tarihli ama 1932 yılında galiba plan imzalanıyor. Bu süre arasında Jansen yeni şemalar şehremanetinin isteği üzerine ayrıntı planlarını geliştiriyor. 1939 yılına kadar yardımcısı olarak Türkiye’ye gelip gidiyor."
'Sokullu’da Rönesans' devam edecek
İlerleyen aylarda gerçekleşecek etkinlikler şu şekilde:
- Prof. Dr. Erhan Nalçacı'nın katılımı ile "Bilim Tarihinin Neresindeyiz?" (28 NİSAN PAZAR 15.00)
- Doç. Dr. Kaya Tokmakçıoğlu'nun katılımı ile "İstanbul’un Toplumsal Mücadeleler Tarihi: Kentsel Mekanın Siyasallığını Düşünmek" (5 MAYIS PAZAR 15.00)
- Haluk Polat'ın katılımı ile "Cumhuriyet Dönemi Korolarından İşçi Sınıfı Korolarına" (19 MAYIS PAZAR 15.00)
- Fide Lale Durak'ın katılımı ile "Türkiye Aydınlanma Tarihinde Resim ve Heykel" (9 HAZİRAN PAZAR 13.00 söyleşi - 15.00 müze gezisi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

